Çarpıtılmış Hafızaya Alternatif Bir Hafıza İçin

HM_1_510

Bianet – Zana Yavuz

OHO 2015 programında üçüncü gün etkinliklerinden biri de zorla kaybetmeler üzerine çalışan Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’ydi. Merkezden direktör Murat Çelikkan ile proje koordinatörleri Gamze Hızlı ve Kerem Çifçioğlu çalışmalarını anlattılar.

Okuldan Haber Odasına 2015’in (OHO) programının üçüncü gününde gerçekleşen ziyaretin adresi Hakikat Adalet Hafıza Merkezi oldu.

Merkezin ofis bölümünü gezerek sergi salonlarını ziyaret eden OHO 2015 katılımcılarına direktör Murat Çelikkan ile proje koordinatörleri Gamze Hızlı ve Kerem Çifçioğlu çalışmalarını anlattılar.

Zorla kaybetmeler ile ilgili somut belgeleme çalışması yaptıklarını belirten Kerem Çiftçioğlu “Geçmişte yaşanan olaylarla ilgili çarpıtılmış hafızaya alternatif bir hafıza oluşturmaya çalışıyoruz. Toplumsal hafızayı da güçlendirmeye çalışıyoruz” dedi.

Çiftçioğlu: Zorla Kaybetme Diyoruz

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin 2011 yılında faaliyete başladığını belirten Kerem Çiftçioğlu, temel amacın Türkiye’de geçmişle yüzleşme olduğunu söyledi. Türkiye’nin tarihinde geçmişten bugüne gerçekleşmiş çok ciddi yüzleşilmesi gereken sistematik, kapsamlı devlet şiddeti ve katliamların söz konusu olduğunu belirten Çitfçioğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar uzanan böyle bir sicili olduğunu söyledi.

Türkiye’de zorla kaybetme meselesi üzerine çalıştıklarını söyleyen Çiftçioğlu, zorla kaybetme kavramına da açıklık getirdi. Bu kavramla gözaltına alınarak kaybetmenin kastedildiğini belirterek tanımı şöyle açıkladı: “Bir insanın devletin güvenlik güçleri tarafından ya da devletin gönderdiği insanlar tarafından alıkonulması, alıkonulduktan sonra da kaybedilmesi ve bu kişinin akıbeti ile ilgili yakınlarına bilgi verilmemesidir.

Çiftçioğlu zorla kaybetme ile faili meçhul arasında farklar olduğunu belirtti. Her iki insanlık suçunun da Türkiye tarihinde hep yaşandığını, özellikle 1980’lerden günümüze kadar daha yoğun ve sistematik bir şekilde gerçekleştirildiğini ve devlet politikası haline getirildiğini de sözlerine ekledi.

“Kürt meselesi babında en yoğun olarak 1990-95 arası zorla kaybetmeler gerçekleştirildi. Biz yüzleşme meselesi ile en somut hangi alanda çalışmalıyız hangi boşluğu doldurmalıyız sorusunu kendimize sorduk. Zorla kaybedilme meselesinde çalışma yaparak bu alandaki özellikle belgeleme eksiğini gidermek istedik. Hafıza merkezi nispeten yeni bir kuruluş.”

Cumartesi Anneleri

Çiftçioğlu, merkezin yeni olduğunu ama bu alandaki mücadelenin eski olduğunu belirtti:

“Cumartesi anneleri aslında yakınları zorla kaybedilmiş insanlar, yakınlarını kaybeden annelerin başlattığı bir hareket. Onların etrafında gelişen bir sivil itaatsizlik eylemidir.”

Çiftçioğlu merkezin temel olarak şu soruları sorup yanıtlarını ortaya çıkartmaya çalıştığını söyledi:

“Kaç kişi zorla kaybedildi? Bu insanlarla ilgili belgeleme yapıldı mı? Belgeler varsa ulaşılabilir mi? İlk iş olarak zorla kaybedilen  insanlara dair bir veri tabanı oluşturmak için yola çıktık. 1353 kadar insanın 1990’larda zorla kaybedildiği bilgisi vardı. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarla bunlara dair 400 kişinin bilgilerini belgeledik. Bu çalışmayı yaparken arka planda çalışan üç farklı birim var. İlk birim zorla kaybettirmelerle ilgili belgeleme çalışması yapıyor. İkinci birim ise hukuk ekibi. Zoola kaybedilme akıbetine uğramış insanlar ile ilgili süreçleri takip ediyorlar. Üçüncü birim ise bu bilginin toplumsallaşması için çalışıyor ve iletişimi sağlayarak yönetiyor.”

