19-05-2014

Almanya’ya Anma Kültürleri İnceleme Gezisi

Hafıza Merkezi, Hafızalaştırma Programı’ndan Gamze Hızlı, Robert Bosch Stiftung’un düzenlediği 7 günlük”Commemorative Cultures Study Tour to Germany”/ Almanya’ya Anma Kültürleri Inceleme Gezisi’ne katıldı. Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Sırbistan, Kosova, Hırvatistan, Bosna Hersek, Karadağ ve Bulgaristan’dan 17 kişinin katıldığı bu inceleme gezisi kapsamında Berlin, Dresden ve Buchenwald/Weimar’da hafıza mekanları gezildi. Hafıza Merkezi adına Türkiye’den geziye katılan Gamze Hızlı İzlenimlerini yazdı.


soviet-war-memorial-berlinSoviet War Memorial: Sovyetler, 2. Dünya Savaşının sona ermesinin hemen ardından Berlin Savaşında hayatını kaybeden 80.000 Kızıl Ordu askerini anmak üzere 3 savaş anıtı dikiyor. Bu anıtlar aynı zamanda askerlerin gömüldükleri mezarlıklar olarak kullanılıyor. Soviet War Memorial da Berlin’in İngiltere hakimiyetindeki bölgesinde yapılan ve Nisan-Mayıs 1945’te Berlin’deki savaşta hayatını kaybeden 5.000 Kızıl Ordu askerini anmak için yaptıkları “zafer” anıtı; aynı zamanda Berlin’de yapılan son savaş anıtı.

roma-and-sintiThe Memorial to the Sinti and Roma of Europe Murdered under the National Socialist Regime: Nazi rejimi kurbanlarının sadece Yahudiler olmadığı, tüm mağdur kesimlerin anılması gerektiği tartışmalarından sonra 1992 yılında yapılmasına karar verilen anıt, ancak 2012 yılında açılıyor. Tiergarten içinde yer alan ve Naziler tarafından katledilen 500.000’e yakın Roma ve Sinti’yi anmak için İsrailli bir sanatçı tarafından yapılan anıt, etrafındaki taşlarda İtalyalı bir Roman şairin Auschwitz adlı şiiri yazılı yuvarlak bir havuz; havuzun ortasında duran üçgen taş (Nazilerin tutsakları damgalamak ve birbirlerinden ayırt edebilmek için farklı renkler kullandıkları üçgen işareti) ve havuzu çevreleyen panolardaki metin ve fotoğraflardan oluşuyor. Havuzun ortasındaki üçgen taşın üzerine her gün taze bir çiçek konuluyor.

homosexualsMemorial to the Homosexuals persecuted under the National Socialist Regime: 2003’te yapılmasına karar verilen anıt Michael Elmgreen ve Ingar Dragset adlı gey bir çift tarafından tasarlanmış. Küçük beton bir yapı olan anıtta sadece bir pencere var; pencereden içeri bakıldığında öpüşen eşcinsel çiftlerden oluşan bir video görülüyor. Anıtın yan duvarında da Nazi döneminde öldürülen eşcinseller ve eşcinselliği kriminal bir hareket/durum olarak tanımlayan 175 numaralı ceza yasası hakkında bilgiler var. 175 numaralı yasa ilk olarak 1871 yılında yürürlüğe girmiş; 1935 yılında Naziler kapsamını genişletmiş ve yasa o haliyle 1969 yılına kadar yürürlükte kalmış; 1973’te reforme edildikten sonra ancak 1994 yılında tamamıyla kaldırılmış. Dolayısıyla Nazi döneminde öldürülen eşcinseller 1980’lere kadar konuşulan bir konu değil. Anıtın yapılması için 1993 yılında kampanya başlatan iki sivil inisiyatif var: Remember the Homosexual Victims of National Socialism ve Lesbian and Gay Federation of Germany (LSVD). 2008’de açılan anıtta gösterilen ilk video, Nazi döneminde katledilen lezbiyenlere ilişkin bir kayıt bulunmadığı gerekçesiyle sadece erkek eşcinsel çiftleri gösteriyormuş. Daha sonra çıkan tartışmaların ardından videonun iki yılda bir yenilenmesine ve lezbiyenleri de içermesine karar verilmiş. Anıt açıldığı ilk yıl sıklıkla saldırıya uğramış. Tahminlere göre 1933-1945 yılları arasında 100.000 civarında eşcinsel tutuklandı, bunlardan 50.000 civarı ceza aldı ve hapsedildi, 5.000-15.000 civarı da toplama kamplarına gönderildi. Toplama kamplarında kaç kişinin hayatını kaybettiği bilinmese de kamplarda en kötü muameleyi gören kesim oldukları düşünüldüğünde büyük çoğunluğunun kamplarda öldüğü tahmin ediliyor.

