06-07-2015

Beraat Çıkan Mete Sayar Davasında Tanıklar Ne Demişti?

görümlü-toplu mezar_2

Peki bu süreçte kayıp yakınları ve tanıklar ne dedi? Mahkeme heyeti tanık ifadelerini  değerlendirmekte isteksiz davranarak beraat kararını verirken, biz de   #90larlaYÜZLEŞMEKiçin  yargılama sürecinde ortaya çıkmış tanıklıkları ve mağdur yakınlarının olaya dair anlattıklarını yaygınlaştırarak aklama sürecini durdurmayı umuyoruz.

Mete Sayar davasının 3 Temmuz Cuma günü görülen karar duruşmasınde savcı sanıkların beraatini istedi ve mahkeme mağdur avukatlarının savunma yapmasına izin vermeden aynı gün içinde beraat yönünde kararını verdi.

Silopi’ye bağlı Görümlü (Bespin) beldesinde 14 Haziran 1993’te 6 köylünün (Şemdin Cülaz, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan, Halit Özdemir, Hamdo Şimşek ve Hükmet Şimşek) askerlerce zorla kaybedilmesiyle ilgili davada Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı emekli Tuğgeneral Mete Sayar dahil olmak üzere 6 subay (Jandarma Sınır Tugay Komutanı Emekli Tuğgeneral Mete Sayar, Görümlü 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı Emekli Albay Hasan Basri Vural, 3. Bölük Tim Komutanı Üsteğmen İbrahim Kıraç, Yüzbaşı Murat Ali Yıldız, Kayseri Hava İndirme Tugayından Teğmen Serdar Tekin ve 2. Komando Tabur Komutanlığından Tansel Erok) yargılanmaktaydı.

Bu ve 1990’larda yaşanan diğer yasadışı ve keyfi infazlara ilişkin az sayıdaki davanın hepsinde (Örneğin Temizöz ve diğerleri davası) seyir artık sanıkların beraat etmesi ve aklanması doğrultusunda. Bu davaların geçmişle hesaplaşma sürecine dönüşmesi için gerekli siyasi ve yargısal irade ne yazık ki oluşturulmadı.

Halbuki Mete Sayar davasında olaya tanıklık etmiş iki askerin mağdur yakınlarının savını destekleyen nitelikte ifadeleri mevcuttu. Mahkemenin tavrı ise mevcut bu tanıklıklar üzerinden hakikat arayışını derinleştirmek yerine – mağdur avukatlarının bu tanıklılar ışığında o dönem taburda görev alan tüm askerlerin tespit edilip tanık olarak dinlenmesi talebine rağmen – kovuşturmanın genişletilmemesi yönünde oldu. Mahkeme bu kararı tanık Yusuf Özdemir’in köylülerin silahla işkence edilip taranmasına dair olayla ilgili “benim ile beraber yaklaşık 200-300 kadar asker bu olaya tanık olmuştur” şeklindeki tanıklık ifadesine rağmen verdi.

Mahkeme heyeti tanık ifadelerini değerlendirmekte isteksiz davranarak bugün beraat kararını verirken, biz de  #90larlaYÜZLEŞMEKiçin yargılama sürecinde ortaya çıkmış tanıklıkları yaygınlaştırarak bu aklama sürecini durdurmayı umuyoruz.

 Mehmet Salih Demirhan’ın Oğlu Yusuf Demirhan

Bu videoda 1993’te Şırnak-Silopi’nin Görümlü köyünde kaybedilen Mehmet Salih Demirhan’ın oğlu Yusuf Demirhan o gün ve sonrasında yaşadıklarını anlatıyor.

Asker Tanık Necdet Okucu – 72/2 Tertip 

Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12 Aralık 2014 tarihli duruşmada verdiği ifadesinden alınmıştır.

