09-01-2015

Fotoğrafı Kaldırmak Videosu

Fotoğrafı Kaldırmak videosu, DEPO‘nun 5 Eylül – 3 Ekim 2014 tarihleri arasında ev sahipliği yaptığı Hafızayı Harekete Geçirmek: Kadınların Tanıklığı sergisi için Hafıza Merkezi tarafından hazırlandı.

Video, eşi zorla kaybedilen kadınlarla Hafıza Merkezi Belgeleme Ekibi’nin yüz yüze yaptığı görüşme kayıtlarından derlenmiştir. Derlemede eşi zorla kaybedilen kadınlar, eşlerinin kaybedilme anlarını, sonraki arayış süreçlerini,kaybedilme sonrasında gündelik hayatlarında bir kadın olarak yaşadıkları sıkıntıları, kaybettikleri eşleri hakkında düşüncelerini ve devam eden mücadelelerini anlatıyorlar.

Bilindiği üzere Hafıza Merkezi, sistematik ve yaygın insan hakkı ihlallerinin uluslararası standartlara uygun bir şekilde belgelenmesi ve raporlanmasına yönelik çalışmalar yürütmekte, bu bağlamda zorla kaybedilme olaylarını belgelemektedir. Bu kapsamda elde edilen bilgiler halihazırda Zorla Kaybetmeler online veritabanında erişime sunulmaktadır.

Hafıza Merkezi’nin belgeleme çalışmalarını nasıl yürüttüğünü merak ediyorsanız Gamze Hızlı’nın konuyla ilgili makalesine buradan ulaşabilirsiniz.

Altta, video anlatılarının deşifresini bulacaksınız.


KAYBEDİLME ANI

  • Bir de baktık ki asker köylere, evlerin içine girdi. Yanlarında bir şey vardı, evlere attılar. [Evler] anında küle döndü ha! Nasıl ateşe verdilerse aniden alev aldı.
  • Hükümet köye geldi, tüm evleri ateşe verdi, tavuklar -tavukları biliyor musun?- tavuklar gur gur gur diyor, buzağılar lor lor lor diyor, keçiler oğlaklar bar bar bar diyor, ateş tüm evlere… evlerin dumanları tüm gökyüzünü kapladı.
  • Yani PKK’ye destek veriyor demişler. [Onlarla] oturup kalkıyor, onlara destek veriyor, onlarla gidip geliyor demişler.
  • Zaten arkadaşımı (eşimi) şey etmelerinin nedeni… Dört erkek kardeşim gerillaydı.
  • Timler, korucular yani yoldan çok insanı almışlardı. Yani o olayda iki yüze yakın insan almışlardı. Biz onu da almışlardır diye düşündük.
  • İşte o yüzden de şey aileleri diyorlardı… Hani dedim ya, işte Ali Kaya, sizin gibi yurtsever aileler, şehit aileleri benim görevimdir, diyordu diye.
  • Bir baktım tak tak tak diye kapı çaldı. Kim o dedim. Benim dedi. Bir dakika dedim. İçeri gittim. [Ona] birileri kapıyı çalıyor dedim. Kapıyı aç dedi. Saat zaten altı dedi. Artık bu saatte bu kadar erken evlere baskın yapılmıyor dedi.
  • Giysileri, birinin [gömleği] kolsuzdu, yeleği vardı üzerinde. Cebinde telsiz var, omzunda da keleşkof vardı. Sana diyeyim, tabancası da vardı. Mesela biri de kapının önünden evin içine girdi. Nerede diye sordu, bu evin erkeği nerede, erkeğiniz yok mu diye sordu. Valla erkeğimiz, erkeğimiz yok diyecektim ki…
  • Böyle silahlar vardı ellerinde. Süleyman Turgut burada mı, onunla beş dakikalık bir işimiz var, sonra kalkıp yine gelir, dediler.
  • Baktım Mustafa da kalktı, yine bırakmadım onu. Dur kendime sigara saracağım, yani gitmeyeceğim dedi. Nasıl ayağa kalktı baktım ki yola çıktı. İki çocuğum da kucağımdaydı. Biri bir yaşında, biri yirmi günlük kundakta.
  • Oğlum küçüktü, henüz on iki yaşındaydı. Böyle yatağının içindeydi. İnan ki silahı onun başına dayadılar.
  • Pijamalarıyla çıkardılar, çorabı böyle elindeydi. Belki beni yine işkenceye götürürler dedi.
  • Kapının önüne kadar peşlerinden çıktık. Altlarındaki beyaz bir taksiydi. Allahıma o taksiye koyup götürdüler. Kapının önüne kadar da çıktık, onun peşinden gittik. Allahıma keleşkofun yönünü bize çevirdi. Allahıma bir adım daha atarsanız sizi de öldürürüz dediler.
  • Valla onu evden böylece sokağa çıkardılar. Sanki işte ben buyum, ben bu insanı aldım ve götürüyorum, ben bunu yapmaya muktedirim der gibi…
  • [Çocuklarımın] babalarını götürdüler, götürdüler, belki de elli erkekti, elli erkeği de Lice’ye götürdüler.
  • Eşimi götürmeyin dedim; beni de eşimi de burada birlikte öldürün dedim. Öldürülecek insanlarsak beni de onu da ikimizi de burada öldürün, eşimi götürmeyin, onu aramak zorunda kalmayayım dedim, eşimi aramayayım dedim.