Georg-Elser-MemorialGeorg Elser Memorial: Nazi karşıtı bir direnişçi ve marangoz olan Georg Elser, bir sene boyunca Hitler’in programını takip ederek evinde yaptığı saatli bombayı savaşın başlamasının hemen ardından, 8 Kasım 1939’da Hitler’in ve üst düzey Nazilerin toplandığı Münih’teki bir birahaneye yerleştiriyor. Bomba, her 8 Kasım’da bu birahanede yaptığı konuşmayı, havanın sisli olması nedeniyle uçakla gidemeyeceği için trene yetişmesi gerektiğinden kısa tutan Hitler’in ve diğer üst düzey Nazilerin mekanı terketmesinden 13 dakika sonra patlıyor. Patlamada 8 kişi ölüyor, 60 kişi de yaralanıyor. Elser daha sonra İsviçre’ye kaçmaya çalışırken yakalanıyor ve toplama kampına gönderiliyor; daha sonraki bir tarihte de orada da öldürülüyor. Bugün bir kahraman olarak görülen Elser’i anmak için 2011 yılında yapılan anıt, Elser’in yüzünün 17 metre uzunluğundaki siluetinden oluşuyor ve konulduğu sokakta (Nazi bakanlık binalarının yer aldığı Wilhelm str) her yerden görülebiliyor.

EuthanasiePropagandaAction T4: Hitler’in Ekim 1939’da yayımladığı Action T4 olarak bilinen “ötenazi kararnamesi”yle tedavi edilemeyecek durumdaki hastaların “ölüm hakkı” tanımlanıyor ve kararın 1 Eylül 1939 itibariyle geriye dönük olarak geçerli olduğu belirtiliyor. “Topluma yararlı” görülmeyen, çalışamayacak durumdaki “gereksiz” insanların “toplumdan temizlenmesi”, “ırksal temizlik”, bedensel ve zihinsel engellilerin “toplumun refahına ekonomik yükü” gibi söylemler Nazilerin iktidara geldiği 1933’ten beri zaten kullanılıyor. Ötenazi programı adı altında 1939 Eylül’ünde başlayan katliam 1941 Ağustos’una kadar sürüyor ve daha sonra toplama kamplarında ve çeşitli sanatoryumlarda kullanılan gaz odalarının prototipleri bu dönemde geliştiriliyor. Bu dönemde Almanya ve Avusturya’da kurulan altı ölüm merkezine getirilen hasta, bedensel ve zihinsel engelli 70.000’den fazla insan gaz odalarında öldürülüyor. Program bittikten sonra da gayrı resmi olarak devam eden katliamda 1941-1945 arasında 200.000 kişinin daha öldürüldüğü tahmin ediliyor. Action T4 adı, ötenazi programını uygulamaktan sorumlu ve başında Hitler’in kişisel doktorunun yer aldığı “Charitable Foundation for Curative and Institutional Care” adlı kurumun adresinin (Tiergartenstraße 4) kısaltması. Kurumun bulunduğu villa daha sonra yıkılmış ancak binanın bulunduğu alanda soyut bir heykel ve hemen önündeki otobüs durağında yaşananları anlatan bir de pano yer alıyor. Durağın arkasındaki alana yeni bir anıt da yapım aşamasında. Yandaki görsel Nasyonal Sosyalist Parti Irk Politikaları Ofisinin aylık yayımladığı “Yeni Toplum” adlı dergisinin 1938’ten bir kapağı. Kapakta “Bu kalıtsal hastalığa sahip kişinin Alman Toplumuna maliyeti 60.000 Mark. Vatandaş, bu senin de paran” yazıyor.

