Semra Somersan; Bir Bakış

Taraf – Semra Somersan

[“..Eledir oğul eledir
             Şimdiki zaman beledir…”] (Erzincan türküsü)

Osmanlı’nın 20. yüzyılından başlayarak bugüne kadar, “Kasırgalar Diyarı”nda yakınlarınızı ve/ya sizi siyasi olarak acıtan bir olay yaşanmamışsa, nedenlerini tefekkür etmeye değer. Zaman kısa ama acı o kadar çok, öyle çeşitli ve kapsamlı ki…

  • Sınıfsal, egemen, imtiyazlı konum?
  • Siyasi düşünce?
  • Yurtdışı veya başka bağlantı?
  • Yaş?
  • Tesadüf?

İşte, “Ha bu Diyar”da, bir sivil toplum kuruluşu, Hakikat, Adalet, Hafıza Merkezi, (kısaca Hafıza Merkezi) devletin, hükümetlerin yapmadığını, kendi çapında yapmaya çalışıyor.

Meltem Aslan, Emel Ataktürk, Murat Çelikkan, Özgür Sevgi Göral, Emrah Gürsel, Gamze Hızlı, Özlem Kaya ve Eser Poyraz’ın kurduğu Hafıza Merkezi’nin hedefi sadece devletin gizlediğini öğrenmeyi değil, “…geçmişteki insan hakları ihlalleriyle yüzleşmeye yönelik stratejiler, hesap verebilirliğe, dokunulmazlıklara son verilmesine, devlet-vatandaş ilişkilerinin yeniden tesisine ve demokratik kurumların inşasına katkı yapmayı” amaçlıyor. (www.hakikatadalethafiza.org).

Aklıma hukuk profesörü ve Taraf yazarı Mithat Sancar’ın İletişim Yayınları’ndan 2007’de çıkan Geçmişle Hesaplaşma: Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne kitabı geliyor.

Ne diyordu?

“…geçmişimizdeki travmatik şiddet deneyimlerinin hiçbiri ile açık bir yüzleşme, sistematik bir hesaplaşma bugüne kadar yaşanmadı. Dolayısı ile geçmişin şiddet dolu dönemlerinden örülen ve çok sertleşmiş kabuk bugünü kuşatmış durumda.” (s. 259)

Yüz on iki yılın hangi biri ile hesaplaşacağız? Hangi dönemin mağdur- madunlarını dinleyecek, faillerini sorgulayacak, hangilerinden özür dilemelerini talep edeceğiz? Yitmiş/ gitmiş olanlar, hiç öğrenemeyeceklerimiz?

Yeni yüzyılı açan tehcir ve soykırım, Kurtuluş Savaşı zaferi ardından Cumhuriyet dönemi ulus yaratımı: suçları- yasaları- adaleti- inancı- örf- adet- ve hatta yazısı ile Osmanlı döneminin toprağın çok derinlerine gömülmek istenmesi… Modern “gelenek” ve kurumların yerleştirilmesi; yasaklar, idamlar, katliam ile yeni mağdur ve madunlar.

Tek Adam döneminin mutlakiyetinden Tek Parti dönemi cadı avına. Ardından Çok Partili dönemi izleyen ilk askerî darbe; bugünden bakıldığında tüy siklet gerekçelerle idam edilen üç kişi… (Gerçi bence, bir insanı “hukuka” dayanarak öldürmek için de hiçbir zaman, hiçbir insani gerekçe olamaz.)

Sonra üç’e üç! Ve “özgürlükçü”, ama idam cezasını kaldırmayan 1961 Anayasası, derken ’71 darbesi. Ardından Amerikan CIA işbirliği ile en son ve en korkunç, çocuk idam eden Üçüncü Darbe’nin hazırlandığı, otuz yıl sonra faillerinin acze bürünerek mahkemelere gelmediği Askerî Cunta iktidarı… Ve bir iki yıldır yeni yöntemi ile Bronz Yumruklu AK Parti.

Oysa, askerî vesayet döneminin “bitmesi” ile prehistorik dönemleri atlattık sanıyordum. Meğer sıra Tunç Devri’ndeymiş.

Peki bugünü çocuklar nasıl hatırlayacak? Hepsini saymak bir ömür alır. Genellesem?

  • Kürtlerin yaşadığı bölgeyi sarmalayan, hâlen ilan edilmemiş OHAL ve sınırları aşan “iç savaş” ile birlikte bayramlarını kutlayabilmek için izin istemek zorunda kalıp polisle çatıştığı; anayurtlarında, kendi dillerini korkusuzca her alanda kullanamadığı;
  • Kürt militanlar ile kucaklaşan milletvekilleri hakkında soruşturma başlatıldığı;
  • Roboski de (Uludere) kaçakçılık yapan 34 sivilin, TC’nin uçaktan attığı bombalarla öldürülüp hükümetin özür dilemediği;
  • Sekiz bin Kürt aydınının KCK’lı diye hapsedildip, hapisteki milletvekillerine, onlara da, üniversite hoca ile öğrencilerinin eklendiği;
  • Afrikalı siyahlara da değen “Elektro-Organik Taş Devri” işkencelerinin bunca alınteri ve uluslararası mahkûmiyet sonrası hâlâ yasaklanmadığı;
  • Urfa’da yaşayan Musevilere; Sünni Müslümanlardan ayrı mezarlık verilmediği;
  • Alevilik İslamiyete asimile edilirken, Ezidilerin “şeytan”, Zerdüştlerin “ateş”e tapan olarak görülüp toplum-dışına itildiği;
  • Silahların, trafik polislerince, trafik yönetiminde kullanıldığı;
  • Mahkeme kararı ile tescilli işkencecilerin en üst düzey devlet görevlerine atandığı;
  • Başbakan’ın bir cümlesi ile gazetecilerin işten çıkarıldığı;
  • Türkiye’nin en zengin kentlerinde, Romanların tarihsel mahallelerinden uzaklaştırılıp yerlerine üst sınıfların yerleştirildiği;
  • Kadınlara kürtaj hakkının kısıtlandığı;
  • Ve dahası, nice kente- aykırı- uygulama ile tarihi yaşatmanın bile mümkün olmadığı “Ha bu Diyar”…

Otuz yıl önce başlayan iç savaşa Hafıza Merkezi çoktan el atmış; “Zorla Kaybettirilenler”in yakınları ile konuşarak Taş Devri’nin sözlü tarihini yapıyor.

Başka birilerinin de, farklı devirlerin saklı tarihini kamu önüne sermesi gerek.

Bütün bu yaşanmışlık ile acının ayrıntıları, mağdur ve entellektüellerin okuma/izleme nesnesi olarak kalmaz umarım; Sessiz Kalanlara ithaf edilerek Kasırgalar Diyarı’nda yaşayan 70 milyona mal edilir.