ARAYIŞ 

  • Lice’ye savcılığın kapısına gittik, bugün savcılık, yarın savcılık, öbür gün savcılık… Kayboldu gitti Lice’de. Gitti, gitti, gitti. Ne bir haber ne bir iz. Bulamadık!
  • Bir akşam, yok iki akşam, ikinci akşam mesela bize haber geldi ve birileri bize onun cenazesinin Midyat ve Batman arasındaki yolda olduğunu söyledi.
  • Alıp Cudi Dağı’nın oraya götürüyorlar. Orada Hewler (Erbil) var, oraya. Temmuz Ağustos aylarıydı. Oraya götürüyorlar. Yüzünü güneşe çeviriyorlar sabahtan. Su vermiyorlar, yemek vermiyorlar, bir şey vermiyorlar. Korucular ve askerler haşa çişlerini götürüp onun ağzına koyuyorlarmış.
  • Orada öldürmüşler. Akşam oldu, arıyoruz, bu insanı bulamıyoruz. Ettiler etmediler bu insanı bulamadılar.
  • Bir suçun bir cezası varsa eşimi hapse götürsünler, bir cezası yoksa da eşimi bıraksınlar [dedim]. Teyze evine git dedi, hemen evine git dedi. Çocuğun var mı diye sordu. Evet valla, oğlumun henüz kırkı çıkmamış dedim.
  • Kim olacak, devletti; yani korucular da devletti, timler de devletti. Yani tümü de devletin eliyle bunları yapıyordu.
  • Git, buraya gelme, çocuklarının yanına git, eşin gitti dedi. Kürt’tü. Eşin gitti, git çocuklarına ulaş; bu konunun üzerinde durursan Allahıma seni de öldürürler dedi.
  • Giysileri üzerindeydi, parkesi üzerindeydi, elbiseleri üzerindeydi. Şapkası böyle eğilmişti yüzüne doğru. Gözlüğü böyle gözündeydi. Tesbihi ve diğer eşyaları ise oralarda yerlere dağılmıştı… Hatta cebinde elli milyon vardı.
  • Kazağında böyle gül vardı. Zaten İnsan Hakları’nda bir kaç tane ceset bulunmuştu. O öldürülenlerin giysilerinin fotoğrafları çekilmişti. Oraya gittim, orada adam bana onları gösterdi, ben bu kazak benim eşiminkidir dedim.
  • … saati de kolundaydı. Evet valla…
  • Sürekli hakaret, yani o zaman çok [hakaret] ettiler. İşte, Kürt kadınları böyledir, nasıl kimliksiz gezebiliyorsun falan filan…
  • Hatta yine geldi, çağırdılar ben yine gitmedim, üç defa çağırdılar. Valla baktım o kendisi geldi. O komutanın kendisi geldi. Öyle uzun biriydi ki. İnşallah hiç bir zaman evine ulaşamaz.
  • Yani korkudan da böyle boğazım kurumuş. Bir de ikide bir de bana diyor ki Nesibe korkma. Ben dedim, korkmuyorum, senden korkmuyorum, dedim.
  • Saçları da böyle siyahtı. Baktım geldi ve neden yanımıza gelmiyorsun dedi. Gerilla geldiğinde onlara piçler getiriyorsunuz, bize gelince [yanımıza] gelmiyorsunuz dedi. Küfür müfür de çok etti yani. Çok pis şeyler söyledi.
  • Korkmuyorum dedim, ölümden öte başka bir şey var mı? Biz kimseyi öldürmüyoruz [dedi]. Dedim ne? Herkesi öldürüyorsunuz. Eşimi öldürdünüz. Yok Nesibe dedi, o yanlış yol seçti. Eminim sen iyi yol seçeceksin, dedi.
  • Allahıma devlete gidiyorum maaş vermiyorlar bana, yaşlılık maaşım da yok benim. Eşimi ölü de göstermiyorlar. Şimdi başkaları eşlerini ölü gösteriyorlar, maaş alabiliyorlar. Ama benim eşim ölü görünmediği için gittiğimde senin eşin sağ diyorlar.
  •  Ya ne Türkçe biliyordum, ne yazı biliyordum. Yani evim viran oldu. O kadar küçük çocuk benim elime bakar oldu. Basa’ya (Güçlükonak) gidiyordum, bir saat bile kalsam geliyordum bakıyordum ki çocuklar perişan olmuş. Kimim kimsem de yoktu.
  • Görüntü: (06:57- 07:11) Ben kalktım ne yaptım, kalkıp çocuklarımı alıp Türklerin içine gittim. Manisa tarafına gittim. Salihli tarafına gittim. İzmir’e gittim, işe gittim… Bir şey almadan köyümüzden çıktık.
  • Yav nasıl sağ olabilir diyorum, işte yirmi beş yıl oldu hani ondan bir haber var mı, herhangi bir şeyini görmüş müsünüz? Aslında devletin kendisi de yaşamadığını çok iyi biliyor.