Bebelplatz_Night_of_Shame_MonumentBebelplatz (memorial to the book burning): Bebelplatz Berlin merkezde Humboldt Üniversitesi’nin önündeki meydanın adı. 10 Mayıs 1933’te Nazi öğrenci örgütü üyeleri Almanya’nın üniversite kentlerinde onbinlerce kitap yakıyor. Bebelplatz’da da aynı gün 20.000 civarı kitap yakılmış. Bugün aynı meydanda Micha Ullman tarafından tasarlanan ve yakılan 20.000 kitabın sığabileceği boş bir yeraltı kitaplığı (raflar) yer alıyor. Rafları yerdeki cam bir panelden görüyoruz. Aynı meydanda birkaç farklı noktada yerde yer alan metal plakalarda da kitapları yakılan yazarlar arasında yer alan Heinrich Heine’nin Almansor (1821) adlı oyunundan şu cümle yazıyor: “That was only a prelude; where they burn books, they will in the end also burn people”. Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor.

Neue Wache (New Guardhouse)Neue Wache (New Guardhouse) (Central Memorial of the Federal Republic of Germany for the Victims of War and Dictatorship): 1818’de yapılan bina 1918’e kadar krallık askerlerinin merkez üssü olarak kullanılmış. 1931’de 1. Dünya Savaşında hayatını kaybeden askerleri anmak üzere yeniden tasarlanmış. 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanan ve çok büyük oranda yıkılan bina, 1960’dan sonra restore edilerek tüm mağdurların anılacağı merkezi bir anıt olarak tasarlanmış. 1969 yılında kimliği bilinmeyen bir askerin ve kimliği bilinmeyen bir toplama kampı mağdurunun kemikleri buraya gömülerek üzerlerine 2. Dünya Savaşının yaşandığı savaş meydanlarından ve toplama kamplarından alınan toprak konulmuş. 1990’a kadar her çarşamba bir askerin nöbet tuttuğu anıtın adı Almanya’nın birleşmesinden sonra Memorial to the Victims of Fascism and Militarism’den şimdiki adına çevrilmiş ve binanın içine Käthe Kollwitz tarafından tasarlanmış ölen oğlunu kucaklayan anne heykeli konulmuş.

blockofwomenBlock of Women (memorial to the Rosenstraße protest): 1943 Şubat sonunda Naziler, Stalingrad’da ağır bir darbe aldıktan sonra, Berlin’de yaşayan 1.800 civarındaki Yahudi olmayan kadınlarla evli Yahudi erkekleri tehcir etmek üzere Rosenstraße’deki bir binada topluyor. Yarı-Yahudiler ve Yahudi olmayan (Aryan) kadınlarla evli Yahudiler bu tarihe kadar tehcirden ve toplama kamplarına gönderilmekten muaf tutulmuş. Bunun üzerine 28 Şubat 1943’te toplanan Yahudi erkeklerin eşleri ve onların akrabaları olan bir grup kadın beş gün boyunca binanın önünde protesto gösterileri yapıyor ve Nazi askerlerinin ateş etme tehditlerine rağmen direnişi sürdürüyorlar. Beş günün sonunda 1800 erkek serbest bırakılıyor. Nazi dönemi boyunca toplu sivil direnişin tek örneği olan bu olay çok uzun süre boyunca herkesin unuttuğu bir olay olarak kalıyor. Göstericilerin kadın olması, tek toplu sivil direniş olması ve aslında başarılı olmasının Alman toplumundaki “karşı çıksaydık bizi de öldürürlerdi” argümanını çürütmesi hafızalardan uzun süre silinmesini açıklayan nedenler olabilir. Olayı yaptığı araştırmalar sonunda öğrenen Ingeborg Hunzinger adlı Doğu Alman bir sanatçının 1980 ortalarında yaptığı “Block der Frauen (Block of Women) adlı heykeli kamusal bir anıt olması için Berlin Belediyesine bağışlamasının ardından anıt, 1995 yılında aynı sokaktaki parka yerleştiriliyor. Direnişteki kadınları tasvir eden ve birkaç blok parçadan oluşan heykelin arkasında şöyle yazıyor: “The strength of civil disobedience, the vigor of love overcomes the violence of dictatorship; Give us our men back; Women were standing here, defeating death; Jewish men were free.

