08-03-2017

Ankara JİTEM Davası İzleme Raporu – 10 Şubat 2017

Mahkeme : Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Esas No : 2014/163
Duruşma Tarihi : 10 Şubat 2017
İzleme Ekibi : Hanife Kardelen Işık, Filiz Gazi, Ahmet Kaden

Aralarında Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan’ın da bulunduğu 19 kişinin 1990’lı yıllarda zorla kaybedilmesi veya yasadışı keyfi infaz edilmesine ilişkin 19 kişinin yargılandığı Ankara Jitem Davası’nın 11. duruşması 10 Şubat 2017 tarihinde saat 10.00’da Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşma Öncesi İzlenimler, İzleme Ekibine Yaklaşım ve Görev Mektubu

Duruşma öncesi, duruşma salonu önünde çok az sayıda kişi olduğu, diğer duruşmalara nazaran katılımın az olduğu gözlemlendi.

Duruşma öncesinde dava izleme ekibinden bir kişi, mahkeme heyeti ile görüştü ve görev mektubunu sundu. Yapılan görüşme sırasında heyetin bu duruma şaşırdığı gözlemlendi. Nitekim mahkeme başkanı ancak “Duruşmaların herkese açık olduğunu, görevlendirme yazısına anlam veremediğini” belirttikten sonra görev mektubunu havale edip dosyaya aldı. Mahkeme başkanı duruşma salonunda görev mektubunu okudu ve: “Bizim mahkemelerimizde gözlem mözlem olmaz seyirci olarak alıyorum, sizi seyirci olarak gelin izleyin, gözlem nedir?” şeklinde sinirlenerek tepki gösterdikten sonra talebi duruşma zaptına geçirdi. Bu sırada sanık avukatları tarafında gülüşmeler oldu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya 10:26’da başlandı. Katılan avukatlarından Av. Yusuf Alataş, Av. Bihter Denizci, Av. Mehmet Emin Aktar, Av. Ruşen Ali Nergis, Av. Sertaç Kamil Ekinci, Av. Zahit Şeyhanoğulları, Av. Nuray Özdoğan, Av. Pınar Akdemir geldi.

Sanık avukatlarından ise sanık Mehmet Kemal Ağar müdafi Av.Abdulkadir Toluç, sanık Mehmet Korkut Eken müdafi Av. Gökhan Kılıç, sanık Alper Tekdemir müdafi Av. Emel Buse Tunca, sanık Ercan Ersoy müdafi Av.Kemal Güneş tevkilen Av. Muhyettin Çelik, sanık Lokman Külünk ve Ahmet Demirel müdafi Av.Tuncay Tarkın, sanık Semih Sueri müdafi Av.Berrin Tunç Körüoğlu, sanık Ziya Bandırmaloğlu müdafi Av.Tülay Beker’e tevkilen Av.Gökçe Atabek, sanık Ayhan Çarkın müdafi Av. Osman Bilginç duruşmada hazır bulundukları görüldü. Ayrıca sanık avukatlarından Av. Abdulkadir Toluç ve Av. Gökhan Kılıç dışında avukat devamlılığının olmadığı, “asıl” avukatlar yerine genç, yetkilendirmeyle gelen, duruşma boyunca ilgisiz oldukları gözlemlenen bir grup sanık avukatının duruşmada hazır bulunduğu görüldü.

Birkaç basın mensubu, bir resmi kıyafetli polis memuru ve HDP milletvekili Müslüm Doğan dahil, salonda toplamda 10-15 kişinin izleyici olarak bulunduğu görüldü. Duruşmanın ilk oturumu boyunca salonda izleyici sirkülasyonu devam etti. Bunun yanı sıra, izleyici bölümünde olan, duruşma boyunca sürekli ayağa kalkıp dolaşan, etrafa bakan ve daha sonra da tanık Orhan Taşanlar’ın ifadesi bittiğinde onunla gelenlerle beraber salonu terk eden bir kişinin, duruşma öncesinde mahkeme heyetinin odalarının bulunduğu koridorda olduğu fark edildi.

Bununla birlikte hiçbir sanık duruşmaya katılmadı.

Duruşma Salonunun Teknik ve Fiziksel Özellikleri

Duruşma ve bekleme salonlarının fiziksel ve teknik açıdan yetersiz olduğu tespit edildi.  İzleyici bölmesini ayıran yerde ve mahkeme heyetinin etrafındaki dolapların önlerine dava dosyalarının atılmış olduğu, bir kısmının da çuval ve çöp poşetlerinde olduğu görüldü.