KAYBEDİLME SONRASI KADINLARIN HAYATI

  • Köyümüzden kalktık geldik, bir şeyimiz de yoktu. Hiçbir şeyimiz yoktu, olan paramızı da millete verdik. Birileri bize gelip, para verin biz gidip ortaya çıkaracağız diyordu.
  • Çıkmana izin vermeyeceğiz dediler. Vallahi! Ben de çocuklarım ufak, bir kadınım ve burada çalışamam. Oralara gideceğim. Burada bir tarla süremem, koyunların önüne gidemem, yapamam yani bir kadınım sonuçta. Burada sadece çocuklarıma bakabilirim. Ama başka yerlere gidersem çalışabilirim de, çocuklarıma da bakabilirim.
  • Yani beş kızımı da okula gönderemedim. Buraya geldik, yani artık bize bakacak kimsemiz yoktu. Artık biz de kalkıyorduk çapaya gidiyorduk. Onları kendimle götürüyordum, beşiğimi de götürüyordum. O taraflara, Silopi’ye gidiyorduk.
  • Ne Türkçem vardı ne de bir şeyim, ben şuradan kalkıp bir bakkala dahi gidemiyordum ki. Hani şehirlerde bulunmamıştık ki hiç, köylerdeydik. İşte Allahıma biz böyle görmüşüz.
  • (TÜRKÇE) Her kesekî gotinek digot. Min xwe ji wan dur xist. Ez tim ji xwe ra xebitîm u ji tû kesî ra ustîye xwe xwar nekir.
  • Biz gidip de bir beton üzerinde çalışamayız ki, bir kalıp bağlayamayız. Örneğin gidip de bir şoförlük yapamayız. Gidip de çobanlık falan da yapamayız. Biz kadınız, ne desen de biz kadınız değil mi. Kırık bir dal gibiyiz.
  • İnsan on iki yıl eşiyle kalsın, sonra çocukları onun eline bakar hale gelsin, tüm çalışmalar ona kalsın, insan hem evinin reisi olsun evi geçindirsin hem evin kadını olsun… Yani şimdi ben evin hem kadını hem erkeğiyim. Ben ikisini de yapıyorum.
  • Bana bak, beni görüyor musun? Bak ağzımda diş kalmamış. Bu perişanlıkları görmesek, böyle mi olurduk. Bir kadın sadece elleriyle… Yani ne kadar yapabilir ki!
  • Evin tavanının tümü düştü, ben bir başıma gidip yaptım. Evimde eşim olsa ben mi yapardım bunu? Ama insan ne yapabilir ki. Allahıma şükürler olsun, kaderimizmiş.
  • Yüküm çok ağırdı, yüküm benden de fazlaydı. Bir evin geçimini sağlayan, evinin işçisi olan bir erkeğin yaşadıkları kadar ben de geçirdim. Şükürler olsun ki her şeyimi dört dörtlük geçirdim.
  • Kimsenin yanına da gitmedim. Onların yanına gittim beni kovdular, yani başka da diğerlerinin yanına gitsem anlatsam hepsi de haindi. Kimin yanına gidebilirdim ki?
  • Birinin evine gitmeye korkuyordum. Mesela komşular hemen ne diyordu biliyor musun; haşa aha bizim kocalarımızı alacak, diyorlardı. Eşimizi alacak diyorlardı, bu yüzden bana işkence ediyorlardı.
  • Brayê min got tû civanî, xweşikî neçe kar u kar neke. Got biçe u bizevice. Min got na!
  • Girip çalıştığım zaman bana, niye evlenmiyorsun ki evlen! Niye bu çileleri bu perişanlığı çekiyorsun ki? Çekme evlen, diyorlardı.
  • Çar sal bu min buk xwastî bu le quweta min nebu, min nikari bu ez buke binim. Ez bi mişeya kemtirîn di xebitim u min nikari bu ez buke binim.
