01-10-2012

Zorla Kaybetmenin Hukuki Sürecini Belgelemek

Diyarbakir İzlenimleri

Emel Ataktürk – Eser Poyraz

Zorla kaybedilmelere ilişkin adli belgeleme çalışmamız kapsamında, hukuk ekibi olarak 4 – 7 Eylül tarihlerinde Diyarbakır ve Mardin’e bir saha ziyareti gerçekleştirdik.

Amacımız kaybedilen kişilere ait hukuk dosyalarının izini sürmek, konuyla ilgilenen, davaları takip eden meslektaşlarımızla tanışıp görüşmeler yapmak, fikirlerini alarak yardımlarını rica etmekti. Konular ağır, gösterilen dostluk, misafirperverlik büyüktü. Çalışmamızın gerekliliği ve önemi konusunda hepsi hemfikirdi ve verebilecekleri tüm desteği vermek istediklerini belirttiler. Yaklaşımları yaptığımız işe inancımızı artırdı, doğru bir yönde yürüdüğümüzü bir kez daha anladık.

Hukuk birimi olarak zorla kaybedilen kişilerin soruşturma/yargılama bilgilerine ulaşmayı ve sürecin hukuki boyutunu ortaya koymayı hedefliyoruz. Bu çalışma sonucunda bir yandan yargısal işleyişi belgelerken diğer yandan zorla kaybetmelerle ilgili cezasızlık, zamanaşımı gibi hukuki sorunları ortadan kaldıracak, faillerin cezalandırılacağı süreci başlatacak bir toplumsal farkındalık yaratmak asıl amacımız.

“Birçok yönüyle ifşa olmuş bir dehşet döneminin utanç veren yöntemi olarak hafızalarda mahkûm olmasının en önemli yolu da sorumluların hesap vermesinin sağlanması.”

Zorla kaybetme eyleminin gerçekleştiği andan itibaren kayıp yakınlarının başvurusu ile başlayan süreci görmeyi ve yargısal işleyişi (maalesef çoğu zaman işlemeyişi) belgelemeyi istiyorduk. Ancak çalışmamızın başından itibaren birçok ailenin başvurusunun olmadığını gördük ve ‘neden yok’ sorusu üstünde düşünmeye başladık. Esasen şikâyet ile beklenen sonuç kaybın akıbetinin öğrenilmesi ve bu akıbete sebep olanların cezalandırılması olduğuna göre hangi aile bunu istemez ki? Buna rağmen hangi güç ailelerin bu en doğal başvurusunu bile yapmasının önüne geçer? Bu gerçekler eşliğinde uzun vadede soruşturma aşamasından başlayarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar giden yolda davaların teker teker fotoğrafını çekmek istiyoruz.

Bizim için bu seyahatin bildik ama yine de en sarsıcı yanlarından biri, bu neviden davalarla ilgilenen çok çok az sayıda avukat arkadaşımız olduğunu görmekti. 1990-2000 yılları arasındaki korkunç dönemde yaşanan devasa hak ihlalleriyle ilgilenen onlarca avukatla görüşeceğimizi düşünürken görüştüğümüz kişi sayısı onu bile bulmadı.  Bu durum zorla kaybetmenin amaçlarından biri olan korku ortamı yaratma isteğinin hedefine bir ölçüde ulaştığını gösteriyor. Ancak en karanlık dönemde bile bu davaları her şeye rağmen takip eden bir avuç cesur ve kararlı avukatın varlığı verilen en güzel cevap.

Adını anmadan geçemeyeceğimiz kuruluş ise tartışmasız İnsan Hakları Derneği (İHD). İHD tüm bu süreçte kayıp ailelerinin seslerini duyurdukları önemli bir zemin olduğu gibi hukuki yardım aldıkları bir merkez de olmuş.
Zorla kaybetme stratejisi artık belki eskisine göre çok daha az uygulanıyor ama kamuoyunda halen yeterince bilinir, görünür değil. Birçok yönüyle ifşa olmuş bir dehşet döneminin utanç veren yöntemi olarak hafızalarda mahkûm olmasının en önemli yolu da sorumluların hesap vermesinin sağlanması.  Görüştüğümüz herkes artık çabaların sonuç vermesini ve faillerin cezalandırılmasını istiyor.

Devletin failleri korumaya son vermesi ve cezasızlığın sonlandırılması, ailelerin yıllar sonra adalet duygusunu bir parça tatmalarının ve kırık dökük de olsa huzur bulmalarının tek yolu. Kayıplarının akıbetini öğrenmek, bedenlerine ulaşmak gibi beklentilerinin karşılanmasını gerekiyor. Açılan birkaç dava, yapılan birkaç kazı olumlu gelişmeler ama arkasının gelmesi çok önemli. İnanıyoruz ki geçmişle samimiyetle hesaplaşmak toplumsal barışa da büyük bir katkı sağlayacak.  Bu nedenle zamanaşımı engelini ortadan kaldırmak, delilleri toplamak ve sorumluların yargılanmasını sağlamak her zamankinden elzem. Yapılması gereken bu ve yaptığımız belgeleme çalışmasının sağlayacağı görünürlüğün bu süreci hızlandırmasını umut ediyoruz.