Duruşma salonundaki ses sisteminin yeterince iyi çalışmaması nedeniyle mahkeme heyetinin ve tanıkların sesi izleyiciler tarafından zor duyulmaktaydı.

Ayrıca SEGBİS sisteminin iyi çalışmaması nedeniyle de tanıkların dinlenmesi aşamasında bir süre bağlantı kurulamadığı görüldü. Duruşmanın ortasında bağlantının kurulamaması üzerine mahkeme başkanı “Akşama kadar sürer böyle giderse, sizin işiniz var mı bilmiyorum,” diyerek duruşmaya ara verdi ve odadan çıktı. Saat 11.30 herkes duruşma salonundan çıkmak durumunda kaldı ve ancak 11.48’de bağlantı tekrar kurulduğunda salona dönebildi. Tanık ifadeleri devam ederken de SEGBİS bağlantısının birkaç kez koptuğu ve tekrar kurulana kadar zaman kaybedildiği ve çapraz sorgunun verimliliğinin azaldığı görüldü.

Duruşmaya Dair Gözlemler

Duruşmaya Tanık Orhan Taşanlar’ın ifadesi ile başlanması kararlaştırıldı ve Mahkeme başkanı dosyaya gelen evrakları okumaya başladı. Gerek salonun ses sistemindeki sorunlar gerekse mahkeme başkanının “bıkkın ve düşük sesi” nedeniyle heyetin ve sanıkların sesi  zar zor duyulabildi. Yaklaşık yarım saat boyunca mahkeme başkanı tarafından gelen belgeler yer yer atlanarak yer yer de geçiştirilerek okundu.

Mahkeme Heyetinin Genel Tutumu

Mahkeme başkanının duruşmanın uzun sürmesi üzerine sıkıldığını ifade edecek şekilde oflaması, iç geçirmesi; tanık ifadeleri sırasında dava dosyasının ve iddianamenin uzunluğuna vurgu yapması ve bütün dosyayı okumalarının mümkün olmadığını ifade etmesi dikkat çekti.

Davaya konu faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak daha önce ifadesine başvurulan kişilerin, mahkeme karşısına çıktıklarında daha önceki verdikleri ifadelerle bugünkü dava dosyası arasındaki bağın kurulamadığı ve mahkeme heyetinin bu yönde özel bir çaba göstermediği, yalnızca o duruşmada “yapılması gereken bir iş” olarak tanıkların ifadelerini aldığı gözlemlendi.

Genel bir değerlendirme olarak; SEBGİS uygulaması dolayısıyla duruşmalarda “yüz yüzelik” ilkesinin ortadan kalktığı; sanıksız yargılamanın esas, sanıklı yargılamanın istisnai hale geldiği tespit edildi. Ayrıca mahkeme başkanının kullandığı “İş çıkartıyoruz, baya iş yapıyoruz, iyi,” cümlesinin, SEGBİS bağlantısında sorun çıktığında “Kim kaldı şimdi?”, duruşmanın sonunda “Belki bu sene nasip olur, bitiririz,” ifadelerinin ve “O sır bu sır, memleketin bütün sıralarına vakıf olacağız bu gidişle,” şeklindeki tepkisinin; mahkeme heyetinin ceza yargılamasının amacı olan olayın nasıl gerçekleştiğinin ortaya çıkarmaktan çok, dava sürecini sorunsuz yönetmeye odaklandığının bir göstergesi olduğu düşünüldü.

Tanık Orhan Taşanlar’ın ifadesi

Duruşmaya emniyet müdürü ve kamu yöneticisi, eski Bursa valilerinden tanık Orhan Taşanlar’ın ifadesi ile başlanması kararlaştırıldı ve Orhan Taşanlar’ın duruşma salonu dışında hazır olduğu görüldü.

Mahkeme başkanı Orhan Taşanlar’a sanıkları tanıyıp tanımadığını sorarken “Kamuoyunda faili meçhul olarak bilinen cinayetler” diyerek başladı ardından isimleri hızlı sayarak devam ederken bir noktada “diye gidiyor işte” yaparak kesti. Mahkeme başkanının dosyada bulunan isimleri sayarken her defasında bıkkın, bir an önce bitirmeye çalışan, yer yer de geçiştiren bir tavırda olduğu gözlemlendi.

