27-09-2016

Kolombiya’da Silahlar Susarken: Barış İçin Özel Yargı

web-pic-2

Kolombiya’da dört yıldır süren barış müzakerelerinin kazanımlarının oylanacağı 2 Ekim referandumuna sayılı günler kaldı. Anketler halkın büyük çoğunluğunun ‘evet’ oyu vereceğini gösterse de, eski devlet başkanı Álvaro Uribe’nin başını çektiği ‘hayır’ kampanyası barış müzakerelerinin FARC-EP (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu) gerillasına çok fazla taviz verdiğini öne sürerek süreci sekteye uğratmayı amaçlıyor. Bu tartışmalarda en çok öne çıkan konu, silah bırakan FARC-EP mensuplarını yargılayacak özel mahkemelerin niteliği üzerine. Bu yazı, barış anlaşmasında öngörülen Barış İçin Özel Yargı [Jurisdicción Especial para la Paz] mekanizmasını tanıtmayı amaçlıyor.

2012’den beri yürütülen müzakerelerin temel başlıklarından biri de, silah bırakan FARC mensuplarının ne koşullarda yargılanacağına ilişkin. Bir yandan gerillanın sadece birtakım tavizler karşılığında silah bırakacağının bilinmesi, öte yandan birçok insan hakkı ihlaline karışmış bir örgütün cezasızlıkla ödüllendirilmesinin mağdurlarda ve toplum vicdanında yaratacağı infial, müzakereleri Kolombiya devleti adına yürüten ekibin yenilikçi yaklaşımlar geliştirmesine neden oldu. Özellikle mağdurların ve insan hakları örgütlerinin devlet ve FARC üzerinde baskı kurması, adalet ve hakikat taleplerinin ciddiye alınması sonucunu doğurdu.

2015 yılında Hakikat, Adalet, Tazminat ve Şiddetin Tekrarlanmaması Sistemi adını alan programı hazırlayan ekip, FARC mensuplarının yargılanma koşullarını belirlemek için üç kaynaktan yararlandı: (1) 19. yüzyılın ortasından beri defalarca yaşanan iç savaş ve isyan koşullarından barışa geçişte devreye sokulan af mekanizmaları; (2) devletin 2005’ten itibaren paramiliter grupların silahsızlanması için devreye soktuğu alternatif yargı mekanizmaları; (3) uluslararası insan hakları ve çatışma hukukunun gereği olarak devletin uyması gereken hukuki normlar. 1850’lerden beri isyancı grupları af yoluyla sisteme entegre eden Kolombiya devleti, tamamen cezasızlık üzerine kurulmuş bir affın bu kez kabul görmeyeceğinin bilincindeydi. Dolayısıyla müzakereci ekiplerin üzerinde anlaştığı adalet kavramı, devlete karşı işlenen ‘siyasi suç’ların (örn. isyan) ve siyasi amacı gerçekleştirmek için işlenen ‘yan suç’ların (örn. örgütü finanse etmek amacıyla uyuşturucu ticareti yapmak) affedilmesini, ama ağır insan hakları ve çatışma hukuku ihlallerinin cezalandırılmasını öngörüyordu. Bu anlamda Barış İçin Özel Yargı, koşullu afla ceza yargısını bir arada kullanan bir mekanizma olarak ortaya çıktı.

Barış İçin Özel Yargı, farklı işlevleri olan ama birbiriyle ilintili beş kuruldan oluşacak: (1) işlenen suçları ve sorumluları araştıran, yani bir bakıma hakikat komisyonu işlevi gören bir kurul; (2) yakın gelecekte çıkarılacak bir af yasası uyarınca sadece siyasi suçlara veya yan suçlara karıştığı belirlenen kişileri affetme yetkisine sahip bir af kurulu;[1] (3) af kurulu tarafından kovuşturma dışı bırakılmayan kişilerin hukuki durumunu belirleyecek bir başka kurul; (4) aftan yararlanmayan kişilerin kovuşturmasını yürütecek bir araştırma birimi; ve (5) bu kişilerin yargı ve temyiz süreçlerini yürütecek barış mahkemesi [Tribunal para la Paz] sistemi.

Barış referandumunun yapılmamış, af yasasının ise henüz meclise dahi gelmemiş olması, yukarıda anlatılan mekanizmanın ayrıntılarını biraz muallakta bıraksa da, bazı ilkeler belirlenmiş durumda. Öncelikle, Barış İçin Özel Yargı mekanizmasının affetme yetkisi olmayan suçlar, ‘insanlık suçları, soykırım, savaş suçları, rehin alma ve kişilerin özgürlüğüne kast eden diğer ağır suçlar, işkence, yargısız infaz, zorla kaybetme, tecavüz ve diğer cinsel suçlar, zorla yerinden etme ve çocukları silah altına alma’ olarak tanımlanıyor. Bu liste ana hatlarıyla, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Sözleşmesi’nin tanımladığı ağır insan hakları ve çatışma hukuku ihlallerini içeriyor. Ayrıca siyasi şiddetle ilgisi olmayan adi suçlar da özel yargının alanı dışında kalacak. Görünen o ki, affa dahil olacak suçlar şunlar olacak: silahlı örgüt üyeliği, devlete isyan, çatışma esnasında yaralama ve ölüme neden olma, ve (kaçırma ve rehin alma hariç) örgüt finansmanına ilişkin suçlar. Hem FARC’ın hem de paramiliter grupların uyuşturucu kaçakçılığına bulaşmış olması, bu son kategoriye ilişkin şimdiden itirazların yükselmesine neden oldu.