  • Benim fikrim aynı erkeğin fikridir. Ben akılsız bir kadın değildim ki, birileri gelip de, bizimle evlen, sen çocuklarına bakamıyorsun, falan diyemezdi. Kimse bana bunu diyemedi, anladın mı?
  • Ez rabum ez bi yeki ra ez bi dizî zevicîm, bi imam nikahı zevicim. Ere ez rabum zevicim u min got te kure min bizevicini. Merik para da u min kure xwe zevicand.
  • Ama ben diyordum ki eşim şerefi için namusu için gitti. O yolda gitti, ben nasıl kalkarım böyle bir şey yaparım!
  • Ez du se salan li cem merik mam. Ev keça min hatin cem min. Ez rabum min merik ji mal şand.
  • Ben dünyada böyle bir şey yapmam diyordum. Allah bir kaderdir getirdi başıma. Bizim evimizde kalsın, dul kadınlık adı da üstünden kalksın, günahtır ona da, demişler. Kendi içlerinde karar vermişler. Demek ki Allahın emriydi ki oldu.
  • Yani ben kendim erkek var mıdır yok mudur bilmiyordum valla. Allah’a şükürler olsun ki çocuklarımı büyüttüm. Çocuklarımla mutluydum. Çocuklarımız vardı ve bir erkek derdim yoktu. Erkeklerle işim yoktu. Eşim gittiği günden beri kadın mıyım erkek miyim bilmiyorum
  • Eşim kaybolduğu günden beri zaten ben hiç kadın değilim. Artık ben erkeğim. Ben hiç böyle şeyleri kalbime getirmemişim. Kesinlikle!
  • Hiç bir zaman, bir gün dahi ben beğenerek bir giysi giymedim. Bir gün dahi başıma boncuklu bir baş örtüsü örtmedim. Diyarbakır’a geldiğimiz günden sonra bir gün dahi.
  • Ez li Stanbole rahet bum. Li wedere tukes karişi tukesi nabi, tukes meyza linge tukesi naki. Stenbol ji bo jineke bajareki rahete. Le Diyarbakır ji bo jinan bajareki zore.
  • Önceleri bir kadının gidip de çalışması çok ayıptı, hem de çok çok ayıptı. Kadın nasıl gider de çalışır yani. Bir de kadın kendi başına nasıl dışarı çıkar.
  • Çünkü ne çocuklarım izin veriyordu ne de erkek kardeşim izin veriyordu. Ben de istemiyordum yani gideyim de Diyarbakır’ın içinde çalışayım. Ya kapıcılık yapabilirdim ya birinin evinin işini yapabilirdim. Ben bu işleri yapmadım. Ama tarla, yani tarlaya gittiklerinde ben de onlarla birlikte gidiyordum.
  • Ya da kadın nasıl devlete karşı çıksın nasıl aileye, hele hele nasıl… Aileye hiç karşı çıkamaz yani.
  • İnsan hani cesaret edemiyor ailesini kırmaya yani ben öyle diyorum.
  • Önceden erkekler sen kadınsın, ben erkeğim, senin hiç konuşmaman gerekiyor diyorlardı. Yani senin konuşmaya hakkın yok! Ama şimdi böyle değil. Şimdi erkek ne diyorsa kadın da onu diyebilir. Eşitlik olması gerekiyor. Bu durum çok güzel bir şey oluyor, öyle değil mi?
  • Kadınlar tek başlarına bir dükkana gitmeye dahi cesaret edebiliyor muydu ki? Ama şimdi hepsi bilgili olmuş, anlıyorlar, akıllı olmuşlar. Şimdi çok çok akıllı olmuşlar.
  • Ez dazdeh sali bum zevicim. Bisti du bisti se sali bum ji zilame min mir.