Orhan Taşanlar, dosyada adı geçen sanıklardan Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Mehmet Korkut Eken, Ercan Ersoy‘u tanıdığını; ancak diğer sanıkları tanımadığını belirtti. Tanık Orhan Taşanlar, Ercan Ersoy dışındaki sanıkların çoğunu “medyadan tanıdığını” bir kısmını da “münferit olarak bildiğini, tanışıklığının, bu olaylarla ilgisi olmadığını” ifade etti. Orhan Taşanlar, davaya konu olayların gerçekleştiği dönemde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde çalıştığını, bu vesileyle Mehmet Ağar ve Ercan Ersoy’u tanıdığını belirtti. İbrahim Şahin’i ise meslektaşı olduğu için tanıdığını söyledi.

Orhan Taşanlar’dan 1994-1996 yılları arasında işlenen fail meçhul cinayetler kısaca okunarak bu konu hakkındaki bilgisi soruldu. Tanık Orhan Taşanlar da ifadesi boyunca mahkeme başkanı daha sorusunu bitirmeden, “Bilmiyorum,” diyerek sözünü kesti. Bir tanığın “hatırlamamak” ifadesi yerine “bilmemek” ifadesini kullanmasının ve bunu sıklıkla tekrar etmesinin, tanıklık-hakikat-arşiv arasındaki ilişkinin muğlaklığına ve hatta kurulamayışına işaret ettiği düşünüldü.

Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım Neden Serbest Bırakıldı?

Katılan avukatlarından Sertaç Ekinci, Orhan Taşanlar’a, Ankara Emniyet Müdürü olduğu sırada “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın gözaltına alınmasından sonra MİT’i aradığında kendisine ne söylendiğini ve neden hiç kimseye bilgi vermeden Mahmut Yıldırım’ı serbest bıraktıklarını sordu. Orhan Taşanlar, rahat bir ifadeyle “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın MİT’in elemanı olup olmadığını sormak için istihbaratı aradığını, “kendi adamları olmadıkları” şeklinde cevap aldığını, bunun üzerine de Mahmut Yıldırım’ı serbest bıraktıklarını söyledi. Av. Sertaç Ekinci: “Öylece bıraktınız mı yani?” diye sorduğunda Orhan Taşanlar gerginleşip sinirlendi ve izleyici bölümüne bakarak “Bir suçu yoktu, bıraktık,” şeklinde cevap verdi.

Ercan Ersoy’un “iyi bir polis, iyi bir sorgucu” Olması Ne Anlama Geliyor?

Orhan Taşanlar’ın ifadesinde, Ercan Ersoy’un“iyi bir polis olduğunu ve iyi sorgu yaptığını” söylemesi üzerine, katılan avukatlarından Yusuf Alataş söz alarak Taşanlar’dan Ercan Ersoy’un nasıl iyi bir polis, iyi bir sorgucu olduğunu açıklamasını istedi ve “Ben o süreçleri iyi bilirim, nasıl işkence yapıldığını, nasıl sorgu yapıldığını,” dedi. Bu soru üzerine o ana kadar çoğunluğu ilgisiz gözüken sanık avukatları “Ne alakası var davayla?” diyerek tepki gösterdi. Mahkeme başkanı araya girerek “Polemik çıkarmayın,” uyarısında bulundu. Bunun üzerine Orhan Taşanlar, “Akademiden ihraç edilmiş olmasına rağmen sorguda, teşkilatta çok başarılıydı; sohbet havasında çok iyi sorgucuydu” demek istediğini “iyi bir polis ve sorgucu” ifadesinin işkence veya kötü muameleyle ilgili olmadığını, bunlara karşı olduğunu, söyledi.

Abdülmecit Baskın, Yusuf Ekinci ve Medet Serhat Cinayetleri

Katılan avukatlarından Zahit Şeyhanoğulları, Orhan Taşanlar’a 30 Eylül 1993 tarihinde Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın, 24 Şubat 1994 tarihinde Behçet Cantürk’ün avukatı Yusuf Ekinci’nin, 12 Kasım 1994 tarihinde Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat ve şoförü İsmail Karaalioğlu’nun öldürülmesi olayları ile ilgili bilgisini sordu. Orhan Taşanlar’ın bu olayları hatırlamadığını söylemesi üzerine,  katılan avukatları nasıl böylesine önemli olayları hatırlamayacağını sorarak tepki gösterdi. Bunun üzerine mahkeme başkanı araya girdi, aslında soruyu toparlama ve açıklama girişiminde olmasına rağmen, adeta durumu ve ortamı yumuşatmaya çalışarak “Hafızanızda kalanları anlatırsanız, tabii zaman geçti, haklısınız ama…” diyerek, ılımlı bir şekilde soruyu tekrar açıkladı. Orhan Taşanlar ise, “Uzun zaman geçti, hatırlamıyorum,” diye cevap verdi.