Barış mahkemelerinin kuruluşu, işleyişi ve ceza usullerine ilişkin de bilgi vermekte yarar var. FARC müzakerecileri, geçmiş deneyimler dolayısıyla Kolombiya yargısına güvenememiş olacaklar ki, barış mahkemeleri yerli yargıçların çoğunlukta olduğu, ama üst düzey yabancı yargıçları da içeren bir yapıda olacak – şimdilik söylenen, 20 yerli, 4 yabancı yargıcın bu mahkemelerde görev yapacağı. Bu yargıçların atanmasına ilişkin usuller netleşmemekle beraber, 12 Ağustos’ta müzakereci tarafların yayınladığı bir basın bildirisine göre, Kolombiya üst mahkemeleri, hukuk fakültesi dekanlıkları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Papa, Uluslararası Geçiş Dönemi Adaleti Merkezi (ICTJ) gibi birbirinden farklı aktörlerin atama sürecinde yer alması öngörülüyor. Mahkemelere ulusal ve uluslararası düzeyde meşruiyet kazandırması beklenen bu tutum, özellikle toplumun dindar kesimlerine hitap etme amacıyla Papalık kurumunun işe karıştırılması dolayısıyla eleştiriliyor – kulislerde söylenen, Papa’nın bu tarz bir atama yetkisini reddedeceği yönünde.

Ağır ihlallere karıştığı iddia edilen kişilerin yargılanmasında, normal ceza yargılamasının dışına çıkan birbiriyle bağlantılı üç husus var. Birincisi, suçunu itiraf eden kişilere ceza indirimi öngörülüyor. Bu, 1995 ile 1998 arasında faaliyet gösteren Güney Afrika Hakikat ve Uzlaşı Komisyonu’nun kullandığı af mekanizmasına benzetilebilir, ama Kolombiya’daki barış mahkemeleri af yetkisi kullanamayacak (çünkü yargıladıkları ağır suçlar, siyasi ve yan suçlara yönelik otomatik affın dışında kalıyor), sadece tam ve dürüst itiraf karşılığnda ceza indirimine karar verebilecek. İkincisi, ceza indiriminin içeriğine ilişkin: suçunu itiraf etmeyen veya itirafı yeterli görülmeyen kişiler, özgürlüklerinden 15 ile 20 yıl arası men edilecekler. İtirafları mahkeme tarafından kabul edilenler için ise ceza aralıkları 5 ile 8 yıl arasında.

Üçüncü olarak da cezaların içeriğinden bahsetmek gerekiyor. Barış anlaşmasının ceza tanımı, alışık olduğumuz ‘hapis cezası’ değil ‘özgürlükten men etme’ olarak kaleme alınmış. Suçu sabit görülen FARC mensuplarının alışılageldik hapishanelerde değil, kendilerine Kolombiya kırsalında tahsis edilen ceza kolonilerinde tutulacakları söyleniyor. Ceza infaz anlayışına getirilen bu yenilikçi yaklaşım, bir bakıma silah bırakan ve suçu sabit görülen kişilerin topluma yeniden entegre edilmesini kolaylaştırma amacını taşırken, bir yandan da silah bırakanların can güvenliğini gözetiyor. 1980’lerin ikinci yarısında silah bırakarak partileşen binlerce FARC üyesi, faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Can güvenliğinin sağlandığından emin olduktan sonra silah bırakmak isteyen FARC yöneticileri, bu yüzden kolay hedef alınamayacakları yerlerde ceza çekmeyi kabul ediyorlar.

Kolombiya’nın geçiş dönemi adaletine getirdiği bu yenilikçi yaklaşım, yaklaşık üç yıl süren müzakerelerin, yerli ve yabancı çok sayıda aktörün katılımının ve geçmişten çıkarılan derslerin eseri. İşlenmiş ya da işlenmekte olan ağır suçları soruşturma ve kovuşturma yükümlülüğü olan Uluslararası Ceza Mahkemesi, alışılageldik görevlerinin dışına çıkarak Kolombiya’nın barış sürecinde danışmanlık görevi üstlendi. Barış müzakerelerinin insan haklarına ve çatışma hukukuna uygun çözümler getirmesini isteyen taraflar, süreç boyunca Mahkeme savcısıyla iletişim içinde oldular. Aynı şekilde, ülke içinde oldukça etkin bir rol üstlenen, geçmişte paramiliter grupların yararlandığı koşullu af yasasının bazı maddelerini cezasızlığı teşvik ettiğini öne sürerek iptal eden, bu yüzden de FARC’la başlatılan barış sürecinde görüşleri bir hayli önemsenen Anayasa Mahkemesi de, müzakereci taraflara tabiri caizse testi kırılmadan uyarılarda bulundu.

