Ana içeriğe atla
Ana Sayfa
28.02.2024

Saha Ziyaretinden Notlar II: Santiago’da Aklımıza Kazınanlar

<< TÜM HABERLER

Hafıza Merkezi’nden Noémi Lévy-Aksu ve Merve Bakdur, 7-13 Ocak 2024 tarihleri arasında Şili’nin başkenti Santiago’ya bir saha ziyareti gerçekleştirdi. Bu ziyaret, Uluslararası Vicdan Mekânları Koalisyonu’nun (ICSC) Project Support Fund desteğiyle gerçekleşti. Proje kapsamında Hafıza Merkezi ile Santiago’da faaliyet yürüten Hafıza ve İnsan Hakları Müzesi (MMDH) arasında hafızalaştırma yöntemleri, toplumsal cinsiyet ve nesiller arası diyalog konularında fikir alışverişinde bulunulması ve ortak etkinlikler düzenlenmesi planlanıyor. Bu saha ziyaretine dair notlarımızın ikincisini Merve Bakdur kaleme aldı. Merve, Şili’nin hafıza mekânlarında yaptıkları gezinin her durağında geçmişin izleriyle bugün arasındaki ilişkinin düşündürdüğü farklı konuları ele alıyor. Şili’deki bu deneyimden öğrenilenler, sivil toplumun mücadele direncinin ve “hatırlamanın” demokrasi için önemini de ortaya koyuyor.

Santiago gezimiz saatlerce adımladığımız sokaklarındaki uzun yürüyüşlerle, ziyaret ettiğimiz her bir yerin anlamıyla, dayanışmanın sürekliliği ve kuvvetiyle, direnişin gücüyle ve bu sokaklardaki değişimin, dönüşümün hafızayla olan ilişkisi, görsellerin dış dünyadaki ve içerideki dönüştürücü gücü ile zihnimize kazındı. 

1973-1990 arasında 17 yıl boyunca askeri diktatörlük ile yönetilen Şili’de 1983 ile 1990 yılları arasında Santiago ve çevresinde yapılan duvar resimleri, Şili tarihindeki önemli siyasi protestoların ruhunu, gücünü ve ikonografisini belgeliyor. Bu duvar resimlerinin çoğu aslında yapıldıktan kısa bir süre sonra hükümet yetkilileri tarafından yok edilmiş. Fakat politik hareketlerdeki yeni dalgalar ve güncel mücadele alanları bu protesto biçimini devam ettiriyor. Dahası bu bir hafızalaştırma biçimi olarak yerleşmiş durumda. Bilhassa Hafıza ve İnsan Hakları Müzesi'nin de (Museum of Memory and Human Rights - MMDH) bulunduğu Barrio Yungay bölgesinde çoğu duvarda geçmişten, yakın tarihten ve geçtiğimiz sene bile yaşanmış olabilecek yerel ve uluslararası anmalara, hafızalaştırmalara tanık olabiliyorsunuz.

Diktatörlüğün ilk yıllarında iki oğlu, gelini ve kocası tutuklanarak zorla kaybedilen Ana Gonzalez de Recabarren'in duvar resmi.
Ana Gonzalez de Recabarren, diktatörlüğün ilk yıllarında iki oğlu, gelini ve kocası tutuklanarak zorla kaybedildi. 2018 yılındaki vefatına kadar arayışına son vermeyen bir insan hakları aktivistiydi. Bu mural onun anısına yapılanlardan biri.

İlk durağımız olan MMDH’deki sergi oldukça kapsamlı, büyük ve aynı zamanda kalıcı ve geçici sergi bölümlerinden oluşuyor. Kalıcı kısım sürekli olarak gelişiyor, hatırlamak için kurulu bir sistemde sabitlenmiyor. Keza müzeyi gezerken de sürekli olarak sorularla karşılaşıyorsunuz. Mekân, diyaloğu başlatmayı ve bunu devam ettirmeyi hedefliyor. Tıpkı serginin kendisi gibi. Başlatmak ve devam ettirmek. Öğretmek için deneyimden yola çıkmak. Birinden duymak, öğrenmek, görmek, fark etmek. Bunlar müzenin yönteminin anahtar kelimeleri aslında. Böylece müze, izleyiciyi sürece dahil ediyor, herkesi hikayenin bir parçası haline getiriyor. Etraftaki sorular ve her bir soruda adımladığımız tarihe dair kayıtlar, fotoğraflar, yazılar, müze ekibinin çalışmalarındaki ve yaklaşımındaki inceliği ortaya döktüğü için aklımıza kazındı.

Şili, Santiago'da bir müzeyi gezen iki kişinin fotoğrafı.
MMDH içerisinde kalıcı serginin, zorla kaybedilenlerle ilgili adalet arayışına ilişkin hazırlanan ürünlerden oluşan kısmından bir görsel. 