Bunun yanı sıra Orhan Taşanlar’ın ifadesi boyunca izleyici bölümünde oturan 4-5 kişilik bir grubun yer yer söylendiği, Taşanlar’ın da arada sırada o kişilere baktığı, bazı cevapları verirken izleyici bölmesine başıyla işaret yaptığı gözlemlendi. Nitekim, ifadesi bittiğinde de Taşanlar salondan o grupla birlikte ayrıldı.

Tanık Şentürk Demiral’in İfadesi

Şentürk Demiral’ın ifadesi boyunca kendinden emin ve rahat olduğu gözlemlendi. Nitekim, kendisine dosyada yer alan isimler hakkında bilgisi olup olmadığı sorulduğunda “Sadece kelime olarak anlatırsak Türkiye’de yer yerinden oynar.” şeklinde yanıt verdi. Tanık Şentürk Demiral, Mahmut Yıldırım, Tarık Ümit ve Muhsin Korman’ı tanıdığını belirtti.

Ömer Lütfi Topal Cinayeti

Şentürk Demiral, Ayhan Çarkın, Ali Fevzi Bir, Abdullah Çatlı gibi özel harekâtçıların gözaltına alınması olayından bahsetti. Adı geçen kişileri Ömer Lütfi Topal cinayetinin şüphelileri olarak gözaltına aldıklarını, baz istasyonunda alınan verilere göre bu kişilerin cinayet saatinde cinayetin işlendiği yerde olduğuna ilişkin verilerin bulunduğunu söyledi. Ayhan Çarkın, Ali Fevzi Bir, Abdullah Çatlı’nın ifadelerinin alındığını ancak yazılı ve sesli bir kayıt yapılmadığını, Savcılığa bu konu hakkında bilgi verilmediğini ve yine Savcılığa bilgi verilmeden şüpheli özel harekâtçıların İstanbul’dan Ankara’ya gönderildiğini ifade etti. İstanbul’da gözaltına alınan özel harekâtçılarla ilgili Savcılığa bilgi vermedikleri için haklarında başka bir soruşturma açıldığını söyledi.

Demiral, bahsi geçen olayın gerçekleştiği zaman diliminde Cinayet Büro Amiri olarak görev yaptığını, şüpheli özel harekâtçıların ifadeleri sırasında istihbarattan ve asayişten başka kişilerin de hazır bulunduklarını, bu şahısların bir kayıt tutup tutmadıkları konusunda bilgisi olmadığını bir kere daha ifade etti. Tanık Şentürk Demiral ayrıca, özel harekâtçıların bazılarının Sedat Bucak’ın korumalığını yaptığını, dolayısıyla resmi hiyerarşi içinde hareket etmediklerini söyledi.

Dana sonra, tanık Şentürk Demiral’ın 20.10.2011 tarihinde, Ankara CMK 250. madde ile Görevli ve Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda alınmış ifadesi okundu.  Demiral bu ifadesinde özetle, Ömer Lütfü Topal cinayetini hatırladığını, olay yerine gittiğini, olay yerinde beş adet telefonun sinyal bilgilerine ulaşıldığını, tespit edilen sinyal bilgilerinin Ali Fevzi Bir, Ayhan Çarkın, Abdullah Çatlı gibi isimlere ait olduğunu, bu ve diğer özel harekatçıların gözaltına alındığını, ancak ifadelerin yazılı ve sesli bir kaydının tutulmadığını, Ayhan Çarkın’ın 1993-1996 yılları arasında dönemin faili meçhullerini kastederek “Faili meçhuller bizim işimiz,” dediğini, özel harekatçıların gözaltına alınması konusunda acele edildiğini, dosyanın daha tekemmül ettirilmediğini, yetkili kişilerin talimatıyla şüpheli özel harekatçıların Ankara’ya teslim edildiğini söylemişti. İlgili ifade okunduktan sonra tanık Demiral’a bu ifadesinin ve Ayhan Çarkın’ın gözaltına alındığında söylediği ileri sürülen, “Konuşursam yer yerinden oynar.” sözlerinin doğru olup olmadığı soruldu. Şentürk Demiral, ilk önce biraz şaşırmış gözükerek, 2011’de vermiş olduğu ifadenin bu kadar detaylı olmadığını söyledi, daha sonra vermiş olduğu eski ifadenin yüzde doksanının doğru olduğunu ve eski ifadesine katıldığını, 1993-1996 yılları arasında Ayhan Çarkın’a ait “Faili meçhuller bizim işimiz,” ve “Ben konuşursam yer yerinden oynar,” şeklindeki sözlerin doğru olduğunu ifade etti. Demiral ayrıca 20.10.2011 tarihli ifadesini vermeden önce savcılardan birinin kendisine “Herhalde sen de diğerleri gibi bilmiyorum dersin,” dediğini, onun da “Daha ne soracağınızı bilmiyorum,” dedikten sonra bildiklerini anlattığını söyledi.

