2019-2020 faaliyet raporumuz yayında!

Raporu indirmek için tıklayın.

Hafıza Merkezi olarak bundan önceki iki faaliyet raporumuzda da Türkiye’nin 2015’ten bugüne yaşadığı siyasi dönüşümle beraber, bu dönüşüme cevap arayışlarımızdan bahsediyoruz. Arayışlarımız elbette devam ediyor; ancak 2019-2020 faaliyet dönemi için bu arayışlarımızın rayına oturmaya başladığı bir dönem demek hatalı olmayacaktır.

Bunu söylemek, dünyayı sarsan salgının beraberinde getirdiği kayıpların, sosyal mesafeli hayatlarımızın ve distopik niteliği artan gelecek beklentilerimizin hakim olduğu bugünkü gibi bir belirsizlik döneminde belki biraz garip. Ancak salgının getirdiği yeni sorgulamalar bir yana, geçtiğimiz iki yıla baktığımızda, hakikaten de gerek Hafıza Merkezi gerek toplumsal muhalefet olarak, yükselen otoriterlik karşısında eskiye göre daha hazırlıklı, donanımlı ve hatta umut veren kazanımlar sahibi olduğumuzu görmek mümkün.

Evet, bu iki yılda siyaset demokratik kurum ve normların dışına taşmaya büyük bir hızla devam etti ve insan hakları kurum ve aktörleri olarak biz de bu durumdan payımıza düşeni aldık. LGBTİ+’lara karşı nefret söyleminin kurumsallaşması, iktidarın kendi barosunu kurma çabaları, İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile çıkıldığının ilan edilmesi, beraatine ve AİHM kararlarına rağmen Osman Kavala’nın hukukun ve adaletin ruhuna aykırı bir biçimde tutsaklığının sürdürülmesi, kitle imha silahlarının önlenmesi gibi bir konunun arkasına saklanarak dernek faaliyetlerini hedef alan yasanın kanunlaştırılması ve benzeri birçok olumsuzluk karşısında, sürekli teyakkuzda kaldığımız bir dönemi geride bıraktık. Olağanüstü gelişmeleri normalleştirmenin psikolojik bir gereklilik haline geldiği politik atmosfer yetmezmiş gibi, Covid-19 salgınının getirdiği kayıplar, zorluklar ve kırılmalar bize yepyeni soru ve sorunlar getirdi.

Fakat bu iki sene, dünyada ve Türkiye’de heyecan verici hareketliliklerin de yaşandığı bir dönemdi. Türkiye’de AKP-MHP koalisyonu, yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara dahil metropol şehirleri kaybederken kazanan sadece siyasi muhalefet değil, çok ihtiyaç duyduğu umut ve iyimserlik duygularıyla tanışan tüm toplumsal muhalefet oldu. ABD’de Black Lives Matter ve Fransa’da Sarı Yelekliler hareketleri devletin şiddet tekeline karşı tarihi seferberlik momentleri oldu. İklim İçin Okul Grevleri 2019’da Greta (unberg önderliğinde 125 ülkeden bir milyonu aşkın öğrenciyi harekete geçirirken küresel ısınmaya ilişkin talepler ve yenilenebilir enerji teknolojileri hiç olmadığı kadar anaakımlaştı. Yaratılan çevre felaketine karşı Kaz Dağları ve İkizdere direnişleri ortaya çıktı. Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesi’nde en yaygın biçimiyle gördüğümüz öğrenci isyanları, çürümenin altında yeni neslin pişirmekte olduğu leziz bir başka düzenin müjdesini verdi. Şilili kadınların dünyaya armağan ettiği protesto dansını hatırlayınca, bulaşma etkisinin virüslerin tekelinde olmadığını düşünüp kendimizi daha iyi hissedebiliriz. Geçen bu iki senede, baskılara, yıldırma ve kriminalize etme çabalarına karşı, toplumun kabuğuna çekilip sinmediğini, bilakis muhalefet biçimlerini olgunlaştırıp güçlendirdiğini gördük. Tüm bunları, dünyada ve Türkiye’de, demokratik muhalefetlerin otoriter dalgaya cevap re&ekslerinin giderek güçleniyor olması şeklinde yorumlamak pek tabii mümkün.