Sonraki günlerde müze ekibinin bizim için iletişime geçtiği ve büyük bir özveri ile her dakikasında eşlik ettiği üç durağımız, ortak noktaları diktatörlük döneminde hükümet tarafından işkence merkezi olarak kullanılmaları olan Villa Grimaldi, Londers 38 ve Iran 3037

Gerek müzede gerekse bu üç mekânda dikkatimizi çeken bir konu, faillere dair hafıza geri planda tutulurken, buna karşın diktatörlük döneminde yaşananlara, mücadele biçimlerine, demokrasiye geçiş sürecine ve kurbanları hatırlamaya çok daha fazla yer verilmesi oldu. Türkiye’de faillerin cezalandırılmasına yönelik adalet talebi hatırlama pratikleri içinde çok önemli bir yere sahipken, Şili’de hafızalaştırma kendini bu şekilde var etmiyor. Hafıza mekânlarında mağdurlar, kayıplar etrafınızda sizinle konuşuyorlar. Fotoğraflarıyla, mektuplarıyla, bıraktıkları sözlerle, onlardan ya da yakınlarından gelen eşyalarla, hatıralarla. Failler ise sessiz ve hatta kimi yerde hiç yoklar. Karşılaşmıyorsunuz. MMDH’de ve diğer ziyaret ettiğimiz mekânlarda görüştüğümüz pedagojik metodoloji çalışan ekiplerin “Victim-centered” (Mağdur odaklı) yaklaşımın altının çizmesi, her bir adımda daha anlaşılır hale geliyor. Hafıza alanlarında doğrudan ya da dolaylı olarak dönemin şiddetine maruz kalan insanlarla karşılaşmalar, konuşmalar; hatta çoğu zaman alanın devamlılığında bir parça olan, aktif olarak bu dayanışmayı devam ettiren kişiler sizinle birlikte örgütleniyor. Bu mekânlardan sağ çıkan, yakınlarını buralarda kaybettikten sonra bir daha göremeyen bu insanların bugün yine buradaki güçlü varlığı aklımıza kazınıyor. 

Travmatik geçmişle yüzleşmedeki bu ağırlık bir yana, bunun belki de her gün kendini tekrar eden zorluğu üzerine saatlerce konuşuyoruz. Hatırlamanın, hatırlatmanın ve aslında hiç unutmamanın, unutturmamanın yeniden inşa ettikleri demokrasileri için anlamı büyük. Bu büyüklükten aldıkları kuvvet de aklımıza kazınıyor. Bizim için ilgi çekici noktalardan biri brutality’nin (yaşananların vahşetinin) anlatılma biçimi ve kullanımından çekinilmemesiydi. Bunun failleri besleyen bir etkisi olabilir mi sorusu bizim için önemliydi. Ama ne müzede ne de hafıza mekânlarında failleri güçlendiren bir hisse kapılmadık. Gezdiğimiz mekânlar yüzleşmenin pedagojik tarafı üzerine yoğun çalışılan kurumlar, dolayısıyla tarihin anlatımında şiddetin kullanımına dair özel yöntemler geliştirilmiş. Gittiğimiz her mekânda ekibin önemli bir parçasını pedagoji ve eğitim ekibi oluşturuyordu. Mekânlar kendi eğitim metotlarını hazırlıyor ve sürekli geliştiriyorlar. Özverili ve dikkatli çalışmaların ürünü olan bu mekânlarda bulunmak oldukça özel bir deneyimdi. 

Dikkatimizi çeken bir başka konu ise bazı işkence metotlarının farklı ülkelerdeki ile aynı olması. Farklı ülkelerdeki baskıcı yönetimler arası ilişkilerin aktifliğini gözler önüne seren bu gerçek ilk olarak Villa Grimaldi’de karşımıza çıktı. Alanın orta yerindeki devasa ağaç, güzelliğine rağmen, eski tutukluların çektiği acılarla ilişkilendiriliyor. Çünkü ombú ismindeki bu ağacın dalları işkence aleti olarak kullanılmış. Hayatta kalanların ifadelerine göre, gardiyanların kaçırdıkları bazı kişileri gözdağı vermek amacıyla asıp teşhir ettikleri ve bu yolla istihbarat bilgileri elde ettikleri biliniyor. Bu ağacın aynı yöntemle Arjantin ve Brezilya’da da kullanıldığına dair bilgiler mevcut.

Villa Grimaldi hafıza alanının orta yerinde kökeni Arjantin Patagonyası olan Ombu ismindeki devasa ağaç
Villa Grimaldi hafıza alanının orta yerinde kökeni Arjantin Patagonyası olan Ombu ismindeki devasa ağaç.