KAYBEDİLEN EŞLE İLİŞKİLER

  • Dışarda oyun oynuyordum. Hani çocuklar toprağın içinde oynarlar ya. Ben de dışarda öyle oynuyordum. Baktım annem, onlar beni çağırdı. Çağırdılar ve gelsin ona çarşaf giydireceğiz dediler.
  • O zaman kardeşim sana bir şey diyeyim, dedi. Söyle, dedim. Seni Mustafa’ya vermişler, dedi. Ben olduğum yere oturdum, dizlerimin bağı çözüldü. Sesimi çıkarmadım.
  • Bu siyah çarşaflar var ya. Onlardı. Geldim, “ne yapacağız” dedim, “valla gelin olmuşsun, seni götüreceğiz” dediler.
  • Yani nasıl bir çocuğa “sen evleneceksin” diyeceksin? Acaba ona göre erkek nedir? Ben de acaba çocuğumu kucağıma alırsam ayıp olmaz mı diye düşünüyordum. Ben daha kendim bir çocuğum diyordum, ben daha on üç yaşındayım, bir bebeği kucağıma alayım! Yani…
  • Yani onun insanlığı onun yiğitliği öyleydi ki, yüreği öyle büyüktü ki insan derdi ki böyle bir insan öldürülemez, onun önüne gelir diyordum.
  • Baş bu. Le hinek hasudiya wi hebu. E zilam bu!
  • Ben Mustafa’yı çok sevdim. Yani nasıl desem, Leyla ile Mecnun misali, Mem u Zin misali, böyle de yani belki onlarınki daha azdır, bizimkisi daha çoktur.
  • Demokrat bir insandı.
  • Çalıştığın yeter dedi. Yok dedim. Bak dedim tarla sürmekten geliyorsun, yemek yapmamışım, katırların yemini vermemişim, bebeğim birazdan uyanıp ağlayacak, işlerimi yapmalıyım dedim. Evet hatırlıyorum. Allah için diyorum keşke o zaman…..
  • Köylüler ne derlerse desinler ben karımı tanıyorum… Ben karımı tanıyorum, ona güveniyorum, kim ne derse desin. Ben onu oturtacağım, kadınlar özgür olsun diye, ben bunu oturtacağım dedi. Böyle bir insandı.
  • … yemek yapmasaydım, yanında öyle otursaydım. Öylece, sadece sohbet etseydik, gülseydik, şey etseydik birlikte de çalışmasaydım.
  • Ellerimi böyle yaptım. Ona baktım. Hemen ağladım zaten. Ağladım, yüzümü gözümü siliyorum böyle. Bana neden ağlıyorsun dedi. Bir gün seni öldürürlerse yaşayamam, dedim. Zaten bir gün beni öldürecekler, dedi.
  • Eşim hiçbir zaman gözümün önünden gitmez. Ne görüntüsü ne başka bir şeyi hiçbir zaman gözümün önünden gitmez. Evet vallahi.
  • Ben onun kemiklerini bulmadan da… Kapı çaldığında, yani gecenin biri de olsa ikisi de olsa, belki odur diyorum. Mesela bir telefon çaldığında belki odur diyorum. Yani benim de çocuklarımın da sürekli umudu var.
  • Ama işte bazen çocuklarımla kaldığımda kendimi biraz unutabiliyorum. Çocuklarımla kalıyorum ve biraz kendimi unutabiliyorum.
  • Zaten başlarda çocuklarım hiç bilmiyordu. Daha onlar küçükken, babanız uzak bir yere gitmiş gelecek diyordum.
  • Gidip onlara ayakkabı getiriyordum, o çiçekli olanlar nedir… saç örgüleri için toka, toka getiriyordum. Bunları kim almış diye soruyorlardı, babanız göndermiş diyordum. Alıyorlardı, oynuyorlardı. Çocuklardı ya daha. Babamız bize bunları bunları göndermiş diyorlardı. Bense dışarı çıkıp ağlıyordum, evet valla!