Hızlı: Hukuki Süreçleri Takip Ediyoruz

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’ nden Gamze Hızlı ise merkezin belgeleme çalışmasının nasıl gerçekleştiğini şöyle anlattı:

“Zorla kaybedilenler ile ilgili belgeleme çalışmasında farklı kaynaklardan veri toplayarak veri tabanına işleniyor. Daha sonra kaybedilenlerin yakınlarına ulaşılıp derinlemesine görüşmeler yapılıyor. Bilgi, belge ve görüşmeler kayıt altına alınıyor. Deşifre edilip belge haline getiriliyor.

“Zorla kaybedilme olayının ardında varsa hukuki süreç ilgili belgeleri de toplayarak veri tabanına işliyoruz. Eldeki bütün bilgilerlerle olay özeti çıkarıyoruz ve varsa fotoğrafları da yayınlıyoruz. Web sayfasında bu bilgiler yayınlanıyor. Sayfamızda, zorla kaybedilme olayının yaşandığı dönemin politik sorumluları da gösteriliyor.

“Sonra da eğer biliyorsak zorla kaybedilme olayının şüphelileri gösteriyoruz. Kim olduğu zorla kaybedilme olayına ne derece devreye girdiği gibi bilgiler veri tabanına giriliyor. Web sayfasında ailelerin başvurularının akıbeti ile ilgili de bilgi veriliyor. Hukuki süreç ile ilgili bilgiler de var. Soruşturma açılmış mı; süreç ne durumda gibi…

414 Mağdura İlişkin Soruşturma Var

“Mesela şu ana kadar veri tabanına girdiğimiz 414 mağdura ilişkin soruşturma var. Kaçında dava açılmış; AHİM’e kaç kişi başvurmuş; AYM’ye kaç kişi başvurmuş gibi bilgileri topluyoruz. Başvuruların belgelerini de sayfaya koyuyoruz. Zorla kaybedilme olayına karışan şüphelilerin isimlerini, hangi karakola, yere götürüldüğü biliniyorsa o olayın gerçekleştirdiği tarihteki görevlileri; belki ilerde arşivler açılır ve kim olduklarını görebiliriz diye karakolun adını da yazıyoruz. Sayfada böyle bir şüpheliye gittiğiniz zaman onun kaç olaya karıştığını da veri tabanında görebiliyorsunuz. O şüpheli ile ilgili hukuki süreci de görebiliyorsunuz.”

Çelikkan: Zorla Kaybetme 1915’te Başladı

Zorla kaybedilme meselesinin 1990-95 arası tavan yaptığını kaydeden Murat Çelikkan ise bir soru üzerine 1980 sonrası siyasi bağlamın hem süreklilik arzetmesi hem de belgeleme açısından daha avantajlı olması hem de zorla kaybedilme sayılarının hızla artması ve devlet politikası haline gelmesi nedeniyle özellikle çalışılan dönem olduğunu söyledi.

Türkiye’de ilk zorla kaybedilenlerin 25 Nisan 1915’te İstanbul’dan götürülen Ermeni ailelerden yolda kaybedilenler olduğunu ardından yazar Sabahatttin Ali’nin bu akıbete uğradığını belirten Çelikkan “1980 askeri darbesi öncesi ve sonrasın da var ama çok münferit. 1980 sonrasında sol örgüt mensuplarına ve muhaliflere zorla kaybedilme uygulandı. Kürt sorunu ve çatışmaların tırmanışı ile 90’lı yıllara gelene kadar zorla kaybedilme sayısı yılda 10-15’i geçmiyor. Ancak 1990-95 arasında yılda 200, 300, 500’lü rakamlara ulaşıyor. PKK ile mücadele de devlet strateji değiştiriyor. Çiller döneminde özel harp taktiği ile zorunlu göç uygulanıyor. Faili meçhullerin sayısı da artıyor. Faili meçhulün zorla kaybedilmeden farkı adli de olabilmesidir. Zorla kaybedilmelerde ise doğrudan devlet sorumlu çünkü bu doğrudan bir devlet suçu. Bu suçların failleri cezalandırılamazsa demokrasinin gerçekleşme şansı yok. Devlet görevlilerinin kendisinde her şeyi yapma hakkı görmesi ile demokratik yaşam mümkün değil. Geçmişle yüzleşme dediysek de bu doğrudan bugünle alakalı.”

Cezasızlık

Çelikkan zorla kaybettirmelerde en önemli sorunun “cezasızlık”.

