15-08-2017

Murat’çım, ‘Üzülme bu zaman da geçer’ diyeceğim ama ömrümüz de geçiyor

İsmet Berkan
15 Ağustos 2017

İnsan, arkadaşı hapse girerken ne düşünür?

Şu sıralar hapiste arkadaşım dediğim çok insan var. Enis Berberoğlu, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Şahin Alpay… Şimdi bu listeye bir de Murat Çelikkan eklendi.

Murat, dayanışma için Özgür Gündem gazetesine bir günlüğüne genel yayın müdürlüğü yaptı. 18 ay hapis yatacak.

Murat’ın karakteri böyledir, fazla gürültücü bir insan değildir. Sessiz sedasız yargılandı, sessiz sedasız mahkum oldu. Sessiz sedasız hapse gitti.

Düşünüyorum da, galiba ben Murat’ın bırakın bağırmayı, yüksek sesle konuştuğuna bile pek tanık olmadım.

Oysa Murat, sadece gazeteci değil, bir insan hakları aktivisti. Hatırlıyorum, rahmetli Emil Galip Sandalcı ile birlikte İnsan Hakları Derneği’ni ilk kurdukları zamanı. Murat, arı gibi çalışıyordu o 12 Eylül döneminin İHD’sinde.

“Herkesin insan haklarıyla mı ilgileneceksiniz, belli grupların mı” sorusuna, “Elbette herkesin” diye cevap veriyordu. Sonra, İHD, sadece bazılarının insan haklarıyla ilgilenilmesini isteyenlerce bir yerde ele geçirildi, Murat ayrıldı, ama kavgalı ayrılmadı, dernekle gönül bağı devam ediyordu, hatta bazı işlerinde yardım da ediyordu ama yönetimin parçası olmak istemiyordu.

Hoplaya zıplaya yazıyorum, duygusallığıma verin. Radikal’de birlikte çalışalım çok istedim; o da geldi. Hem Radikal İki’ye hem de Cumartesi’ye verdiği katkı, gazetenin bazı yazı dizilerine verdiği katkı, kolay kolay başkaları tarafından sağlanabilir şeyler değildi.

Ama diyorum ya Murat sessiz bir adam. Kendini öne çıkartmaktan hoşlanmaz, görünür olmamayı tercih eder hep.

Gazetecilik gibi yüksek ego mesleğinde, kavgalı gürültülü çalışma ortamlarında bazen döner Murat’a bakardım. Yüzünde o gülümsemesi, bağırış çağırış tartışmaları izlerdi, lafa karışacağı zaman kendi egosunu tatmin için değil, gerçekten söyleyecek bir şeyi olduğu için konuşurdu.
Bu ülkede ifade özgürlüğünün bir sarkaç misali bir o yana ama çoğunlukla öbür yana doğru sallandığını yıllardır söyler dururum.

Bazen, tarihimizde istisna saymamamız gerekecek kadar az süreler boyunca, o sarkaç özgürlükten yana sallanır. O zaman hepimiz rahat ederiz, ifade özgürlüğünün tadına varırız, hapishaneler boşalır.

Sonra ama devlet yeniden ağır basar, sarkaç yön değiştirir ve düne kadar sıradan olan şeyleri yapmak hapse girmeyi gerektiren suça dönüşür.

Özgür Gündem’i alın…

Bu gazetenin PKK’nın yayın organı olduğundan kendi adıma hiçbir kuşkum yok. Ama bu gazete, ülkemiz yasalarıyla yayınlanan bir gazete. OHAL Kararnamesiyle kapatıldığı güne kadar da, o yasalar çerçevesinde yayın yaptı.

Basınla ilgili yasalarımızın gazetelerin yaptığı yayınlardan kimi ne ölçüde sorumlu tuttuğu belli. Yazanın imzası, o yoksa Sorumlu Yazıişleri Müdürü, suçun ağırlığına göre imtiyaz sahibi vs.

Bu sıralananlar arasında, yasalarımıza göre bir ‘hukuki statü’ olmayan Genel Yayın Müdürü yok. Kaldı ki Murat zaten Genel Yayın Müdürü de değil; bir günlüğüne, sırf gazeteyle dayanışma için o görevi yapmış bir isim. (Başka pek çok isim gibi.)

Ama Özgür Gündem’le o dayanışma içinde olanlar devletimizin özel olarak hedefi yapıldılar. Aslında yasalarımızda olmayan bir suçla, ‘PKK’nın yayın organıyla dayanışma içinde olma’ suçuyla yargılandılar ve teker teker mahkum ediliyorlar. Çünkü sarkaç öteki tarafa döndü; çünkü PKK ile müzakereler bir kez daha silahsız bir masadan silahlı ortama kaydı.

Yanında değildim ama tahmin etmem zor değil; yüzünde yine o gülümsemeyle gittin hapse Murat’cım. “Üzülme bu zamanlar da geçer” diyeceğim ama biz de yaşlandık artık; o zamanlar geçerken bizim de zamanımız geçiyor, gençliğimiz gitti, şimdi orta yaşlarımız gidiyor.