Villa Grimaldi’de mekânın maket üzerindeki krokilerinden de anlaşılan iki adet kapısı var. Bunlardan biri giriş biri çıkış olarak tasarlanmış. Biz bunlardan açık olanı kullanarak binaya girip çıktık. Nitekim alanın eskiden mahkûm girişi olarak kullanılan diğer kapısı tamamen kapatılmıştı. Bir daha asla kimsenin bu kapıdan girmeyeceğini temsilen, asla kullanılmamak üzere… Bu sembolik düzenlemenin güçlü anlamı aklımıza kazındı: Nunca Más (Never Again/Bir Daha Asla)!

Denizatı figürü kullanılan gider kapaklarından biri.
Denizatı figürü kullanılan gider kapaklarından biri. İşkence merkezlerinin ayırt edici özellikleri arasında ve kurtulanların merkezleri teşhis etmesini sağlayan objelerden.

Villa Grimaldi’de yerlerde tıpkı Almanya’daki tökezleten taşlara (Stolpersteine) benzeyen taş yapılar var. Bu taşlarda mekânın adı ve geçmişten geleceğe uzanan bir mesaj yazıyor. Hangi tarihler arasında ne amaçla nasıl kullanıldığı, burada kaç kişinin öldürüldüğü gibi detaylar içeren bu taşlar, gözleri bandajlı olarak getirilen politik mahkûmların yalnızca gözlerindeki bandajın altından gördükleri zemindeki detaylarla nerede olduklarını anlamaya çalışmalarını sembolize ediyor. Hayatta kalanların daha sonra tutsak kaldıkları işkence merkezlerini tanıyabilmelerinde göz bandı altından gördükleri detayları anlatmalarının etkili olduğuna dair hikâyeler mevcut. Bununla ilgili sembollerden biri de denizatı gider kapakları. İşkence merkezi olarak kullanılan evin çeşitli yerlerinde mevcut olan bu gider kapağı daha önce müzedeki kalıcı sergide de karşımıza çıkmıştı. Bunun gibi sembolik pek çok şey hayatta kalma içgüdüsü ve hayatta kalanların mücadeleye inancını da hatırlatıyor. Bulunduğu yeri seslerden, kokulardan, gördükleri ufacık bir ışıktan tanımaya çalışan insanlar, bu merkezlerden çıkabileceklerine olan inançla hayata tutunuyor zihinlerimizde.

Daha sonra benzer bir karşılaşmayı Londres 38’de de yaşıyoruz. Londres 38’in kentsel ve sosyal dokuya entegre edilmesine yönelik çaba, anıtın binanın dışına, sokağa genişletilmesiyle kendini gösteriyor. Villa Grimaldi’de yerdeki anma taşında bahsi geçtiği gibi burada da binanın önünde, kurbanların isimleri, mensubu oldukları siyasi parti veya hareket ile birlikte kaldırım taşlarına yazılmış. Tıpkı Villa Grimaldi’de olduğu gibi yerdeki daha büyük bir hatıra plaketi, Londres 38’in siyasi mahkûmlara yönelik baskıdaki rolünü özetliyor.

Villa Grimaldi’de yerde simgesel olarak yerleştirilen üzeri yazılı taş yapı.
Villa Grimaldi’de yerde simgesel olarak yerleştirilen üzeri yazılı taş yapı. Üzerindeki yazı: Bu park devlet politikası gereğince işkence, ölüm ve zorla kaybetme uygulamaları için inşa edildi. 1974-1978 dönemiydi. Her bir köşesinde Villa Grimaldi’de hayatta kalan bazı insanların hüzünlü anılarına, tanıklıklarına karşılık gelen isimler mevcut. Dünün gözyaşlarıyla sulanan her çiçek bir daha burada asla olmayacak şeyleri temsil ediyor. Şili’de bir daha asla!

Aslında bu hafıza alanlarının, müzeler de dahil olmak üzere, “Bring politics back in” (Siyaseti tekrar merkeze alalım) diye özetlenen bir amacı da mevcut. Bu yüzden mümkün olan yerlerde geçici sergilerle, bazen dayanışma gösterilen gruplarla, siyasi ve toplumsal hareketlerle ilişkilerle yeni aktivizm alanları ve güncel sorunlara ilişkin toplumsal hareket ve protestolar ile sürekli karşılaşıyoruz.

Londres 38’de güncel kadın hareketinin protesto görüntüleri.
Londres 38’de güncel kadın hareketinin protesto görüntüleri.

Villa Grimaldi’den aklımıza kazınan bir başka detay ise, eskiden işkence odalarının bulunduğu yerde her bir odaya denk gelen özel bir ağacın dikilmiş olması. Söz konusu ağaç her mevsime ve her hava şartına uyum sağlayıp hayatta kalabilen bir tür. Direnişi temsil eden bu özel tercihi artık mevcut olmayan işkence odalarına giden yolun sağlı sollu kenarlarında görüyorsunuz. Bu yürüyüşünüze de özel bir anlam yüklüyor.