Platform 17 MemorialPlatform 17 Memorial: Berlin’in Grunewald bölgesindeki tren istasyonu, 18 Ekim 1941’den Şubat 1945’e kadar Yahudilerin doğudaki gettolara ve toplama kamplarına gönderildiği istasyon. 1985 yılında Almanya Demir Yollarının 150. yılı kutlamalarında dahi teşkilatın Nazi döneminde kitlelerin tehcir edilmesindeki sistematik kullanımına ilişkin hiçbir şey konuşulmazken, Almanya’nın birleşmesinden sonra, 1991 yılında, istasyonun girişine Karol Broniatowski adlı bir sanatçının tasarladığı ve ölüme gönderilen insanları temsilen beton içine oyulmuş insan figürlerinden oluşan bir anıt konuluyor. Anıtın yanındaki olayla ilgili bilgi veren metal plakada istasyondan 50.000’in üzerinde Yahudi’nin ölüme gönderildiği yazıyor. Daha sonra 27 Ocak 1998’de savaş sırasında yıkılan demir yolu restore edilerek yaklaşık 160 metre uzunluğundaki platforma 186 metal plaka yerleştiriliyor. Herbir metal plakada istasyondan kalkan trenin tarihi, gittiği yer ve taşıdığı Yahudi sayısı yazılı. 1000 Yahudi’nin bulunduğu ve ilk kez Auschwitz’e giden trenin tarihi 29 Kasım 1942. Daha önce kalkan trenlerin çoğunluğu doğudaki gettolara gönderilmiş. Son trenin tarihi ise 27 Mart 1945 ve 18 Yahudi Terezin toplama kampına gönderilmiş. İstasyonda yeniden inşa edilen raylar arasında büyümesine izin verilen çimler bu platformun bir daha asla kullanılmayacağına işaret ediyor ve anıtın bir parçası olarak düşünülmüş.

house-of-wanseeHouse of the Wannsee Conference: 20 Ocak 1942’de Berlin banliyösünde Nazilerin misafirhane olarak kullandıkları bir villada düzenlenen konferansa, Nasyonal Sosyalist Partinin üst düzey yetkilileri, üst düzey SS üyeleri, polis şefi ve çeşitli bakan/bürokratlar katılıyor. Her ne kadar “Yahudi Sorununun Kesin Çözümü” konusunu konuşmak üzere bir araya gelseler de Yahudi soykırımı kararı bu tarihten çok önce, muhtemelen 1941 başlarında alınmış, Ocak 1942’ye kadar tahminen bir milyon Yahudi öldürülmüş durumda. Bu nedenle “Kesin çözüm”den kastedilen öldürme mekanizmalarının devlet bürokrasisini de içerecek bir yapı kurularak oluşturulacak işbölümüyle daha “efektif” hale getirilmesi denebilir. Reich Güvenlik Başdairesi (Reichssicherheitshauptamt) Polis Şefi Reinhard Heydrich tarafından yönetilen ve SS, NSDAP ve çeşitli bakanlıklardan 15 üst düzey temsilcinin katıldığı konferansta tutanak Adolf Eichmann tarafından tutuluyor. Toplantı esnasında hazırlanan bir tabloda, Avrupa, Kuzey Afrika ve Sovyetlerdeki Yahudi nüfus rakamları, Alman işgali altındaki bölgelerdeki sayılar, henüz işgal edilmemiş yerlerdeki rakamlar ve halihazırda yokedilmiş nüfus belirtilerek yer alıyor. Buna göre Nazilerin yok etmeyi planladığı Yahudi nüfus 11 milyon. “Yahudi Sorununun Kesin Çözümü” adındaki muğlaklık, toplantı tutanaklarında da korunuyor: Tutanaklarda “imha,” “öldürme,” “tehcir” gibi 6 tabirlerin kullanılmasından özellikle kaçınılıyor; bunların yerine, “nüfusun doğal yollardan azaltılması,” “özel muamele” ve “dışa göç” tabirleri kullanılıyor. Katılımcıların onayladığı planlarla ölüm mekanizması devletin tüm imkanlarının da seferber edilmesiyle tamamen sistematikleştiriliyor ve bürokratik devlet aygıtlarının da katılımıyla büyük tablolar ve çizelgelerden oluşan devasa bir çarka dönüşüyor. 1992’de müze ve eğitim merkezine çevrilen House of Wannsee Conference, Topography of Terror ile birlikte faillere ilişkin bilgi vermeyi amaçlayan iki merkezden biri. Merkezde daimi bir serginin yanı sıra öğrencilere düzenli eğitimlerin verildiği seminer odaları ve bir de kütüphane bulunuyor.