Katılan avukatlarından Zahit Şeyhanoğulları söz alarak, o dönemde Savcılığa gözaltılarla ilgili neden bilgi verilmediğini sordu. Tanık Şentürk Demiral ise o dönem olayların Savcılığa bildirilmediğini, İstanbul’da bu yönde bir uygulama olduğunu, o dönem kimsenin kendilerine bu konuyla ilgili bir şey sormadığını, ancak Susurluk kazasından sonra kendileri hakkında soruşturma açıldığını söyledi. Tanık Şentürk Demiral, o dönemde şüpheli özel harekâtçıları tutanak tutmadan Ankara’ya teslim etmeleri yönünde talimat aldıklarını ama kendilerinin yine de tutanak tutarak teslim ettiklerini söyledi. Bu talimatı kimin verdiği sorulunca, tanık Şentürk Demiral, Bakanlık’tan ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nden gelen talimatla şüpheli özel harekâtçıların Ankara’ya teslim edildiğini söyledi.

Müşteki Semih Tufan Günaltay’ın İfadesi

İstanbul Anadolu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevlisi ile yapılan görüşmede tanıklar Emin Demirel ve Ahmet Mesut Yılmaz‘ın hazır olmadıkları, müşteki Semih Tufan Günaltay‘ın elinde bir tomar kağıt ile ifade vermeye hazır bulunduğu görüldü ve ifadesine geçildi. Mahkeme başkanı bu kez dava dosyasıyla ilgili bilgi verirken, önceki tanık ifadelerinden farklı olarak hızlı okumak ya da geçiştirmek yerine “Kamuoyunda faili meçhuller olarak bilinen, birtakım cinayetler işte,” demekle yetindi. Bir davanın amacı da, sonuç noktası da hakikat olduğunda, bu hakikatin aranması ve ortaya çıkarılmasında bir hakimin görevi bir tarihçiden farklı olacaktır. Zira, bir hâkim görev bakımından hakikate dair gerçekleri ortaya çıkarma çabasında birçok kısıtlamaya tabidir. Hakikatin yeri hâlihazırda tayin edilmemişken kullanılan “birtakım cinayetler” ifadesi, bu anlamda dava sürecinin hakikati ortaya çıkarma kapasitesini özetleyen bir gösterge olarak değerlendirildi.

Semih Tufan Günaltay mahkemeye bir şikâyet dilekçesi verdiğini, öncelikle okunup okunmadığını öğrenmek istediğini söyledi. Mahkeme başkanı; “Okunmuş olması gerekiyor,” dedi. Günaltay ise hukuksuzluk yapıldığını, Savcılık tarafından araştırma yapılmadan iddianame hazırlandığını, şu an mahkeme heyetince de dilekçesinin okunmadığını söyledi. Mahkeme Başkanı ise “Evet okumadık, okumamız mümkün değil, 180 klasörlük iddianame, dilekçeni okuruz, bu dosya hakkında ne biliyorsun?” dedi. Günaltay, bu dosya ile ilgili hiçbir şey bilmediğini, Sabit Dumlupınar’ın öldürülmesi olayının araştırılmasını istediğini söyledi.

Mahkeme başkanının dava dosyasını okumadıklarını ve okuyamayacaklarını ifade etmesi, dava dosyalarıyla ilgili sürecin nasıl yürütüldüğünün bir göstergesi olması açısından önemli bulundu. Nitekim duruşma salonunun ortasına yığılmış dava dosyaları görüntüsüyle paralellik gösterircesine, dava dosyasının dava süreci boyunca okunmadan bir kenarda, dava sona erdikten sonra da çuvallar içinde duruşma salonunda kalabildiği görüldü.

Daha sonra katılan avukatları söz alarak Semih Tufan Günaltay’ın dosya kapsamında neden müşteki olarak geçtiğini bilmediklerini, Günaltay’ın sadece iddianamenin isimler kısmında müşteki olarak adının geçtiğini ifade etti. Bu duruma mahkeme heyetinin şaşırması dikkat çekti.

