16-04-2013

Fehim Işık; Bûka Baranê

515203ed795409d215000072

Evrensel – Fehim Işık

Bûka Baranê, Kürtçede gökkuşağı için kullanılır. Kürt çocukları yağmurdan sonra güneşin rengarenk ışıklarını yansıtan gökkuşağını görünce hızla ona koşar ve altından geçmeye çalışırlar. Gökkuşağının altından geçmeyi başaranın her dileğinin kabul edildiğine inanılır.

Hakkari’nin (Colemêrg) Yüksekova (Gever) ilçesinin Karlı (Befircan) köyünde büyüyen çocuklar da buna inanırlar. Befircanlılar ayrıca, gökkuşağının altından geçtiklerinde cinsiyetlerinin değişeceğine, erkeklerin kız, kızların ise erkek olacağına da inandırılmışlar. Çocukların, gökkuşağı her belirdiğinde azimle ona koşmalarının bir nedeni de budur.

Bu çocukların duygularını savaşın yaşattıklarıyla bir araya getiren Hafıza Merkezi, saf duyguların savaşa kurban edildiği bu coğrafyada yapılanların unutulmaması amacıyla bir belgesel hazırladı. Yönetmenliğini Dilek Gökçin’in, yapımcılığını da Murat Çelikkan’ın yaptığı “Bûka Baranê” belgeselinin metin yazarlığını ise aynı zamanda gökkuşağının altından geçmeye çalışan “savaş çocuklarından” biri, İrfan Aktan yapmış.

Hafıza Merkezi belgeseli niye yaptığını şu sözcüklerle anlatıyor: “Gözaltında, kaçırılarak, infaz sonrası kaybedilerek uygulanan politikalardan birinci derecede devlet görevlileri ve devletçe görevlendirilenler sorumlu, ancak bu güne kadar Türkiye’de bu insanlık suçundan hüküm giymiş hiç kimse yok. (…) Hafıza Merkezi, yaşananlara tanıklık etmek için savaşın gündelik hayatın bir parçası olarak yaşandığı bölgede bir köyde, ‘90’lı yılların başında çekilen bir ilkokul sınıf fotoğrafının belgeselini yaptı. Bu fotoğraftaki çocukların tanıklıklarıyla savaşın son 20 yılına ışık tutmak istedi.”

Tam da bu dönemlerde bu filmlere gerek var.

Son savaş ile bir değil neredeyse iki nesil büyüdü…

Savaşın başladığı yıllarda doğan çocuklar şimdi her iki tarafta da savaşın komutanları…

Filmin çekimine vesile olan fotoğraftaki ‘çocuklardan’ biri, “Biz yaşlı insanların o da sadece kalp krizinden veya hastalıktan öleceğini sanıyorduk. Ama gördük ki ölüm sadece hastalıklardan değil; pekâlâ kurşun ve bombalarla da olabiliyormuş.”

Ne yazık ki bu kurşun ve bombalarla çocuklar da öldü.

Son 30 yıldır yüzlerce çocuğun yanı sıra on binlerce genç ya dağlarda kurşunlarla, bombalarla, ya cezaevlerinde, gözaltı merkezlerinde işkencelerle ya da çeteler tarafından sokaklarda enselerine bir kurşun sıkılarak katledildiler.

Bir tek yok etmeler, katletmeler mi?

Binlerce köy yakıldı, boşaltıldı; milyonlarca insan yerinden yurdundan uzaklaştırıldı…

Hâlâ on binlerce insan cezaevlerinde ve bunların bir kısmı cezaevlerinde ölümcül hastalıklarıyla baş başalar.

Bu zulmü yaşayan coğrafyada şimdi yeni bir umut belirmiş; “çözüm ve barış süreci” bu umudun adı…

Daha önce de belli sürelerle ateş kesilmiş ancak hiçbir zaman şimdiki kadar barışa yakın olmamıştı Befircanlıların coğrafyası.

Aylardır dağlardan tabutlar inmiyor…

Befircanlı çocuklar belki yeniden köylerinde gökkuşağına koşabilecekleri o günlere dönebilecekler ama Befircanlılar gökkuşağına yeniden koşarken hafızalarının taze kalmasına, hakikati bilmelerine de ihtiyaç var.

“Bûka Baranê” hafızayı taze tutan, belki de yaşanan o zalimane uygulamaları nesiller boyu yaşatacak çalışmalardan biri.

Bu çalışmaların çokça olmasında ve çokça izlenmesinde yarar var.

Filmi yapanların amaçlarında açıkladıkları gibi, “Geçmişte yaşanan zulüm pratikleriyle yüzleşilmedikçe, adalet yerine gelmedikçe, özür dilenmedikçe ve hatalar kabul edilmedikçe geçmişin baskısından kurtulamayacağımıza ve bu gün de özgür olamayacağımıza inanıyoruz.”