Şimdi ben tamamını hepsini size anlatayım, hatırladıklarım kadarıyla, çünkü yaklaşık 20 yıl geçti, ben 1972/2 tertip olarak askerlik görevimi yaptım. Askerlik görevimin son 108 gününü Silopi Görümlü taburunda yaptım. 3. Bölükte er olarak yaptım. Bölük komutanım Murat Ali Yıldız idi, tim komutanım Teğmen İbrahim Kıraç idi. Görümlü’de yaklaşık 108 gün kaldım ben, kendim olarak, bizim gittiğimizde, sanırım komutanlar daha iyi bilirler, bir ateşkes süreci vardı, bir 35-40 gün hiçbir şey yoktu, sonra 35. Yada 36. Gün çatışma çıktı, yaklaşık 2-3 saat çatışma sürdü. Kesiktepe isminde bir mevzimiz vardı, taburdan yaklaşık 1 km uzaklıktaydı, oradan irtibat kesilmişti sanırım, çatışma tam bittikten sonra tabur komutanımız Hasan Basri Vural öncülüğünde bizim tim komutanımız İbrahim Kıraç’ın emrinde Kesiktepe’ye gittik, orada yanlış hatırlamıyorsam 2 şehit vardı. Diğer arkadaşlarımız yaralıydı, çok kötü bir vaziyetteydik. Sonra sabah oldu zaten, sonra biz tabiki köylere gittik, tim komutanımız İbrahim Kıraç emrinde, köylere gittikten sonra köyde tabi aramalar yaptık, şey yaptık ama ondan sonra tekrar nizamiyeye geldiğimizde 5 ile 8 kişi arasında insanlar vardı, ama onları tam hatırlamıyorum, biz mi getirdik, başka tim mi getirdi tam hatırlamıyorum ama yaklaşık 5 ile 8 kişi, hatırladığım kadarıyla 5 ile 8 kişi arasında insanlar vardı, siviller vardı, sonra onları nizamiyede darp ettiler, o insanlar darp edildi, onları Revo araçları vardı, Revo araçlarının arkasına bağlayıp beton zeminde çektiklerini gördüm, olanlar tamamıyla bir vahşetti, onları görünce ben oradan uzaklaştım. Gördüklerim bunlardı, hatırladıklarım bunlar. Yani o insanlar öldüler mi yada nereye gömdüler onu tam bilmiyorum, benim hatırladıklarım ve bildiklerim bunlardır.

Çatışma 01:00’de başladı, çünkü o saatte ablam aramıştı beni, onunla konuşurken bir baktım bir çat diye bir ses geldi ve ondan sonra yoğun bir çatışma sürdü. Saat 01:00 yada 01:30’du, sonra çatışma yaklaşık 3 saat sürdü, 3 saat sürdükten sonra helikopter falan hiçbir şey yoktu, ondan sonra şehitler geldikten sonra gündüz mutlaka üst düzey komutanlar gelmişlerdi, gündüz ama çok geç, saat 5’de 6’da değil, çok çok sonradan geldiklerini hatırlıyorum. Darp olayları ve yerde sürüklemeler, onları işte biz köylere gittiğimizi hatırlıyorum, ama köyden biz mi getirdik, şimdi tam net değilim o yüzden hatırladıklarımı söylüyorum, köyden geldik işte sabah saat 05:30’da hava aydınlandı, biz köye gittik, köyde diğer timlerde gitti, o sırada saat sanırım, 7, 8 veya 9’du, ondan sonra oradaki darp marp olunca biraz biz oradan uzaklaştık. Darp olayları hatırladığım kadarıyla sabah’tan başlamamış, benim gördüğüm kadarıyla sabahın şafağında değilde, biraz sürdü heralde 10:00-11:00 gibiydi diye hatırlıyorum, tam net de hatırlamıyorum ama. Darp esnasında komutanların hepsi bir çoğu oradaydı, ama darp ettiler mi, etmediler mi ben o konuda tam net bir şey görmediğim için bir şey söyleyemiyorum. Tim komutanımız yanımızdaydı, İbrahim Kıraç’ı hatırlıyorum, oradaydı, ama tabi onun darp ettiğini yada şey yaptığını görmedim, ama tabi orada insanlar çünkü askerlerde şey yapıyorlardı, rütbeliler ve askerler orada bir şey vardı, en sonunda insanları yavaş yavaş darp ettiler, üstlerine çıktılar, çiğnediler, onlar olunca tabi biz oradan uzaklaştık. Ondan sonrasını hatırlayamıyorum.

Görümlü köyüne biz sürekli giderdik, onlar hep bize karşı iyilerdi, çatışmadan sonra bizim komutanlarımız ve diğer askerlerin köylülere karşı iyi olduklarını söyleyemem, tabi biraz da şehit verdiğimiz için, orada iyi davranmadık yani onu söyleyebilirim, sadece arama sırasında onlara itip bakmamız şeklinde, öyle diyebilirim, tam bir darp değilde onları itip bakmamız, aramamız, o şekilde, onun dışında da biz insanları dövmedik.