Bu noktadan sonra mahkeme başkanı ve Günaltay tartışmaya başladı. Günaltay; “Daha benim niye burada olduğumu bilmiyorsunuz,” dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, “İfadeni almıyorum çık dışarı,” dedi. Günaltay, “Böyle hakimlik mi olur, Mehmet Ağar’ın dosyasını kapatmak için mi bu davayı açtınız?” dedikten sonra SEGBİS kapatıldı ve konuşmaya son verildi.

Tanık Doğan Özkan’ın İfadesi

SEGBİS aracılığıyla tanık Doğan Özkan’a bağlandı. Öncelikle kendisine dosyada adı geçen sanıklardan kimi tanıyıp tanımadığı soruldu ve hızlı bir şekilde isimler okundu. Tanık Doğan Özkan, Mahmut Yıldırım, Tarık Ümit ve Muhsin Korman‘ı tanıdığını belirtti.

Tanık Doğan Özkan’ın dosya kapsamındaki cinayetlerle ilgili daha önce savcılıkta bilgi verdiğini söylemesi üzerine mahkeme başkanı tek tek hepsini duruşma salonunda da anlatmasını istedi.

Tanık Doğan Özkan’ın ifadesi boyunca SEGBİS sistemindeki teknik aksaklıklar nedeniyle ifade birçok kez kesildi, tanığın görüntüsü ve sesi alınamadı ve tekrar bağlantının kurulması zaman aldı.

Tanık Doğan Özkan’ın kendisine sorulan sorulara cevaben birçok şeyi hatırlamadığını söylemesi üzerine, kendisine CMK 250. Madde ile Görevli ve Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği 05.01.2011 tarihli ifadesi okundu. Doğan Özkan eski ifadesinde özetle; kendisinin özel harekat eğitimi aldığını, bu eğitimi almasını sağlayan kişinin Tarık Ümit olduğunu, daha sonraları başına bir şey gelmesinden korktuğunu, bunun için Hikmet Çiçek’e mektup yazdığını, Behçet Cantürk’ü Tarık Ümit ve diğerlerinin öldürdüğünü bildiğini, Savaş Buldan ve arkadaşlarının öldürülmesi olayıyla ilgili doğrudan bilgisi olmadığını ama özel harekat polisleri tarafından alındıklarını duyduğunu, Tarık Ümit ile kendisinin yurtdışında istihbari faaliyetler yürüttüğünü belirtmişti.

Kendisine eski ifadesi okunduktan sonra, tanık Doğan Özkan eski ifadesini hatırladığını ve hepsinin doğru olduğunu söyledi. Özkan sadece, Tarık Ümit ve Tarık Ümit’in Jandarma ve Emniyet’ten arkadaşlarının Behçet Cantürk’ü alıp götürdüğünü bildiğini de ekledi.

Tanık Doğan Özkan’a Hikmet Çiçek’e kendi el yazısıyla yazdığı mektup soruldu. Özkan, o mektubu kendisinin yazdığını ve içeriğinin doğru olduğunu söyledi. Özkan’ın cevap verirken “Efendim herkesin kod adı vardı, ben orijinal isimleri tanımıyorum sanırım,” şeklindeki ifadesi dikkate değer bulundu.

Mahkeme heyetinden başka bir hakimin, Tarık Ümit’in evinde başka kimlerin olduğunu sorması üzerine Doğan Özkan, evde Tarık Ümit’in, Tarık Ümit’in gayri resmi eşi Nur İnuğur’un, Muhsin Korman’ın, Nurettin Güven’in olduğunu, eve getirilen Fevzi Aslan ve Şahin Aslan’ın gözlerinin bağlı olduğunu söyledi.

Katılan avukatlarından Sertaç Kamil Ekinci ise söz alarak, cinayetlerin bireysel kararlarla mı yoksa belli yerlerden emir alınarak mı işlendiğini sordu. Doğan Özkan ise bu cinayetlerin keyfi olmadığını, yukardan emir alınarak işlendiğini, yoksa zaten cinayetleri işleyen şahısların hemen yakalanabileceğini söyledi.

Daha sonra tanık Doğan Özkan’a Tarık Ümit’in gayri resmi eşi olduğu belirtilen Nur İnuğur’un nerde olduğunu bilip bilemediği soruldu. Özkan, Tarık Ümit’ in amcası olan Cemalettin Ümit’in bu konuda bilgi sahibi olduğunu söyledi.

Bunun üzerine mahkeme başkanı “İş çıkartıyoruz, baya iş yapıyoruz, iyi,” dedi.

