06-10-2015

Zorla Kaybedilen Abdülhamit Düdük Hakkında Tanık Nuri Düdük‘ün İfadesi

 

Temizöz Davası’nda dinlenen tanıkların ifadeleri, kolluğun ve korucuların yasal denetim kapsamı dışında çeteleşerek sivillere yönelik gerçekleştirdiği işkence, zorla kaybetme, öldürme eylemlerini açık bir biçimde gözler önüne seriyor. Zorla kaybedilen Abdülhamit Düdük’ün kardeşi Nuri Düdük’ün verdiği bu ifade, ‘terörle mücadele’ maskesi altında insanların para için nasıl öldürdüklerini gözler önüne seriyor.

5 Kasım’da son duruşması görülecek Cemal Temizöz davası hakkında çağrımıza buradan ulaşabilirsiniz.

T.C. DİYARBAKIR CUMHURIYET BAŞSAVCILIĞI
Soruşturma No : 2009/906 12.06.2009
IFADE TUTANAĞI

Ben ailem ile beraber doğduğum günden beridir Mardin ili kabala beldesinde ikamet etmekteyim, 1978’li yıllardan itibaren ticaret işlerine başladık. Ticaretimizin konusu ithalat ve ihracat üzerinedir, aynı zamanda müteahhitlik hizmetleri de yapmaktayız, bizim firmamızda çalışan insanlar olduğu gibi, 4 kardeş olarak bu işleri yürütmekte idik.

Abdulhamit Düdük benden küçük olan kardeşimdir, bundan dolayı 1990’lı yıllarda yurt dışına özellikle Irak ülkesine yapmış olduğumuz ticaret sonrasında para alım işlerini bu kardeşimize yaptırıyorduk, nitekim 1994 yılında temmuz ayında yine Irak ülkesinde bir alış veriş ilişkimiz vardı, bundan dolayı 63.000 (altmış üç bin) dolar civarında bir para alacağımız vardı. Bu paramızı almak için kardeşim olan Abdulhamit Duduk Irak’a bize ait olan 47 AP 447 plakalı doğan SLX marka araç ile gitmişti, hatta bu araçta araç telefonu diye tanımlanan telefon da vardı, kendisi ile ölü olarak bulunduğu 16.07.1994 tarihinden önce bir görüşme yaptık. Kendisi parayı alarak döndüğünü bana söylemişti. Daha sonra 16.07.1994 günü daha önceden Cizre’de oturmasından dolayı tanıdığımız Halit Acar ile kendisi Halit Acar’a ait un fabrikasında iken kardeşim Abdulhamit beni telefonla aradı, ben ne olup olmadığını sorduğumda, kendisini bir köprüden geçerken jandarmanın üzerindeki paradan dolayı Cizre ilçesi jandarma bölük komutanlığına götürdüklerini, orada üzerinde bulunan 30.000 (otuz bin) doların sahte olabileceği kanaatinden dolayı götürdüklerini söylediklerini, ayrıca araçta sakladığı 33.000 ABD dolarının da jandarma tarafından aranmak suretiyle bulunduğunu, bu paraların tamamını jandarmanın gördüğünü, daha sonra kendisine teslim ettiklerini ve şu anda bulunduğu yerin sahibi olan Halit ACAR’ın kendisine bu gün yola çıkma başına bir şeyler gelebilir dediğini söyledi. Bunun üzerine ben Halit ile görüşmek istedim. Halit ACAR ile yapmış olduğumuz görüşmede, Halit ACAR bana kardeşimin anlattığı şeyleri kendisinininde anlattığını, üzerindeki paradan dolayı bölgedeki terör, tim ve itirafçılar tehlikesinin bulunduğunu ondan dolayı yola çıkmaması teklifinde bulunduğunu bana söyledi. Ben kardeşime Halit’in söylediğinden dolayı gelmemesini söylememe rağmen kendisi bana daha bir saat gece olmasma var ben evime yetişirim dedi. O zaman bende bir şey diyemedim.

Daha sonra Halit ile olay sonrasındaki görüşmemizde kendisi bana kardeşim değirmeninden çıktıktan sonra yaklaşık bir 100-200 metre ilerde kemir rengi Renault Toros marka plakasız bir aracın kardeşimin aracını durdurduğunu, daha sonra bölgede Hakim ve Bedirhan diye bilinen kişilerin araçtan indiğini kardeşimi kendi araçlarına bindirdiklerini Hakim diye bilinen kişinin kendi araçlarını kullandığını, Bedirhan diye bilinen kişinin ise kardeşime ait olan aracı kullanarak oradan ayrıldıklarını bana söyledi. Hatta kardeşimin bölgede itirafçı diye bilinen bu kişilerin öldürdüklerinide bana söylemişti, ama görgüye dayalı bir bilgisi yoktu, çünkü öldürüldüğü anda kendisi görmemiş sadece bu konudaki kanaatini bana iletmişti.

Biz olaydan iki sonra kardeşimin öldürüldüğü yakın Gürsu köyüne gittik, oranın muhtarı olan Isa ERGİN ile görüşmek istedik, yanımda yeğenim olan Abdurrahman KABAK ‘da vardı, Isa ERGIN bize kendilerinin 5-6 tane köylü ile beraber köylerinde otururlarken köyün hemen kenarından geçen yolda daha önce farklı sebeplerden tanıdıkları, Bedirhan, Tayfun ve Hakim isimli itirafçılann iki araçla geçtiklerini, bir tanesinin kırmızı, bir tanesinin beyaz olduğunu, çok kısa bir süre sonra bir el silah sesi duyduklarını, köylüler ile beraber köyün çıkışındaki aracın bulunduğu yere geldiklerinde kardeşimin aracın kenarında vurulmuş halde yatarken gördüklerini bana söyledi.