“Bu suç cezasız kaldığı zaman tekrarlanıyor. Devletin görevlendirdiği insanlar, fail olduğu zaman bir cezasızlık durumu var. Buna medya da mahkemeler de katılıyor ama toplumsal muhalefet de var bunu herkes unutacak diye bir şey yok. Roboskiyi unutmak mümkün değil. Seçim döneminde Diyarbakır’da HDP mitinginde patlatılan bombanın faili kimdi? Bunların hakkı ile soruşturulması gerekiyor. Bu adalet kısmı. Hakikat kısmına gelince zorla kaybetmeler 90’dan fazla ülkede uygulanmış bir devlet politikası. Bu uluslararası bir şey. BM’nin zorla kaybetmelere karşı sözleşmesi var”

Neden Zorla Kaybedilme İfadesi?

Bİr OHO katılımcısının sorusu üzerine neden zorla kaybedilme ifadesini kullanıldığı sorusuna cevap veren Çelikkan “Gözaltında kayıplar ifadesi faili ortadan kaldırıyor. Kaybedilme kişinin isteği dışında zorla kaybedildiğini gösteriyor. Onu vurguluyor. Bu bir sindirme politikası, bir devlet politikası” şeklinde yanıt verdi.

Merkezin çalışma biçimine yönelik bir soruya ise şöyle yanıt verdi: “Ağırlıkla saha çalışması ile mağdurlara ulaşıyoruz. Arkadaşlarımız yılda en az 3 kez saha çalışması yapıyorlar. Hukuki birim de dosyaları araştırıyor. Tabii mağdurlardan bize başvuranlar da oluyor. Türk Silahlı Kuvvetler bünyesindeki kayıplara ilişkin ise çok az bilgi var. Orada da sadece bir dava süreci olduğu için biliniyor.”

YAKAY-DER, MEYA-DER ve İHD

Merkezin diğer sivil toplum örgütleriyle ilişkileri için ise şunları aktardı:

“Ortak çalıştığımız çok sayıda sivil toplum örgütü var. Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (YAKAY-DER), Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER) gibi kurumlarla işbirliği yapıyoruz. İnsan Hakları Derneği (İHD) de var tabii. Ancak bölgede belgeleme yapan İHD Diyarbakır Şubesi 17 kez basıldı; belgelerine el konuldu. Bölge dışında da dijital ve konvansiyonel olarak arşivi burada da tutma amacımız var. “

30 Yılda Kaç Kişi Öldü?

Türkiye’de belgeleme konusunda ciddi belgeme eksiği olduğunu vurgulayan Çelikkan:

“30 yıl süren savaşta için farklı rakamlar söyleniyor. Meclis raporlarına göre bazı rakamlar var ama gerçekte kaç asker öldü, kaç sivil öldü? Nasıl öldüler? Bunlarla ilgili sağlıklı ve tarafsız rakamlar yok. Sonuç almak için ve mücadele etmek için rakamların gücüne ihtiyaç var.

“Zorla kaybetme nedeniyle son 25 yılda mahkum olmuş tek bir kişi yok. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AHİM) yaklaşık 153 başvuru yapıldı. Bunlardan yüzde 80’ninde Türkiye mahkum oldu. Yüzde 10’nunda ise hatalı olduğunu kabul ederek dostane çözüme gitti. Yani yüzde 90 oranında hatalı olduğu tespit edilen bir ülkede bu konu ile ilgili ceza alan bir tek kişi yok; bu çok düşündürücü.”

AYM Görüşümüzü Kabul Etti

Çelikkan cezasızlık gibi önlerinde diğer bir sorunun da zamanaşımı olduğunu söyledi:

“Zorla kaybedilme davalarında yargılamalar 20 yıllık zaman aşımın uğratılıyor. 500-700 arası zorla kaybetme olayının yaşandığı 94-95’li yılların davaları 2015’te zaman aşımına uğradı. Bunun bir nedeni de zorla kaybetme suçu TCK’da yok ve öldürme ilgili kanun maddeleri ile yargılama yapılıyor. Burada da maktul kayıp olduğu için dava sürünceme de bırakılıyor ve zaman aşımına uğraması için şartlar oluşturulmaya çalışılıyor. Biz Anayasa Mahkemesi’ne zorla kaybetmelerin insanlığa karşı işlenen suçlardan olduğu ve bu nedenle zaman aşımının işletilemeyeceği konusunda bir görüş verdik ve AYM dikkate aldı. Bu durumda zaman aşımına uğramış davaların tekrar canlandırılması konusunda bir umut var.” (ZY/HK)