DEVAM EDEN MÜCADELE

  • Biz hakkımızın davasını yapıyoruz. Ortaya çıkarırlarsa iyidir. Çıkarmazlarsa da biz hakkımızı alıncaya kadar kadar davacıyız.
  • Yani bizim umudumuz hiç tükenmiyor. Bu işi takip etmeyi de bırakmayacağız. Yani davamızı… Mesela ben Cumartesi Anneleri eylemine gidiyorum. O dönemde, onların alındıkları dönemde Mehmet Ağar vardı, Tansu Çiller’di. Onların zamanıydı. Onlar yakalanmadan, bir şey olmadan da zaten bu işin peşini bırakmayacağız.
  • Ben bu davayı yapıyorum çünkü bizim hiçbir suçumuz yoktu. Hiçbir şeyi yoktu onun. Suçsuzdu. Fakir bir insandı. Evindeydi. Çocuklarını bile besleyemiyordu.
  • Evet tabii ki, Diyarbakır’a gidiyoruz, Cizre’ye gidiyoruz. Birlikte gidip fotoğraf kaldırıyoruz. Nasıl. Tabii ki.
  • İnsan o şeyi yüreğinin üzerine koyup gösterdiğinde, yani diyor ki dünya dursun işte halimiz nedir diye.
  • Ben o insanları görüyorum, bana karşı da sıcaklar, böyle biraz dayanabiliyorum. Biz birbirimize sarılıyoruz. Böyle biraz mutlu oluyoruz, biraz içimiz ferahlıyor. Çünkü biz hepimiz aynıyız, aynı acıyı yaşıyoruz.
  • Ben bundan yorulmam. Çünkü ben oraya neden gidiyorum, eşim için gidiyorum, çevremdeki o arkadaşlarım için gidiyorum. Ben tek kendim için gitmiyorum. Ben hepsi için gidiyorum oraya.
  • Ve biz barış istiyoruz. Biz kardeşlik istiyoruz. Ve kemiklerimizin davasını yapıyoruz.
  • Kızım ben çok dert görmüşüm. Çok! Çok! Ben çok dertler çektim. Saçlarımın telleri kadar dertler gördüm. Çok şükür. Allahıma hamdolsun, pişman değilim. Ben yine de Barış Annesiyim, yine de barış içindeyim. Ben yine tüm dertlerimin üstüne yani gezmediğim yer, şehir kalmadı, ben yine de elimi barışa uzatıyorum.