Tanık Akın Kızıloğlu’nun İfadesi

SEGBİS aracılığıyla tanık Akın Kızıloğlu’na bağlanıldı. Öncelikle kendisine dosyada adı geçen sanıklardan kimi tanıyıp tanımadığı soruldu ve hızlı bir şekilde isimler okundu. Tanık Akın Kızıloğlu, Ayhan Çarkın’ı tanıdığını söyledi.

Daha sonra Akın Kızıloğlu’na 1994-1996 yılları arasında işlenen fail meçhul cinayetler hakkındaki bilgisi soruldu. Tanık Akın Kızıloğlu, o zamanlar gasp büro amiri olarak görev yaptığını, Ayhan Çarkın’ın sadece gözaltı işlemlerinde hazır bulunduğunu daha sonra Ayhan Çarkın’ı Cinayet Büro Amirliği’ne teslim ettiklerini, bu konuda başka bilgisi olmadığını söyledi.

Tanığa CMK 250. Madde ile Görevli ve Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği 10.10.2011 tarihli ifadesi okundu; Akın Kızıloğlu 10.10.2011 tarihli ifadesinin doğru olduğunu söyledi.

Katılan avukatlarından Zahit Şeyhanoğulları söz alarak Kızıloğlu’na Ahmet Duran Alp’in nerede görev yaptığını sordu ve tanık olarak dinletmek istediklerini belirtti. Kızıloğlu bu konuda bir bilgisinin olmadığını söyledi.

Tanık Mümtazer Türköne’nin İfadesi

Silivri 1 No’lu L Tipi kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan SEGBİS ile tanık Mümtazer Türköne’ye bağlandı. Öncelikle kendisine dosyada adı geçen sanıklardan kimi tanıyıp tanımadığı ve 1994-1996 yılları arasında işlenen fail meçhul cinayetler hakkındaki bilgisi soruldu.

Tanık Mümtazer Türköne, o dönemde Tansu Çiller’e danışmanlık yaptığını, 1993-1996 yılları arasında işlenen fail meçhul cinayetler hakkında bilgi sahibi olmadığını söyledi. Türköne ayrıca Muhsin Yazıcıoğlu ile muhabbetleri olduğunu, zaman zaman 1993-1996 yılları arasında işlenen fail meçhul cinayetler hakkında konuştuklarını ifade etti. Devletin “rutinin dışına çıkmasının” doğru olmadığını, buna inandığını da ekledi.

Mahkeme başkanı, tanığa Ayhan Çarkın ile aynı cezaevinde kaldığını hatırlatarak kendisiyle konuşup konuşmadığını sordu. Tanık Ayhan Çarkın ile konuşmadığını söyledi.

Mahkeme başkanının dava dosyasında bahsi geçen “Ölüm Listesi” hakkında bilgisi olup olmadığını sorması üzerine Türköne, Tansu Çiller’in bu konuda hiçbir şey söylemediğini, Tansu Çiller’in bu listeyi hazırladığına yönelik bir delil olmadığını, Tansu Çiller’in politikayı bilmediğini, böyle bir liste hazırlama kabiliyeti olmadığını ifade etti.

Katılan ve Sanık Avukatlarının Talepleri

Katılan avukatlarından Zahit Şeyhanoğulları, Ahmet Duran Alp’in ve Tarık Ümit’in gayri resmi eşi olduğu belirtilen Nur İnuğur‘un dinlenmesini talep etti.

Katılan avukatlarından Sertaç Kamil Ekinci ise duruşmalara hiçbir sanığın katılmadığını, sanıklardan hiçbirinin tutuklu olmamasının makul olmadığını, sanıkların tutuklanması gerektiğini, tutuklama verilmeyecekse de duruşmalardan bağışık tutulma kararından dönülmesini; çünkü sanıkların duruşmadan bağışık tutulması ile avukatların doğrudan soru sorma, sanıklardan yeri geldiğince kanıt olabilecek bilgiler alma haklarının ihlal edildiğini, söyledi.

Sanık müdafileri ise eski taleplerini yinelediklerini, yurt dışına çıkış yasaklarının hukuksuz olduğunu, müvekkillerinin ticari hayatını etkilediğini bu yüzden kaldırılması gerektiğini, başkaca bir talepleri olmadığını beyan ettiler.

Cumhuriyet Savcısı verdiği mütalaasında katılan avukatlarının sanıkların tutuklanmaları yönündeki taleplerin reddine, ancak sanıklar hakkında verilen adli kontrol kararlarının devam ettirilmesine ve eksikliklerin giderilmesine karar verilmesini istedi.