murderedjewsMemorial to the Murdered Jews of Europe: Öldürülen tüm Avrupalı Yahudilerin anılacağı bir anıt yapılması fikri gazeteci-yazar Lea Rosh ve tarihçi Eberhard Jackel’in 1980’lerin sonunda başlattığı bir sivil inisiyatife dayanıyor. 1990’ların sonunda anıtın yapılmasına karar verilmesinin ardından açılan yarışmada kazanan mimar Peter Eisenman’ın tasarımının hayata geçirilmesine Haziran 1999’da karar veriliyor. Orijinal tasarım üzerinden çıkan tartışmalar ve yapılan değişikliklerin ardından Nisan 2003’te yapımına başlanan anıtın açılışı İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 60. yılı olan 10 Mayıs 2005’te yapılıyor. 19.000 metrekarerlik bir alana yayılmış her biri farklı boyuttaki 2.711 adet beton bloktan oluşan anıtın dar koridorlarında yürürken hissedilen rahatsızlık ve kafa karışıklığının sözde düzenli olan bir sistemin insanlıkla bağının kopmasını simgelediği belirtilse de tasarımcı özellikle bir tanımlama yapmaktan kaçınmış. Açık havadaki anıtın altında daimi bir serginin de yer aldığı Bilgi Merkezi var.

topographyofterrorTopography of Terror Documentation Center: Mayıs 2010’da resmi olarak açılan Merkez’de, 1933-1945 dönemini kapsayan Nazi döneminde sistemin işleyişi ve faillere odaklanarak hazırlanan daimi bir sergi, eğitim merkezi ve kütüphane bulunuyor. Faillere odaklanan ilk anma olan Merkez, iki başarısız tasarım yarışmasının ardından 2006’da yapılan üçüncü yarışmanın sonucunda inşa edilmiş ve kurulduğu yerin, odaklandığı faillerle ilişkisi bakımından tarihsel önemi dolayısıyla da diğer anmalardan ayrılıyor. Merkez’in üzerine kurulduğu alan 1933-1945 arasında SS ve Gestapo Genel Merkezi ile çatı kurum konumundaki Reich Güvenlik Merkez Bürosu binalarının tam ortasında. Savaş sonunda bombalanan bu üç bina uzun yıllar yıkık halleriyle dokunulmadan kalmış. 1950’lerin sonunda kamuda hiçbir tartışma dahi olmadan binalardan arta kalan yıkıntılar da ortadan kaldırılarak tüm alan binalardan ve bir anlamıyla tarihinden de 7 temizlenmiş. 1987 yılında Berlin’in kuruluşunun 750. yılı kutlamalarının bu alanda yapılması kararı ve anmalarda kentin Nazi geçmişine hiç değinilmemesinin ardından bir sivil inisiyatifin girişimiyle açık havada açılan ilk Topography of Terror sergisi, daha sonra şu anki Merkez’in yapılmasına kadar her yıl aynı yerde üç ay boyunca açık tutulmuş.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAStolpersteine: “Tökezleten taş” olarak çevrilebilecek bu anma, üzerine elle kazıyarak mağdurun adının, doğum tarihinin ve Naziler tarafından gönderildiği yerin yazıldığı pirinç plakaların, kaldırım taşlarına çakılarak Nazi rejimi mağdurların bilinen en son adreslerindeki binanın önündeki kaldırıma gömülmesinden oluşuyor. Kölnlü sanatçı Gunter Demnig’in 1992 yılında korsan olarak başlattığı bu “eylem” aslında Demnig’in Talmud’daki “a person is only forgotten when his or her name is forgotten” cümlesinden yola çıkarak geliştirdiği bir fikir. Plakaların kaldırımlara çakılmasıyla amaçlanan, yoldan geçenlerin ne yazıldığını okumak için eğilmek zorunda olmalarının aynı zamanda mağdurlara bir saygı göstergesi olması fikri. Her plaka tek tek Demnig tarafından elle yapılıyor ve 120 Euro’ya mal oluyor. 2013 sonu itibariyle Almanya, Avusturya, Macaristan, Hollanda, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Rusya, Hırvatistan, Fransa, Polonya, Slovenya, İtalya, Norveç, Ukrayna, Slovakya, İsveç ve Lüksemburg’daki 1000’e yakın şehirde 43.500 stolpersteine var.