Tabura getirilen köylülere, orada şimdi, arkadaşlarımız şehit olmuştu, yaralılar vardı, tabi ki bütün askerler bu konuda insanlar ister istemez saldırdılar, o şekilde, bağırıp saldırdılar, bazı erlerin çok vahşice köylülere hem arabalara bağlayıp sürüklerken, üzerlerine çıkıp saldırdıkları, korkunç bir şekilde işkence olduğu doğrudur, onlar oldu, söylenenler oldu, ama bu olay olurken hani derler ya oradan çıkmıştı şeklinde diyebilirim, çünkü yani orada tam bir vahşet vardı, orada insanlar hakikaten oradaki sivillere aynı söylenen gibi Revo’ların arkasına bağlayıp o şekilde üstüne çıktıklarını hatırlıyorum, zaten ondan sonra biz oradan uzaklaştık. Şimdi bu konuda şunu söyleyeyim, komutanlar oradalardı, ama komutanları ben yani yapmayın etmeyin şeklinde bir şey duymadım onlardan, komutanlar bizzat katıldıklarını görmedim, ama bunu kesinlikle engellemediler, köylüler, sanırım onlar belki de sorgulanmışlardır, yel yapmışlardır, hemen tabura geldiği gibi olmadı bu darp, mesela biz 5’de, heralde 06:30-07:00’de taburdaydık yanlış hatırlamıyorsam, tabi bu darp olayları, işkence olayları heralde 10:00-11:00’i buldu, beklide sorgulandılar, beklide orada şey yaptılar, ondan sonra, yani bir iki saat geçtikten sonra, insanlar tabi darp edildi, işkence yapıldı.

Olay olduktan sonra bulunduğumuz üsse Tugay Komutanı Mete Sayar hatırladığım kadarıyla geldi, hatırladığım kadarıyla geldi ama o gün sanırım geldi ama heralde artık sabah mı geldi, yanlış hatırlamıyorsam geldi diye hatırlıyorum. 6-7 kişinin nereye götürdüğü konusunda da hiçbir bilgim yok. Onlar ne oldular, ne yaptılar, yani o konuda bilgim yok.

Asker Tanık Yusuf Özdemir – 72/3 Tertip 

Dava iddianamesinde geçen ifadesinden alınmıştır. Duruşma ifadesinde de bunları belirtmiştir. 

Yukarıdaki kimlik bilgileri doğrudur ve bana aittir. Kadıköy İskele Polis amirliğinde vermiş olduğum ifadeyi kabul ederim. Ben 1992 yılında 72/3 tertip olarak askerlik hizmetimi yapmak üzere askere gittim. Acemiliğimi Manisa/Batıkışlada yaptıktan sonra Tekirdağ/Ulaş piyade er olarak askerlik hizmetimi ifa ettim. O yıllarda terör olayları yoğun olduğu için Tekirdağ Ulaş’ta bulunan piyade taburu Görümlü köyüne Silopi ye aktarılmışlardır. Aktarma tarihi 12 Nisan 1993’tür. Bunu çok net hatırlıyorum. 12 Nisan 1993 ile tezkere aldığım tarih olan 17/11/1993 tarihleri arasında Görümlü köyünde fiilen asker olarak bulundum. O yıllarda Görümlü köyünde Kayseri’den gelen Hava indirme Tugayı ile Tekirdağdan gelen Ulaş piyade Taburu fiilen konuşlanmışlardı. Ancak o yıllarda Görümlü köyünde bir Jandarma Karakolu veya herhangi bir karakol mevcut değildi. Karakol olmadığı gibi Askeri tesiste Görümlü köyünde bulunmadığı için Subaylar prefabrik yapılarda, askerlerde 2 kişilik çadırlarda kalıyorlardı. Yemekhanemiz dahi çadırlardan ibaretti.