52 yıldır süredigen bir savaşı bitirecek barış anlaşmasının en önemli ayaklarından birini oluşturan Barış İçin Özel Yargı, iyimserlikle karşılandığı kadar yeriliyor da. Barış sürecine en başından beri karşı çıkan eski devlet başkanı Uribe ve ekibi, 2 Ekim referandumunda verecekleri ‘hayır’ oyunun gerekçesi olarak Özel Yargı’nın gerillaya fazlasıyla cömert davranacak olmasını öne sürüyorlar. Elbette ki kendi başkanlığı esnasında en ağır insan hakları ihlallerinin gözlemlendiği Uribe’nin 2005 yılında paramiliter grupları benzer tavizlerle silahsızlandırmış olması, üstelik de söz konusu koşullu af yasasını referanduma gerek görmeden yürürlüğe koymuş olması, bugünkü duruşunun tutarlılığını sorgulatıyor. Ancak barış karşıtı grubun niyetlerinden bağımsız olarak da süreci eleştirmek mümkün.

Birinci ve en önemli kaygı, Barış İçin Özel Yargı’nın uygulamada cezasızlığa neden olacağı yönünde. Aslında bu sonucu doğurabilecek iki tür nedenden söz edilebilir: ilki, söz konusu mekanizmanın kendine özgü sorunlarının cezasızlığı doğuracağı kaygısı. Bu fikri taşıyanlar, müzakerecilerin son derece muğlak yasal tanımlar üzerinde anlaşmaya vardığını, uygulamada bu tanımların sanıklar lehine yorumlanmasının ceza yargılamasını sekteye uğratabileceğini söylüyorlar Ayrıca cezaların zaten hafifletilmiş olması da eleştirilerin odağında. Son olarak, Barış Mahkemeleri’nin eski FARC mensuplarına fazla sert cezalar uygulamayarak silahsızlanma sürecini hızlandırmaya çalışması ihtimali de cezalandırıcı adalet anlayışını savunanları korkutuyor.

İkinci neden ise, Barış Mahkemeleri’nin kendine özgü yapısından ziyade ülkenin genel adaletsizlik sorununa ilişkin. Siyasi saiklerle işlenmeyen cinayetlerin dahi yüzde doksanında failleri bulamayan adalet mekanizmasının, milyonlarca kişinin mağdur edildiği bir iç çatışma sürecini layıkıyla soruşturamayacağı kaygısı sıklıkla dile getiriliyor. Ülkenin olağan koşullarda işleyen yargı sistemiyle kıyaslandığında mütevazı bir bütçe ve personele sahip olacak Barış Mahkemeleri’nin, simgesel birtakım yargılamaların ötesinde cezasızlıkla ne ölçüde savaşacağı elbette şimdilik bilinmiyor.

Bilinen ve şimdilik genel bir iyimserlikle karşılanan ise şu: Kolombiya, dünyada eşi az görülen bir geçiş dönemi adaleti mekanizmasını yürürlüğe sokmak üzere. Oldukça sofistike bir kurumsal yapıya sahip olması beklenen Barış İçin Özel Yargı, ülkeye sadece silahların sustuğu bir gelecek değil, aynı zamanda ulusal ve uluslararası hukuki normlara saygılı, insan hakları ihlallerine ilişkin gerçekleri aydınlatma çabası içinde olan,  mağdurların haklarını gözetirken silah bırakmak isteyen FARC mensuplarına da koşullu af ve ceza indirimi sunan bir adalet mekanizması vaat ediyor. Elbette ki hem barış süreçlerine özgü zorluklar, hem de Kolombiya devletinin adalet dağıtmadaki tarihsel başarısızlıkları gelecekte de hayal kırıklıklarına yol açabilir – ki Kolombiya’da, barışa en çok inanan kesimlerin dahi son derece temkinli konuştukları gözlemleniyor. Gelir dağılımı eşitsizliğinde en üst sıraları zorlayan, 47 milyonluk nüfusun yaklaşık 6 milyonunun zorla yerinden edildiği söylenen bu ülkede karamsar olmak için çok neden var belki, ama 70-80 yaşından daha genç nüfusun savaşsız tek bir gün hatırlamadığı Kolombiya’da genel olarak barışa bu denli yakın olunması, özel olarak ise tüm dünyaya örnek olabilecek bir geçiş dönemi adaleti modelinin kamuoyunda tartışılması, hiç küçümsenmeyecek bir tarihsel kazanım.

[1] ‘Af’ kavramının kullanımına da kısaca değinmek gerekiyor. Barış müzakerelerinde sözü geçen af, aslında hem atfedilen suçun kovuşturulmamasını [amnistía] hem de hakkında hüküm verilmiş bir suçun bağışlanmasını [indulto] öngörüyor. Sözü geçen af yasasının henüz çıkmamış olması dolayısıyla ayrıntılı bilgi vermek güç, ama bu kavramsal ayrıntıdan söz etmekte yarar var.