Ziyaretler boyunca aslında devlet şiddetinin belirli bir sistematiği olduğunu, Pinochet ve işkence örgütlenmesinin belirli bir ajandayla hareket ettiğini fark ediyoruz. Belirli yıl periyotları kendi içerisinde tutarlı bir grubu hedef alarak işkence ve zorla kaybetmelerin hedefine koyuyor. Örneğin Londres 38, 1974 yılında şu ana kadar bilinen 98 kişinin işkence ve zorla kaybetmeye maruz bırakıldığı bir merkez. Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu MIR (Movement of the Revolutionary Left/Devrimci Sol Hareket) mensubu. 

Londres 38’de kurum yetkilileriyle konuşmalarımızdan aklımıza kazınanlardan biri de sivillerin diktatörlükteki rolü oldu. Örneğin büyük balık fabrikalarından biri gemilerini dönemin kaçırma ve zorla kaybetme uygulamalarında kullanılması için donanmaya kullandırttığı gibi, bu tip uygulamalarda kullanılması için gereken araçların tedarik edilmesini de sağlamış. Bazı kurum ve kuruluşların rejimle ortaklığı, benzer rejimlerin çalışma biçimlerindeki benzerlikleri, ortaklıkları birbirlerinden öğrenme pratiklerini gösteriyor. 

Burada konuştuğumuz bir diğer konu ise Güney Amerika’da Arjantin ve Şili başta olmak üzere pek çok ülkede diktatörlük geçmişi ile yüzleşme sırasında kullanılan ünlü sloganlar. Bunlardan biri “Nunca Más” (Bir daha asla), bir diğeri “No Más” (Bundan böyle hayır/Daha fazlasına hayır). Bu iki slogan arasındaki ince bir farka dikkatimizi çekiyor ekibin çalışanlarından biri. “Nunca Más” bir daha asla anlamı ile söz konusu şiddet döneminin yaşanıp bittiği ve bir daha olmamasını dile getirirken; “No Mas” söz konusu şiddetin hala mevcut olduğunu, geride kalmadığını, yaşanıp bitmediğini, ve daha fazla devam etmemesi talebini dile getiriyor. Burada yapılmak istenen vurgu, geçmişteki şiddet mirasının hem devlet aklındaki yerinin hem de demokrasinin sırtındaki yükünün bugün de hatırlanmasından ziyade, bu mirasın hep farkında olunması ile ilgili. Yaşananlar bugün hâlâ burada, bir yere gitmeyecek. Ama bir yenisi daha eklenmeyecek. 

Üçüncü gün öğleden sonra Iran 3037’e gidiyoruz. Burası da bir işkence merkezi. Venda Sexy ya da Diskotek olarak da anılıyor. İşkence gören kişilerin sesinin bastırılması için yüksek sesle açılan müzik ile akıllara kazınmış, bu lakapları da bu sebeple de edinmiş. Sistematik olarak ve çoğunlukla kadınların getirildiği bir merkez. Burada aklımıza kazınan, uzun uzun konuştuğumuz meselelerden biri de özellikle cinsel-politik şiddet oluyor. Villa Grimaldi’de bize eşlik edenlerin de Iran 3037’de görüştüklerimizin de ortak bir şekilde dile getirdikleri konu, cinsel şiddet / politik şiddet ayrımına bir üçüncü şiddet biçimi olarak cinsel-politik şiddetin eklenmesi, adalet düzeninde bu şekilde değerlendirilmesi gerekliliği. Mahkemelerin bu kavrama referansla karar vermeye yaklaştığı anlar olmuş. Cinsel-politik şiddet kavramı bazı hakimlerin karşı oylarında, bazı mahkemelerin değerlendirmelerinde geçmiş olsa da halen tam anlamıyla kabul edilmiş bir şiddet türü değil. Fakat başta kadınlar olmak üzere pek çok insan bunun için hala mücadele veriyor. 

Bunlar Santiago’da aklımıza kazınan pek çok şeyin sadece bir kısmı. Bizi etkileyen hakikat zaferi, adalet duygusu ve hafıza varlığı kendi hakikat arayışımız, adalet talebimiz ve hafıza savaşımız için hem bir burukluk hem bir umut oldu. 

Tüm ağır insan hakları ihlalleri için benzer mücadeleleri veren, dünyanın farklı noktalarındaki herkesin birbirine bu kadar yakın olmasını çok kıymetli buluyorum. Tüm bunlar için biz de diliyoruz ki: “Nunca Más!” 

Şili, Santiago'da şehirdeki afiş çalışmalarından biri.
Şehirdeki afiş çalışmalarından biri. Üzerinde şöyle yazıyor: Hafıza Nerede?