16-09-2013

Katiller Korunurken

Evrensel – Hüsnü Öndül

ondulTarih eli temiz bir devleti kaydetmedi henüz. Devletlerin katil olduğunu söyleyenler pek de haksız değiller. Tarihinde ölüm cezasını uygulamamış bir devlet var mı bilmiyorum. İşkence yapmamış, yargısız infazda bulunmamış bir devlet olmuş mudur acaba?

İnsanlar devletlere “katil “derken devletlerin yasalarından, karar vericilerinden ve elbette uygulayıcılardan, tetikçilerden hareketle bunu söylüyorlar. Devletten gerçek kişi gibi söz ettiğimizin farkındayım. Bu uygulayıcılar, tetikçiler, genellikle devletin memuru oluyor ya da onlarla bağlantılı olanlar. O nedenle devletin katilliğinden söz ediliyor.

İyi de bugüne geldiğimizde ne diyeceğiz? “Canım bütün devletler katildir zaten” deyip geçecek miyiz? Türkiye’de bazen olumlu gidişleri görüyoruz. Ama yine de sormadan edemiyoruz:

TC arınıyor mu kirlerinden?

Ya da bir kandırmaca peşinde olabilir mi?

Şundan soruyoruz bu soruları:

Birkaç yıl önce Albay Temizöz davasını açtı devlet. Cinayet sayısı 20. Yıllar 1993-1994.

General Musa Çitil davası açıldı. Cinayet sayısı 13. Yıllar 1993-1994.

General Mete Sayar davası yeni açıldı. Cinayet sayısı 6. Yıl 1993.

Albay Hasan Atilla Uğur ve bazı kişiler hakkında fezleke düzenlendi;  cinayet sayısı 12. Yıllar 1993-1996 (Radikal, 18. 07. 2013).

Çok ilginç. 2009 yılından bir yargısız infaz davası da var. Bir muvazzaf albay da tutuklu. İyi gün davası diyelim buna. İkisi PKK gerillası birisi sivil üç kişinin katlinden sorumlu tutuluyorlar.  90’lı yıllar pratiğini hatırlatıyor.

Cem Ersever  anlatmıştı yıllar önce Soner Yalçın’a. O da “Binbaşı Ersever’in itirafları” (Kaynak yayınları) adıyla  yayımlamıştı. Güneydoğu’da Şırnak, Diyarbakır, Tunceli bölgelerindeki üçgenden söz ediyordu. Oralardaki infazcı timlerden. Mardin Silopi, Derik, Kızıltepe pek geçmiyor itiraflarda. Son yıllarda özellikle İHD Mardin Şubesinin ve Avukat Erdal Kuzu’nun çalışmalarıyla ve Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin Temizöz davası ve en son Şırnak’taki katliamlar için general Mete Sayar davası soruşturması konusundaki çalışmalarıyla mesafeler alınmaya başlandı. Bu tür çabaların bölgede giderek yoğunlaştığı biliniyor.

Geçmiş yıllarda Levent Ersöz ve Veli Küçük’ün adı çok duyulurdu Bölge’de.

Ergenekon soruşturmaları bırakın Fırat’ın öte yakasına ulaşmasını, nitelikçe sadece darbe teşebbüsü ile zihinleri meşgul ettiği için, insanlar bir yanılgı ile “Ergenekon soruşturması neden Fırat’ın doğusuna geçmiyor” diyorlardı.

Arkadaşlar, Ergenekon soruşturmasının faili meçhulleri, zorla kaybetmeleri, zorla yerinden etmeleri, köy yakma ve boşaltmaları hedeflediğini kim söyledi size?

Danıştay saldırısı hariç birleştirilen toplam 23 dosyada tek bir cinayetten sorumlu tutulan var mı?

Ergenekon devletin kontr-gerillayı aklama operasyonuna dönüştü. Tertemiz bir gladiosu varmış yüce devletimizin! Kimseyi öldürmemiş,yakmamış yıkmamış, kimseyi kaybetmemiş, işkence yapmamış!

Ergenekon adlı kartvizitte böyle yazıyor.

Fakat tekil de olsa bir gelişmeyi görmek gerekiyor. Bu davalar yereldeki nitelikli savcılar tarafından zaman aşımına uğramasına meydan verilmeden açılıyor. Ama sonrasında bazı eller giriyor dosyalara.  Bu dosyalar naklediliyor sağa, sola…

Katiller korunuyor.

30-40 cinayet soruşturuluyor, kovuşturuluyor; aydınlanıyor ama sayısı 50 binler olarak açıklanan ölümler var. Yargısız infazlar, toplu mezarlar, bazen 1500’e yakın sayılarla telaffuz edilen zorla kaybedilenler var…

Sorular çok:  Geçmişle yüzleşilecek mi, hesaplaşılacak mı? Ceza adaleti yanında onarıcı adalet süreçleri işleyecek mi? Hakikat komisyonları kurulacak mı? Mağdurların adalet beklentisi ne olacak?

Mesele birkaç kamu görevlisinin yargılanması ve cezalandırılması değil elbette…