23-01-2015

İHD ve Hafıza Merkezi de ‘Soykırım davası’na müdahil oluyor.

perinçek-basın açıklaması

Bianet

AİHM’de yeniden görülecek olan ‘Perinçek-İsviçre’ davasında, İHD ve Hakikat Adalet Hafıza Merkezi müdahil oluyor. Yeniden görülecek olan davanın ilk duruşması 28 Ocak’ta.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’de yeniden görülecek olan ‘Perinçek-İsviçre’ davasında, İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Hakikat Adalet Hafıza Merkezi müdahil olacağını açıkladı.

İHD, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi ile Toronto merkezli Uluslararası Soykırım ve İnsan Hakları Çalışmaları Enstitüsü, Büyük Daire’ye görüş bildirim dosyası sunacak.

Keskin: AHİS Madde 10/2 ihlal ediliyor

Müdahilliklerini basın toplantısıyla kamuoyuna duyuran kurumlar adına dosyayı aktaran İHD İstanbul Şubesi Ayrımcılığa Karşı Komisyon’dan Eren Keskin “AİHM, Perinçek’in Talat Paşa Komitesi liderliğini, soykırımın uluslararası bir yalan olduğu açıklamasını Lozan’da yapmış olmasına rağmen sözlerinin, Türkiye Ermenileri üzerindeki doğrudan etki doğuran etkisini göz ardı etmiştir” diye konuştu.

“Bu nedenle de biz dosyamızda Perinçek’in açıklamalarının sadece olayların tanımına ilişkin olmadığını, ayrımcılık suçu işlendiğini; kararın, Perinçek’in tanınmış bir Türkiyeli politikacı ve İşçi Partisi Genel Başkanı olduğu; Talat Paşa Komitesi’nin liderliğini yürüttüğü ve Komite’nin amaçları ve faaliyetleri göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini savunduk.

“Bu nedenle Ermeni Soykırımı’nın inkarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ‘demokratik toplumlarda felaket kurbanlarının yakınlarının duygu ve haysiyetlerini korumak’ ilkesini ihlal ettiğini belirttik.”

“Perinçek Türkiye toplumuna mesaj vermiştir”

Talat Paşa Komitesi’nin Türkiye’de faaliyet gösterdiğini dolayısıyla hedefin Türkiye toplumu olduğunu vurgulayan Keskin “Ermenilerin sesine kulak verenlere izin verilmeyeceği, dünyanın öbür yanında bile olsa hadlerinin bildireceği mesajı Türkiye toplumuna verilmiştir” diye devam etti.

“Bu mesajın hedefi olan Türkiye toplumu, kuşaklardır Ermeni ve diğer Müslüman olmayan halklara düşmanlıkla besleniyor. Osmanlı Ermeni nüfusunun ve uygarlığının tüm izleriyle birlikte yok edildiği gerçeğinin bir yalan olduğu temasının Cumhuriyet tarihi boyunca işlenmesi, okullarda okutulması, kitle iletişim araçlarıyla durmaksızın yayılması sonucunda bu ülkede Ermeni karşıtı duygu ve düşünceler sürekli pekiştirilmiştir.

“İnkâr basitçe ‘soykırım olmamıştır’ demek değildir. İnkâr, bir halkın geri döndürülemez, telafi edilemez şekilde yok edilişini haklı çıkarmayı gerektirir. Nitekim, okul sıralarında, üniversitelerin konferanslarında, televizyon ekranlarında, kitaplarda, dizi filmlerde sürekli olarak ‘Olanlardan Ermeniler sorumludur’ düşüncesi aşılandı, bir başka deyişle Ermenilerin imhayı hak ettikleri, Türkleri ‘arkadan hançerledikleri’, düşmanla işbirliği yaptıkları anlatıldı ve anlatılmaya devam ediyor.”

“İnkar, Ermenilerin hala tehdit altında yaşamasının nedeni”

Hrant Dink, Sevag Balıkçı ve Maritsa Küçük cinayetleriyle Hocalı Mitingi’ndeki Ermenilere yönelik hakaret ve ayrımcılık içerikli dövizlerini hatırlatan Keskin “Kısacası soykırım inkârı Türkiye’de Ermenilerin hâlâ tehdit altında yaşamalarının devlet eliyle olanak tanınan en önemli, başlıca nedenidir” dedi.

“Son olarak altını bir kez daha çiziyoruz: İnkâr nefrete yol açar ve nefret öldürür. Bizler yarınından korkmadan, güven içinde yaşama hakkının vazgeçilmezliğini savunuyor ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu vazgeçilmez hakkı ihlal edecek fiilleri kışkırtan söylemlere, evrensel insan hakları hukuku adına geçit vermeyeceğini umut ediyoruz.”

AİHM Büyük Daire’de yeniden görülecek ve ilk duruşması 28 Ocak’ta yapılacak olan Perinçek-İsviçre davasına müdahil olan diğer taraflar Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ve İsviçre-Ermenistan Derneği olacak.

Ne olmuştu?

İsviçre’deki Lozan Sulh Ceza Mahkemesi, 2007 yılında Ermeni Soykırımı’nı “uluslararası bir yalan” olarak nitelendirdiği için İşçi Partisi (İP) lideri Doğu Perinçek’i “ırk temelinde ayrımcılık” suçunu düzenleyen İsviçre Ceza Yasası’nın 261. maddesi uyarınca cezalandırmıştı. 

İsviçre’de Vaud Temyiz Mahkemesi de, Perinçek hakkında Lozan Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği karara itirazı reddetmişti. Perinçek’in avukatı Federal Mahkemeden sonuç alayınca AİHM’e başvurmuştu.

AİHM 2013’te verdiği kararda İsviçre’nin, Perinçek’in ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermişti.

AİHM, oyçokluğuyla alınan kararında, İsviçre Mahkemesi’nin Perinçek’i mahkum etmesindeki gerekçeleri yetersiz bulmuş; ortak kanaat bulunmayan bu gibi meselelerde farklı görüşlerin cezalandırılmasının “caydırıcı etki” yapacağını ifade etmişti.

1 Ocak 2005’ten beri yürürlükte olan İsvriçre Ceza Yasası’nın 261. maddesinin 3. cümlesi şu şekilde:

“Her kim, söz, yazı, görüntü, hareket ve başka tüm yollarla insan onuruna saldırı oluşturacak şekilde bir kişi veya gruba yönelik ırkları, etnik aidiyetleri veya dinleri nedeniyle alçaltır veya ayrımcılık yaparsa; aynı nedenle, soykırım veya insanlığı karşı işlenen diğer suçları kaba bir şekilde inkar ederse, hafife alırsa veya haklılığını savunursa üç yıla kadar özgürlükten mahrum bırakılma veya para cezasına mahkum edilir.”

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. Madde: 

1. Herkes görüþlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüðü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.

2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir. (EA)