Ben bu olaydan sonra Cizre ilçe jandarma komutanı olan Cemal isimli yüzbaşının yanına gittim, kendisine kardeşimin öldürülmesi ile alakalı gerekli araştırmaların yapılmasını istedim, o da bana ellerinden geleni yaptıklarını söyledi. Ben muhtar olan İsar ERGIN’den öğrendim kod isimlerini kendisine söyledim ve bunun üzerine o bana o kişilerin olay sırasında yanında olduğunu, kardeşimi terör kapsamında örgüt üyelerinin vurmuş olabileceğini söyledi. Hatta kendisi bana kardeşimin üzerindeki 30.000 ABD dolarından dolayı aldıklarını, onun dışında bir para görmediklerini ve parayı kendisine teslim ettiklerini de söyledi. Ben şikayet edeceğimi söyleyince, kendisi yine bu kod isimli kişilerin yanında olduğunu bana yeniledi, hatta bir daha buraya gelme biz sana bir gelişme olursa ulaştırırız dedi, buna rağmen ben 5-6 defa daha gittim, son defasında kendisi bana buraya bir daha gelme, gelirsen kardeşin gibi başına bir şeyler gelecek sonra başımıza bela olacaksın dediğini de hatırlıyorum. Ama tüm bu gidişlerimize rağmen bir netice almadık.

Ticari ilişkilerimizden dolayı Mardin ilinde bürokrasi ile de belli bir hukukumuz vardı, bu nedenle o yıllarda Mardin il alay komutanı olan Rıdvan albay ile görüşür bazı şeyleri paylaşırdık. Bu olay olduktan sonra ben Rıdvan albaya kardeşimi öldürenleri bulalım deyince yardımcı olacağını söyledi. Hatta benim yanımda Şırnak alay komutanı Kemal ismindeki zannediyorum albayı aradı. O da yardımcı olacağını söyledi. Daha sonra siyasi tanışıklıklarımız münasebeti ile Genel Kurmay Başkanlığına kadar hatta Milli Savunma Bakanlığına kadar ulaşarak bu olayın çözülmesi konusunda çalışmalarımız ve taleplerimiz oldu, ama her başvurumuzun üzerinde olay Cizre ilçe jandarma komutanlığına kadar gidip orada tıkandı. Bana göre bu olayın kapanmasını sağlayan Cemal TEMIZOZ idi. Benim süreç içerisinde duyduğum ve öğrendiğim kadarıyla benim kardeşimi kod ismini verdiğim, Hakim, Tayfun ve Bedirhan isimli kişiler öldürmüştür. Öldürme sebepleri de benim kardeşimin üzerinde ve aracında bulunan 63.000 ABD dolandır. Bizim ailemizin terörle hiç bir alakası olmamıştır. O nedenle kardeşimi öldüren ve akabinde gasp eden kişiler ile varsa bunun talimatını veren kişilerden ben ayrıca şikayetçiyim.


Cemal Temizöz Dava Künyesi

Dava ismi Temizöz ve Diğerleri Davası
Başlangıç tarihi 11 Eylül 2009
Durum Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 3 Ocak 2014 tarihinde verilen savcılık mütalaasında davaya konu olan toplam 20 cinayetin yalnızca 9’u bakımından ceza talep edildi. Diğerleri bakımından ise; zamanaşımından dolayı düşme veya delil yetersizliği nedeniyle sanıkların beraatı istendi. ÖYM’lerin kaldırılmasından sonra yerele gönderilen daha sonra da “güvenlik gerekçesiyle” Eskişehir’e nakledilen dava devam ediyor.
Sanıklar Dönemin Cizre Jandarma İlçe Komutanı emekli Albay Cemal Temizöz,  eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ, Kukel Atağ, Temer Atağ, Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ve Burhanettin Kıyak
Suçlamalar Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bu teşekküle katılarak mensubu olmak, öldürmeye azmettirmek ve öldürmek.
Sevk maddeleri

 

765 s. mülga TCK m. 313/2-3-4,

765 s. mülga TCK m. 450/4-5.

Mağdurlar Yasadışı ve keyfi infaz edilen

ya da zorla kaybedilen 21 kişi:

Ramazan Elçi, Ramazan Uykur, Abdullah Efelti, İbrahim Adak, Mehmet Gürri Özer, İbrahim Danış, Abdurrahman Afşar, Abdurrahman Akyol, İhsan Arslan, Beşir Bayar, Abdurrezzak Binzet, İzzet Padır, Abdullah Özdemir, Mustafa Aydın, Süleyman Gasyak, Abdülaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Yakya Akman ve kimliği tespit edilemeyen yabancı.

Suç tarihi ve yeri 1993-1995 yılları arası, Şırnak’ın Cizre ilçesi
Yetkili mahkeme Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi
Nakil durumu Şırnak’tan Eskişehir’e nakledildi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı,

Gasyak ve Diğerleri v. Türkiye,

Başvuru No: 7872/03

Mahkeme, 13 Ekim 2009 tarihinde, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinin usulden ihlal ettiğine karar verdi.