stasiarchivesOffice of the Federal Commissioner for the Stasi Archives (BStU): 9 Kasım 1989’da Berlin duvarının yıkılmasının ardından Stasi arşivlerinin imha edilmeye başlandığını öğrenen Berlin halkı 15 Ocak 1990’da “to each their file” sloganıyla Stasi binasını işgal ediyor. Daha sonra işgalci grup içinde kurulan bir inisiyatif kalan arşivlerin korunmasını üstleniyor. 1992 yılında düzenlenerek halka açılan Stasi arşivlerini, eski rejim muhaliflerinden oluşan bu inisiyatif ve Almanya’nın yeniden birleşmesinden sonra kurulan Office of the Federal Commissioner for the Stasi Archives birlikte yürütüyor. Binaları terk etmeden önce çeşitli yöntemlerle imha edilmeye çalışılan belgelerin yeniden birleştirilmesi ve arşivin düzenlenmesi çalışmalarına halen devam ediliyor. İsteyen herkes kişisel verilerine erişme hakkına sahip. Ayrıca gazeteciler, tarihçiler ve araştırmacılar, kendileri hakkında olmayan ancak kişisel bölümleri gizli tutulan belgelere de erişebiliyor.

Memorial Bautzner Straße-Memorial Bautzner Straße: Doğu Almanya Devlet Güvenlik Bakanlığı (Stasi)nin 1954’te politik tutuklular için inşa ettiği tutukevi şu anda bir anma mekanı olarak işlev görüyor. Saxony bölgesinde olduğu haliyle korunan tek tutukevi olan Bautzner’e yakalanan muhalifler gözleri bağlanarak bindirildikleri ve ticaret yapan herkesin teslimat için kullandığı minibüsler içinde getiriliyor, günlerce ne için tutuklandıkları bilgisi ve dışarıyla irtibat kurma hakkı verilmeden, psikolojik baskı yöntemleri kullanılarak iki kişilik hücrelerde tutuluyormuş. Geceleri her beş dakikada bir ışık yakılarak yatma şekilleri (sırt üstü ve iki elin de battaniyenin dışında görünür olarak tutulacak şekilde yatma zorunluluğu var) kontrol ediliyor, kurallara uymayan tutuklular uyandırılarak cezalandırılıyormuş. Fiziksel işkencenin pek kullanılmadığı tutukevinde bu ve benzeri pek çok psikolojik işkence yöntemi uygulanmış.

Pirna-Sonnenstein Memorial-2Pirna-Sonnenstein Memorial: Aslen bedensel ve zihinsel engelliler için bir sanatoryum olan PirnaSonnenstein Naziler’in Ekim 1939’da yayınladığı ötenazi kararnamesinin ardından kapatılarak, Haziran 1940’tan ve 24 Ağustos 1941’e (Hitlerin politik nedenlerle Action T4 programının acilen sonlandırılmasını emrettiği tarih) kadar Action T4 programı kapsamında çeşitli sanatoryumlardan taşınan bedensel ve zihinsel engelli insanların gaz odalarında öldürülmesi için kullanılıyor. Otobüslerle sanatoryuma taşınan mağdurlar için hazırlanan formlarda yer alan “çalışabilir” ve “çalışamaz” ibareleri kimlerin hayatta kalacağını kimlerin gaz odasına gönderileceğini belirliyor. Forma ayrıca kişinin sağlık geçmişine göre olası bir ölüm sebebi yazılıyor ve bu sebep daha sonra “elimizden geleni yapmamıza rağmen, şu nedenle hastayı kaybettik, üzgünüz, küllerini talep etmeniz durumunda gönderebiliriz” ibaresiyle ailesine gönderilen matbu mektuplarda kullanılıyor. 20-30 kişilik gruplar halinde banyo yapmak için girmeleri istenerek sokuldukları gaz odasında ölen mağdurların daha sonra varsa altın dişleri sökülüyor, bu işlemin ardından yan odada bulunan iki krematoryumda yakılıyorlar. Küller, binanın arkasındaki ormanlık vadiye dökülüyor. Ailelerin mektubu aldıktan sonra külleri talep etmesi durumunda o sırada yakılan kişilerin küllerinden bir parça gönderiliyor. Burada öldürülen 13.720 kişiden sadece 1.000 kadarı 1941 yazında çeşitli toplama kamplarından öldürülmek üzere sanatoryuma gönderilen mahkumlar; diğer mağdurların hepsi bedensel ya da zihinsel engelli ve aralarından 700’ü çocuk. 1942 ve 1943’te 9 sanatoryumda çalışan doktor ve hemşirelerin yaklaşık üçte biri Bełżec, Sobibór ve Treblinka toplama kamplarına gönderiliyor ve kendilerinden edindikleri “deneyimi” kamplardaki gaz odalarında kullanmaları isteniyor. 1989’a kadar hafızalardan silinen bu olay, 1 Eylül 1989’da bir tarihçinin Action T4 programının başlatılmasının 50. yılı nedeniyle hazırladığı küçük sergiyle kamuoyunun gündemine geliyor. Haziran 1991’de kurulan Trustees of the Sonnenstein Memorial inisiyatifi 1992-1994 yılları arasında yaptığı arşiv çalışması ve mekanın arkeolojik incelemeleri sonucunda 1995 yılında bodrum katında gaz odası ve krematoryum olarak kullanılan odaları restore ediyor ve müze haline getiriyor. 2000 yılında da üst kattaki daimi sergi açılıyor. Sanatoryumun bulunduğu tepenin yaklaşık 200 metre altında yerleşim başlıyor. Dolayısıyla bütün bu katliamın gerçekleştiği dönemde aslında Pirna sakinleri sanatoryuma dolu girip boş çıkan otobüsleri ve sürekli duman çıkan krematoryumu farketmiş olmalılar ancak kimse o dönemde yaşananları sorgulamıyor ve sormuyor.

