12-07-2013

Hafıza Merkezi’nden Zorla Kaybetmeyle İlgili İki Rapor

Hakikat  Adalet Hafıza Merkezi, “devletin bir terörle mücadele stratejisi olarak kullandığı zorla kaybetme” olgusunu tüm yönleriyle ele aldığı iki raporu 11 Temmuz’da Cezayir Restoran Konferans Salonu’nda düzenlediği bir basın toplantısında açıkladı.

“Zorla kaybetme” suçunu siyasal iktidarlar, askeri ve sivil bürokrasi, hukuk ve mağdurlar açısından deşifre eden bu raporlar, insanlığa karşı suç niteliği taşıyan uygulamaları, devletin “cezasızlık” politikası açısından da incelemeyi amaçlıyor.

Dünyanın birçok yerinde devletler tarafından muhalif tanımına uyan kesimlere karşı kullanılan bir strateji olan zorla kaybetme Türkiye’de de hesaplaşılmayan ve sorumluları yargılanmayan bir alan olarak önümüzde duruyor.

Raporlardan ilki olan “Konuşulmayan Gerçek: Zorla Kaybetmeler” özellikle de Şırnak ilinin Cizre, İdil ve Silopi ilçelerinde yaptığımız saha araştırmasını temel alarak 69 kayıpla ilgili olarak 86 kayıp yakınının anlatılarına dayanarak hazırlandı. Kayıp yakınlarının yanı sıra hukukçular ve hak örgütü temsilcileriyle ve İstanbul’da kaybedilenlerin yakınlarıyla da görüşmeler yaptık. Rapor Özgür Sevgi Göral, Özlem Kaya ve Ayhan Işık tarafından hazırlandı.

Saha araştırmalarımızdan edindiğimiz bulgulara göre, zorla kaybetmeler temel olarak devlet aygıtının askerlerinin, polislerinin, itirafçılarının ve korucularının eliyle gerçekleştiriliyor. Ancak bu mesele etrafında en iyi ihtimalle suskunlukla geçiştirme olarak adlandırılabilecek en kötü ihtimalle de kaybetme suçuna aktif olarak katıldığı söylenebilecek çok güçlü bir kurumsal işbirliği var. Yargı organları zorla kaybetmelerin üzerine gitmiyor, üniversiteler ve sivil toplum örgütleri gibi bilgi üreten kurumlar bu konuda bilinçli bir sessizlik içinde ve ana akım medya bu konuda esasen mağdurları kriminalize eden yayınlar yapıyor.

Raporun ikinci kısmında kaybedilenlerin yakınlarının deneyimlerine odaklandık. OHAL bölgesinde yaşayan yurttaşların kaybedilen sevdiklerini arayış pratikleri devlet aygıtıyla, adalet fikriyle ve vatandaşlık kavramıyla ilgili bize çok şey anlatıyor. Zorla kaybetmenin belki de en trajik yanı, kaybedilenlerin yakınlarına dayattığı sürekli bir bekleme ve umutlarını askıya alma hali. Kaybedilenlerin bedenlerinin bulunması ve sevdiklerinin bir mezarının olması kayıp yakınlarının en temel talebi.

Bugüne kadar hor görülmüş, yaşadıkları duyulmamış, kaybettikleri yakınlarını ararken de dayak yemiş, işkence görmüş, tutuklanmış ve kaybedilme tehdidiyle karşılaşmış kayıp yakınlarının son derece somut talepleri var:

  • Faillerin yargılanarak işledikleri suçun önemi dikkate alınarak herhangi bir aftan yaralanmadan cezalandırılmaları;
  • Devletin yaşananları ve yaşananlardaki taammüden rolünü kabul ederek suçunu açıkça tanıması;
  • Suçun tanınması ve kabul edilmesi; devletin başta kayıp yakınları olmak üzere tüm toplumdan özür dilemesi; ve
  • Yargılamalar, suçun kabulü ve özür gerçekleştikten sonra yaşanan sürecin maddi ve manevi tazmini.

Kürt meselesi ekseninde sürdürülen savaşla beraber kurumsallaşan “devlet terörü” uygulamalarını açığa çıkarmak ve yeni bir hatırlama adabıyla konuşmak üzere devlet odaklı bazı öneriler de sunuldu.

Zorla kaybetmelerle ilgili hazırladığımız ikinci rapor “Zorla Kaybetmeler ve Yargının Tutumu” ise bu suça ilişkin hukuk pratikleri inceliyor. Rapor, zorla kaybetme uygulamasına ilişkin yargılama pratiğine, elde edilen hukuk verileri üzerinden bakmayı, AİHM kararları perspektifinden bu alandaki hak ihlallerini incelemeyi, meselenin, ulusal ve uluslararası ceza hukuku, insan hakları hukuku, savaş hukuku gibi farklı alanlar üzerinden tartışılmasına katkı sunmayı hedefliyor. Rapor şu bölümlerden oluşuyor:

  • Zorla Kaybetmelerde Yargının Tutumu – Av. Emel Ataktürk Sevimli
  • Uluslararası Hukukta Zorla Kaybetmeler – Prof. Dr. Gökçen Alpkaya
  • Bir Uluslararası Ceza Hukuku Problematiği Olarak Zorla Kaybetme Suçunun Ulusal Hukukta Tanınması ve Zamanaşımı Meselesi – Yard. Doç. Dr. Öznur Sevdiren
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Perspektifinden Zorla Kaybetme Davaları – Av. İlkem Altıntaş

Rapor kapsamında 227 kayba ilişkin hukuk belgelerinde inceleme yapıldı. Yapılan analizlere göre açılan soruşturmaların önemli bir kısmı (%75) sürüncemede kaldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde ise tablo farklı. AİHM’e giden 102 kayba ilişkin dosyaların yüzde 78’inde Türkiye aleyhine ihlal kararı verildi.

Yine bu dosyalara göre kaybedilenlerin %67’sinin bedenleri bulunamadı.

Yargının Tutumu raporunda getirdiğimiz öneriler ise şu şekilde sıralanıyor;

  • BM Herkesin Zorla Kaybetmelere Karşı Korunması Hakkında Uluslararası Sözleşme” imzalanmalı/uygulanmalı
  • Bağımsız bir ‘Hakikat Komisyonu’ kurulmalı
  • Yasal,idari ve yargısal boyutlarıyla fiili‘cezasızlık’ durumunu sonlandıracak tüm önlemler alınmalı,
  • Zorla kaybetme yasada insanlık suçu olarak tanımlanmalı, bu suçlarda ‘zamanaşımı’ işlemeyeceği açıkça belirtilmeli,
  • Hak ihlallerinden sorumlu devlet memurlarının emri veren ve uygulayanlar dahil bütün seviyelerde şahsen de sorumlu olmaları ve yargı önünde hesap vermeleri sağlanmalı
  • Yargıç ve Savcıların bağımsızlıkları güçlendirilmeli,  adli kolluk sorunu çözülmeli,
  • Devlet, siyasal cinayetler ve zorla kaybetme vakalarının soruşturulmasında elindeki arşiv bilgilerini yargı ve sivil toplum kuruluşları ile  paylaşmalı, devlet sırrı mevzuatı kamusal denetime elverir şekilde düzenlenmeli
  • Mağdur yakınlarına rehabilitasyon ve onarım olanağı sağlanmalı.