Rapor indir.

Hafıza Merkezi olarak biz de son yıllarda siyasetin aldığı yeni şekil ve getirdiği yeni sorulara cevap vermek için faaliyetlerimizi yeniden düşünüyoruz. İlk yıllarımızda Türkiye için bir yüzleşme çerçevesi önermeye, bunu da zorla kaybetmelere ilişkin hakikatleri ortaya çıkarmaya dönük belgeleme faaliyetleri yoluyla yapmaya odaklanırken uzun süren tartışmalar ve strateji toplantıları neticesinde, odağımızı barış çalışmalarını ve belirli alanlarda güncel ihlal alanlarını içerecek şekilde genişlettik. Bu arayışlar sonucunda bugün çalışma alanlarımızı i) hafıza ve barış çalışmaları, ii) hukuk çalışmaları, iii) insan hakları örgüt ve savunucularının desteklenmesi, iv) uluslararası işbirliği ve dayanışma başlıkları altında toplamış bulunuyoruz.

Bu dönemde, barış sürecinin muhasebesini yaptığımız Zor Zamanlarda Barışı Savunmak projemizi tamamladık. Bulgularını geniş kamuoyuyla paylaşmak için uygun şartları bulamamış olsak da bu proje, bize hem barış alanında çalışan paydaşlarla yakın ilişki kurma fırsatı hem de geliştireceğimiz yeni çalışmaların biçim ve içeriğini belirleyen bilgi zemini sundu. Tam da bu öğrendiklerimizden hareketle barış alanında iki yeni çalışma başlattık. Bunlardan ilkinde, sivil toplum profesyoneli gençlerle düzenli atölyeler eşliğinde etkileşimli bir öğrenme süreci kurgulayarak barış alanında bir topluluk oluşturmayı hede&edik. Barış alanının paydaşlarını genişletmeyi hede&ediğimiz bir diğer projede ise Kürt meselesinin siyasi çözümü için müzakere edilmesi kaçınılmaz konulara ilişkin bir araştırma ve bu araştırmanın beslediği sivil toplum karşılaşmaları planlıyoruz.

Hafızalaştırma alanında yeni biçim arayışlarımızın olduğu bu dönemde, Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele haftası kapsamında Mayıs 2019’da Aşikâr Sır adlı bir sergi düzenledik. Sergi hazırlığı, zorla kaybetmeler veritabanı ile sahip olduğumuz arşiv bilgisini yaratıcı anlatım biçimleriyle ilişkiye soktuğumuz bir süreç oldu. Hafıza alanındaki bir başka faaliyetimiz, Türkiye’de yapılmış hafızalaştırma çalışmalarına dair bir derleme çalışması olarak, 2013 yılında hayata geçirdiğimiz memorializeturkey.org sitesinin kapsamını genişletmek oldu.

Sanatsal ifadenin hatırlamakla kesişiminde yürüttüğümüz Hafıza ve Sanat projemizde ise iki sene kadar süren bir tarama çalışmasıyla ortaya çıkan bir seçkiyi değerlendiren konuşmalar serisi düzenledik. Sivil toplum, sanat ve akademi dünyasından on beş konuşmacının katılımıyla disiplinlerarası bir program sunan bu konuşmalara katılımın yüksekliği, farklı disiplinlerin kesişim alanlarında üretim yapma motivasyonumuzu yükseltti.

Yüzleşme davaları cezasızlıkla sonlanırken kalan az sayıdaki davayı izlemeye devam ettik; bir yandan da sürecin muhasebesini yaptık. Bu muhasebe çerçevesinde 10-17 Aralık 2019 İnsan Hakları Haftasında takip ettiğimiz (ve failibelli.org’da yayınladığımız) on iki yüzleşme davasında görülen yargılama sorunlarını, bir infografikle kamuoyuna sunduk. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne ayrıntılı izleme raporları sunarak Türkiye’nin söz konusu ihlallerle ilgili AİHM denetim süreçlerine müdahil olduk.