8 aylık süre zarfında Hasan Basri VURAL adında Binbaşı rütbesinde Tekirdağ Ulaş piyade taburunun tabur komutanını tanıdım. Bunun dışında 3.Bölük Tim komutanı olarak İbrahim KIRAÇ üsteğmen rütbesinde bulunuyordu. Ayrıca Murat Ali YILMAZ adında Yüzbaşı rütbesinde komutanlarımız vardı. Hasan Basri VURAL, Murat Ali YILMAZ ve İbrahim KIRAÇ Tekirdağdan bizim ile birlikte gelen rütbeli subaylardı. O dönemin Şırnak Tugay Komutanı ise Mete SAYAR paşaydı. 12 Nisan 1993 tarihinde Silopi ye geldikten sonra 14 Mayıs 1993 tarihinde Görümlü yakınlarında bulunan Kesiktepe mevkiinde bir çatışma oldu. O gün Terör örgütü üyeleri tabura saldırı düzenlediler. Gece meydana gelen çatışmada duyduğumuz ve bildiğimiz kadarıyla 2 asker şehit oldu. Bu 2 askerde Tekirdağ taburuna ait askerlerdi. 10’un üzerinde askerde çatışmada yaralanmışlardı. Kesik tepe mevkii taburumuza 700 metre mesafede bulunuyordu. Bunu Kesik tepe mevkiine yaklaşık 1 Tim asker göndermemiz sebebi ile biliyorum. Zira bu Tim de yaklaşık 21 kişi bulunuyor her gece bu tim kesik tepeye çıkıyor ve bu Timler ile Taburumuzla iletişim telsiz ile sağlanıyordu. Zira bu olay yeri ile taburumuz arasında daha sonra askerler tarafından mayın döşendiği için kablo uzunluğundan dolayı bu mesafeyi biliyorum. Bu çatışma çıktıktan sonra sabahleyin gerekli güvenlik önlemleri alındıktan ve çatışma sona erdikten sonra Mete SAYAR paşa helikopteri ile görümlü de bulunan taburlara ziyarete geldi. Mete SAYAR paşa cebinden çıkardığı bir kağıdı Hasan Basri VURAL isminde Binbaşımıza verdi ve bu köylüleri buraya getirin diye talimat verdi. Ben bunu bizzat duydum. Bunun üzerine 3. Bölükten İbrahim KIRAÇ üsteğmenin timi köylüleri almak için Görümlü köyüne gitti. Köy ile taburumuz arasındaki mesafe yaklaşık 1 kilometre kadardı. 1 saat sonra İbrahim KIRAÇ üsteğmen beraberinde 7 köylü ile beraber Tabura geri geldi. Bu sırada Mete SAYAR paşa “Bu şerefsizleri öldürün”  şeklinde askerlere talimat verdikten sonra helikopterine binerek Taburdan ayrıldı. Ben Mete SAYAR’ın “Bu şerefsizleri öldürün”  şeklindeki talimatını net olarak duydum.

Köylülerin isim ve soy isimlerini bilmiyorum. Sadece getirilen köylülerden bir tanesinin soy isminin soyadının Özdemir olduğunu hatırlıyorum. Zira benim soyadımda Özdemirdir. Bu olay esnasında astsubayımızda bu nedenle bana şaka yapmıştır. Bu sebeple hatırlıyorum. Bu 7 köylüyü içtima alanına çıkarttılar. Köylülerden bir tanesinin boynunda haç vardı. Bu haçı alarak bir başka köylünün boynuna taktılar. Bu konuda talimatlar Hasan Basri VURAL komutanımızdan geliyordu. Hasan Basri komutan bu haçı hoca ismi verdiği köylüye taktırdı. Ben bunları canlı olarak görüyor ve duyuyordum. Daha sonra Hasan Basri VURAL hoca dediği köylüye “niye tabura saldırıldığı zaman siz yardım ediyorsunuz” diye sordu. Hoca da kendisine biz yardım etmiyoruz diye cevap verdi. Daha sonra Murat Ali YILMAZ yüzbaşının komuta ettiği 3.bölük ile İbrahim KIRAÇ üsteğmenin kontrol ettiği Tim tekme tokat köylülere vurmaya başladılar. Bu talimatı da Hasan Basri VURAL Binbaşımız verdi. Daha sonra bu dayak olayından sonra 7 köylüden bir tanesini Hasan Basri VURAL’ın emri ile dışarı çıkarttılar ve bu köylüyü Hasan Basri VURAL’ın “siktir olsun gitsin” talimatı üzerine gönderdiler. Bu şekilde elimizde 6 köylü kaldı.  Ben köylülerin darp olayına karışmadım. Zira ben Ömer IŞIK’ın komuta ettiği 1.bölüğün emrindeydim. Bizim bölüğümüz yemekhane, mevzi kazma gibi levazım işlerine bakıyordu. Daha sonra 6 köylüyü içtima alanında yan yana sıraya dizdiler. Başta İbrahim KIRAÇ üsteğmen olmak üzere Timindeki askerler dizden aşağı olmak üzere 6 köylülere G3 ile ateş ettiler. Ben bunu da çok net gördüm. Murat Ali YILMAZ’da köylülere ateş edenlerin arasındaydı. Bu ateş talimatını da Hasan Basri VURAL verdi. Benim ile beraber yaklaşık 200-300 kadar asker bu olaya tanık olmuştur. Daha sonra köylüleri yaralandıkları ayaklarından bağlayarak Land araçlara kafaları yere gelecek şekilde bağladılar ve tabur içerisinde dolaştırdılar ben bunuda çok net olarak gördüm. Yaklaşık 10-15 dakika dolaştırma işlemi bu şekilde devam etti. Daha sonra içtima alanına 6 köylüyü tekrar getirdiler. Ancak sadece içlerinden 1 tanesinden iniltiler geliyordu. Akabinde 6 köylüyü birçok asker taradı. Daha sonra da ölüleri taburda bulunan garajın arka tarafında bulunan kuyulara doğru götürdüler. Ben bu 6 köylünün kurşunlandıktan sonraki akıbetlerini bilmiyorum. Açıkçası net olarak nereye gömüldüklerini bilmiyorum. Zira bu konuda bir görgüm olmamıştır. Ancak taburda konuşulanlara göre kimileri kesik tepenin arkasına götürülerek atıldıklarını, kimileri de kuyuların oraya atıldıklarını söylerler. Ancak size yer göstermem mümkün değildir. Daha sonra söylediğim gibi 11 ayda tezkere aldım. Daha önce gördüklerimi anlatmadım. Zira korktuğumuz için konuşmuyordum. 2009 yılında Silopi de kazı çalışmalarını duydum. Bende basında çıkan haberler nedeni ile Taraf gazetesi ile kendim irtibata geçtim. Ben santrale numara bırakmıştım. Daha sonra Mehmet BARANSU benimle irtibata geçti ve olaylar ile ilgili olarak kendisine ifade verdim. Bu ifadem nedeni ile müştekiler benimle irtibata geçti. Kendileri ile tanışmam bu şekilde oldu. Olaylar ile ilgili olarak bilgim ve beyanım bundan ibarettir.

