15-10-2014

Kobane Eylemlerine Müdahale Sonucu Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu

ihd açıklamaKobanê için yapılan gösteri ve eylemlerde 46 kişi öldürüldü

İnsan Hakları Derneği, Kobanê Direnişi ile dayanışma kapsamında yapılan eylem ve etkinliklere müdahale sonucu meydana gelen hak ihlalleri ile ilgili bir rapor yayımladı.

İHD’nin raporuna göre, Kobanê eylemlerinde 46 kişi öldürüldü, 682 kişi yaralandı, 1974 kişi gözaltına alındı, 323 kişi tutuklandı, 38 kişi gözaltında işkence gördü.


İHD, Kobanê Direnişi ile Dayanışma Kapsamında Yapılan Eylem ve Etkinliklere Müdahale Sonucu Meydana Gelen Hak İhlalleri Raporu (2-12 Ekim 2014) yayınlandı.

İHD websitesinden tamamına ulaşacağınız rapor sonucunda dile getirilen talepler şöyle:

  • Türkiye’de yaşayan Kürtlerin akrabaları ve Türkiye sınırına hemen bitişik bir kente yönelik soykırımcı bir çeteci örgütün saldırıları karşısında hükümetin seyirci kalması kabul edilemez. Bu nedenle Kobanê kentine gerekli yardımın sağlanması amacı ile talep edilen yardım koridorunun açılmasını öneriyoruz. Böylece kamuoyu tepkisi yatışacak ve olaylar sona erebilecektir.
  • Kobanê direnişini sahiplenmek ve dayanışmak amacı ile yapılan gösteriler ile bu gösterilere müdahaleler göstermiştir ki Türkiye’de barış ve çözüm süreci kırılgandır. Bu nedenle hükümetin barış ve çözüm sürecini ilerletebilmek amacı ile Kürt siyasal hareketi ile yürütmüş olduğu diyalogu müzakere aşamasına çıkarması ve böylece kırılganlığı ortadan kaldırması gerekmektedir.
  • Yaşanan olaylarda paramiliter grupların saldırıları göstermektedir ki Türkiye’de kontrgerilla teşkilatı dağıtılmamıştır. Hükümetin her türlü kontra yapıyı tasfiye edecek ve bunlarla etkili bir şekilde mücadele edecek adımları atması gerekmektedir.
  • Meydana gelen olaylarda göstericilere dönük gözaltı ve tutuklamalar yaygın bir şekilde yapılarak, son CMK değişikliklerinin göstermelik olduğu, yargının hükümet etkisinde hızlıca harekete geçerek masumiyet karinesine uymadığı ve böylece düşman ceza yargılaması pratiğinin değişmediği görülmüştür.
  • Paramiliter grupların saldırısı sonucu çok sayıda kişinin öldürülmesi ve yaralanması karşısında bu kişilere yönelik etkili soruşturma yöntemlerinin işletilmemesi, Türkiye’de cezasızlık politikasının devam ettirildiğini göstermektedir.
  • Olaylar göstermiştir ki nefret söyleminin kullanılması ile birlikte çok sık nefret suçu işlenmiştir. Hükümetin ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulunu bir an önce oluşturması, nefret söylemini yasaklayan ve nefret suçları ile etkili mücadele edecek yasal düzenlemeler yapması gerekmektedir.
  • Bingöl’de emniyet müdürü ve ekibine yönelik silahlı saldırıdan sonra polis tarafından infaz edilenlerle ilgili olarak hükümet temsilcilerinin açıklamaları kaygı vericidir. Yargısız infaz hiçbir şekilde savunulamaz ve meşrulaştırılamaz. Yargısız infaz gerçekleştiren tüm görevliler hakkında etkili soruşturma ve kovuşturma yapılmalıdır.
  • Gaziantep ilinde paramiliter grupların Kürtlere saldırısının emniyet ve istihbarat birimleri tarafından seyredilmesi nedeni ile kamu düzeni doğrudan doğruya devlet görevlileri tarafından tehdit edilmiştir. Gaziantep Valisi ve Emniyet Müdürü başta olmak üzere olaylarda sorumluluğu bulunanların tamamının görevden el çektirilmesi, olaylarla ilgili etkili soruşturma ve kovuşturma yapılması gerekmektedir. Paramiliter gruplar tarafından Gaziantep’te halkın bir kesiminin açıkça tehdit edilip linç teşebbüslerinde bulunulması karşısında sokağa çıkma yasağı ilan edilmemesi, bu yöntemin ayrımcı bir şekilde kullanıldığını; Kürtlerin korunması bakımından idarenin etkili tedbirlere başvurmadığını göstermektedir. Gaziantep’te yaşananlar tıpkı 12 Eylül 1980 öncesinde yaşanan toplu katliamlardaki gibi kontrgerillanın etkili olduğunu göstermiş, başka yerlerde benzer olayların olabileceğini kanıtlamış ve adeta bir katliam provası yapılmıştır. Hükümet, darbe ortamını hazırlayan bu gibi olaylar karşısında en etkili tedbirleri almalıdır.
  • Siirt Kurtalan ilçesinde yaşanan olaylar göstermiştir ki köy koruculuğu sistemi derhal lağvedilmeli, koruculardan silahlar alınmalıdır.
  • Tüm bu yaşanan gelişmelerden sonra sayın Cumhurbaşkanı’nın polis ve jandarmanın yetkilerini arttıracak ve göstericileri daha fazla cezalandıracak yasal değişikliklere gidileceğini belirtmesi, temel hak ve özgürlüklere açık bir tehdittir. Siyasal iktidarın bu tip anti-demokratik düzenlemelerden uzaklaşması gerekmektedir. Otoriter uygulamaları artıracak tedbirler, olağan rejimlerden olağanüstü rejimlere (OHAL, Sıkıyönetim gibi) geçişi kolaylaştıracaktır.
  • Bu süreçte Genelkurmay Başkanlığı’nın, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’na sataşan bir üst teğmene madalya vermesi, “İzmir’de bayrak yakıldı” provokasyonunu gerçekleştirmesi gibi eylemleri Kürtler’e yönelik ikinci sınıf vatandaş muamelesinin devam ettiğini; kendi görev alanı olmamasına karşın, sivil alanı izleyerek sık sık “önemli yurt içi olayları” adı altında açıklama yayınlayıp, bu alanı vesayet altına alma girişiminde bulunduğunu; Hükümetin bütün bunlara seyirci kaldığını; sokağa çıkma yasağı uygulaması sırasında askeriyeye mecbur olunduğu izlenimi yaratılarak, askeri vesayetin tekrardan geri gelebileceğinin güçlü bir şekilde hissettirildiğini Hükümete özelikle duyurmak istiyoruz.
  • Gösteriler sırasında gözlemcilik ve kimi yerlerde arabuluculuk görevini yerine getirmeye çalışan insan hakları savunucularına dönük tehdit ve hedef göstermeler kabul edilemez. Türkiye’nin, BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ni etkili bir şekilde uygulamaya geçirmesini ve hedef gösterilen İHD yöneticilerinin korunmasını talep ediyoruz.