Ceza yargılamaları yoluyla yüzleşme beklentilerimizde bir dönem kapanırken bu alandaki akademik tartışmaların çerçeve ve paydaşlarını genişletmeye çalıştık. Bu doğrultuda düzenlediğimiz Türkiye’de Geçiş Dönemi Adaleti: Dönüşen Özneler, Yöntemler ve Araçlar başlıklı sempozyumda farklı disiplinlerden on altı araştırmacının tebliğlerini kamuoyuyla paylaştık.

Bu dönemin bizim için en önemli yeniliği ise hak temelli kuruluşlara yönelik başlattığımız, Haklara Destek hibe destek programı oldu. AB Türkiye Delegasyonu tarafından finanse edilen ve Hafıza Merkezi ile Heinrich Böll Stiftung tarafından yürütülen program kapsamında, bugüne kadar hak temelli çalışan kırk sekiz örgüte kurumsal hibe sağlandı ve kapsamlı bir kapasite geliştirme programı sunuldu.

Hak savunucularına yönelik baskılar ve sivil alanın daralması karşısında, bu durumla mücadeleye yönelik izleme ve raporlama çalışmalarımız önemli ölçüde konsolide oldu. Eşit Haklar için İzleme Derneği ortaklığı ve Hollanda Helsinki Komitesi desteği ile risk altındaki hak savunucuları hakkında izleme ve kaynak mecrası olarak kurguladığımız sessizkalma. org’da, 2020 yılı sonu itibariyle elli hak savunucusu hakkında bilgi ürettik ve paylaştık. Bu faaliyetlere Daralan Demokratik Alan ve Uluslararası Dayanışma panel serisi eşlik etti ve böylece dijital haklar, LGBTİ+ hakları ve kent katılımı gibi konuları Türkiye, Polonya, Pakistan ve Brezilya arasında karşılaştırma fırsatı bulduk.

Yine bu dönemde hak temelli çalışmaların yaratıcı disiplinlerle ilişkilerini güçlendirmeye yönelik bir araya gelişler ve ortak çalışmalar yürüttük. Fatih Pınar’ın çeşitli eylem, basın açıklaması, gösteri ve mitinglerden topladığı görüntüler eşliğinde sunduğumuz #DarAlan video serisinde, Türkiye’de sivil alanda son dönem yaşanan daralmanın görsel kaydını tuttuk. Yenilikçi iletişim arayışlarımız bizi, duygu ve değer dünyalarına daha fazla alan açan, umut temelli iletişim yaklaşımıyla tanıştırdı.

Geçtiğimiz iki yılla ilgili durum bu iken önümüzdeki dönemde faaliyetlerimizi, belirlediğimiz şu dört stratejik hede&e uyumlu geliştirmeyi planlıyoruz: i) stratejik araştırma ve analiz kapasitemizi güçlendirmek, ii) paydaşlarımızı genişletmek, iii) çalışmalarımıza toplumsal cinsiyet perspektifini daha fazla entegre etmek, iv) uluslararası erişim ve işbirliklerimizi arttırmak.

Rapor indir.

Tüm bu çerçevelendirme çabalarımıza karşın, yazının başında da söylediğimiz gibi arayış hiç bitmeyecek. Dünyanın içinden geçmekte olduğu uzun vadeli ekolojik, jeopolitik, teknolojik ve demografik kırılmaları ve değişen dünya siyasetinin insan hakları sahasına uyguladığı baskıları düşündüğümüzde, belli ki bugün sahip olduğumuz gelecek farkındalığı zamanın ruhunu belirlemeye devam edecek.

Bugün, dünyanın geleceği ile ilgili beklentilerin oldukça kötümser olduğu bir zamandayız. Elbette bu kötümserliğin haklı gerekçeleri var. Fakat biz geleceğe dönük bakışımızı, iyimserliğin ve kötümserliğin ikili bir karşıtlık yerine bir gerçeğin iki yüzü olduğu bir pencereye yöneltmeyi tercih ediyoruz. Uluslararası Af Örgütü’nin bir Çin atasözünün yer aldığı posterlerinde denildiği gibi “Karanlığa lanet okumaktansa bir mum yakmak yeğdir.”

Kerem Çiftçioğlu