Ara Kararlar

Mahkeme heyeti sanıkların tutuklanmaları yönündeki taleplerin, ayrıca duruşmada hazır bulunmaları yönündeki taleplerin, ulaşılan aşama ve dosya durumu itibariyle ayrı ayrı reddine, sanıklar hakkındaki adli kontrol kararlarının kaldırılması yönündeki taleplerin ayrı ayrı reddine ve mevcut adli kontrollerin bulunduğu hali ile sürdürülmesine karar verdi.

Mahkeme heyeti ayrıca, çağrı belgesine rağmen gelmeyen tanık Fikri Sağlar’ın tekrar çağrı belgesi ile çağrılmasına, tanık Veli Küçük’ün, Fevzi Türkeri’nin, Uğur Dündar’ın ifadesinde adı geçen Emin Demirel’in, Ahmet Duran Alp’in ve Mesut Yılmaz’ın bir sonraki duruşma SEGBİS yöntemiyle dinlenecek şekilde hazır edilmesine ve buna ilişkin gerekli işlemlerin yapılmasına; gizli tanıklar “Emek” ve “Ayışığı”nın dinlenmesi yönündeki talebin dinlenecek tanık sayısı göz önüne alınarak daha sonra değerlendirilmesine karar verdi.  Bununla birlikte Doğan Özkan’ın ifadesinde ismi geçen ve Tarık Ümit’in gayri resmi eşi olduğu belirtilen Nur İnuğur’un adresinin Tarık Ümit’in amcası olan ve daha önce ifadesi alınan Cemalettin Ümit’den sorularak öğrenilmesi için yazı yazılmasına karar verdi. Yine mahkeme heyeti katılan avukatları tarafından tanık olarak gösterilen eski Başbakan Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller’in adreslerinin öğrenilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, sanık Alper Tekdemir’in bir sonraki duruşma günü SEGBİS sistemi ile hazır bulundurulmasına ve hazır edildiğinde Bolu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadesi alınan tanık Şevket Öztürk ile yüzleştirmesinin yapılmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti ayrıca, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazı yazılarak “Ergenekon” dosyası olarak bilinen ve numarası tespit edilemeyen dava dosyası içerisinde, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’a sunulan Kutlu Savaş tarafından düzenlenen raporun tüm ekleri ile birlikte tamamının mahkemeye gönderilmesinin istenmesine karar verdi.

Bununla birlikte mahkeme heyeti, katılan avukatlarının parmak izi tespitlerine ilişkin dosyada bulunan ekspertiz raporlarının diğer olaylar ile karşılaştırma yapılarak incelenmesi yönündeki taleplerinin bir fayda sağlamayacağından reddine hükmetti.

Bir sonraki duruşma 5 Mayıs 2017 tarihinde saat 10:00’da gerçekleşecek.

Ne Olmuştu?

İlgili soruşturmalarda alınan ifadelerden ve özellikle Susurluk Davası çerçevesinde yapılan araştırma ve yazılan raporlardan anlaşıldığı üzere; 1993 yılında Ankara Özel Harekât Daire Başkanlığı bünyesinde Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın ve o dönem Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görev yapan Özel Kuvvetler Komutanı Korkut Eken’in talimatıyla ve Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in başkanlığında 60 kişilik özel ekip oluşturulmuştu.

İddialara göre; bu özel grup Güneydoğu’da terörle mücadelede görev almak ve yeni personeli eğitmek amacıyla kurulmuş; ancak sonrasında amacının dışına çıkmış ve özellikle Kürt iş insanlarını pasifize etmek için bazı infazlar gerçekleştirmişti. Öldürülen ve kaybedilen kişilerin PKK’ye maddi destek sağladıkları ve konumlarını kullanarak PKK üyelerine destek oldukları ileri sürülmüştü.

Ayhan Çarkın’ın bu özel ekibin faaliyetlerine ilişkin olarak 2011’de yaptığı açıklamaların ardından başlayan soruşturmalar birleştirilmiş ve son aşamada “Ankara Jitem Davası” adı altında 2014/163 Esas dosya numarasıyla Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 sanık, bahsi geçen 19 kişiyi öldürme ve yasadışı silahlı örgüt kurma suçlarından yargılanmaya başlamıştı.

 

*Bu rapor, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen “Genç İnsan Hakları Savunucularının Cezasızlıkla Mücadele için Güçlendirilmesi” projesi kapsamında yargısal uygulamanın izlenmesi amacıyla Hakikat Adalet ve Hafıza Çalışmaları Derneği ve Şırnak Barosu’nun ortak yürüttüğü Dava İzleme çalışması kapsamında hazırlanmıştır.