Duruşma Kronolojisi

Silopi Savcılığı, 6 köylünün akıbetine ilişkin soruşturmanın zaman aşımına uğramasına 3 gün kala dava, 11 Haziran 2013‘te açtı.

Soruşturma dosyası, 28 Mayıs 2012 tarihinde Silopi Cumhuriyet savcılığının kendisini yetkisiz ilan etmesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. Ancak dosya, 5 Haziran 2013 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının aldığı yetkisizlik kararı ile Şırnak Cumhuriyet Savcılığına gönderildi.

Şırnak Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırladığı iddianame ile bir ceza davası açıldı ve ilk duruşma 25 Haziran 2013 tarihinde Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Bu kez de, 31 Ekim 2013 tarihinde “kamu güvenliği ve adaletin iyi idaresi” gerekçe gösterilerek dava dosyası Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi.

Davanın ilk duruşması 5 Kasım 2013’te Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanıkların hiçbiri tutuklu yargılanmadı.

Ankara’ya nakil kararının ardından ilk duruşma ise 4 Nisan 2014’te Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, sanıkların duruşmalardan vareste tutulmaları taleplerini ve müşteki avukatlarının sanıkların tutuklanmaları yönündeki taleplerini reddetti ve duruşmayı 20 Haziran’a erteledi.

20 Haziran 2014’teki duruşmada olay tarihinde Görümlü Taburu’nda askerlik yapan asker tanık olarak dinlendi ve mahkeme heyeti bir kez daha sanıkların tutuklanması talebini reddetti.

Bir sonraki duruşma tarihi olan 26 Eylül 2014’te yine başka bir tanık asker dinlendi. Tutuklama talebi reddedilerek dava 12 Aralık 2014’e ertelendi.

27 Şubat 2015 duruşmasnda müşteki avukatları sanıkların tutuklu olarak yargılanmasını ve AİHM kararının mahkeme heyeti tarafından göz önünde bulundurulmasını talep etti. Sanık avukatları ise müşteki avukatların taleplerinin reddiyle birlikte mahkeme heyetinin duruşmayı karara bağlamasını talep etti. Mahkeme heyeti müşteki avukatların taleplerini reddederek gerekli delilleri toplanması amacıyla duruşmayı 26 Haziran 2015’e erteledi.

26 Haziran 2015 tarihli duruşmada mahkeme esas hakkındaki mütalaa için dosyanın savcıya gönderilmesine karar vererek duruşmayı 3 Temmuz 2015’e erteledi.

3 Temmuz 2015 tarihli karar duruşmasında Mete Sayar ve diğer rütbeli failler hakkında beraat kararı verildi.