Pirna-Sonnenstein Memorial-3Sanatoryum anma mekanı haline getirildikten sonra burada katledilen 13.720 kişiyi simgelemesi için Pirna merkezinden sanatoryuma giden yoldaki kaldırım taşlarına farklı renklerde haç çizilmiş. Pirna ve çevresindeki okullardan öğrenciler için düzenlenen eğitim programları sırasında öğrenciler renkleri solan haçların üzerinden geçiyor. Sanatoryumun arka bahçesinde küllerin döküldüğü vadinin başına da hayatını kaybedenleri ve burada bir mezarlık olduğunu simgelemesi için ortasında haç şeklinde bir boşluk olan iki büyük blok mermer heykel bulunuyor. Mağdurların hepsinin Hristiyan olmamasına rağmen neden hem kaldırım taşlarında hem de mezar simgesi için haçın seçildiğini sorduğumuzda kararın Pirna halkı ve mağdur yakınlarıyla beraber verildiği, haçın evrensel bir ölüm simgesi olduğu cevabını aldık ancak anma merkezinde çalışan genç tarihçi karar mekanizmasının nasıl işlediğini ve süreci tam olarak bilmediğini de ekledi.

Buchenwald MemorialBuchenwald Memorial: Almanya sınırları içerisindeki en büyük toplama kampı. Haziran 1937’de SS tarafından Weimar’da ormanlık arazinin ortasında ağaçlar kesilerek açılan alana kuruluyor ve Nisan 1945’e kadar çalışma kampı olarak kullanılıyor. Bu süre içerisinde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden yaklaşık 250.000 insan tutuklanarak kampa getiriliyor. Bu 250.000 insan arasında muhalifler, eski suçlular, Roma ve Sintiler, Yahudiler, Yehova Şahitleri, eşcinseller ve evsizler var. Kampta 11.000’i Yahudi olmak üzere 56.000 kişinin işkence, medikal deney ve aşırı çalışma nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor. 8.000 Sovyet savaş tutsağı da vurularak 10 öldürülüyor. Kamp, 11 Nisan 1945’te 3. Amerikan Ordusu tarafından kurtarılıyor. Amerikan ordusu Nisan başında keşif uçuşları yaparak kamp alanındaki silah üretimi yapılan fabrika alanını tespit ediyor ve bombalıyor. Bu bombalama sırasında bazı mahkumlar da ölüyor ve Naziler ölen mahkumları diğer mahkumlara taşıtırken silah ve telsiz kaçırmayı başaran mahkumlar, Amerikan ordusuyla iletişime geçerek 11 Nisan’daki operasyonla eş zamanlı olarak direnişe geçiyor. Mahkumların tahliyesi teknik nedenlerle zaman alacağı için mahkumlar bir süre daha kampta kalmaya devam ediyor. Bu sırada arşivlerde yaptıkları çalışmalar sonucunda kampta yaklaşık 51.000 kişinin öldürüldüğünü tespit ediyorlar ve ölenlerin anısında betondan üçgen prizma bir anıt dikiyorlar (yandaki fotoğraf). Ağustos’ta Sovyet kuvvetlerine teslim edilen kampın alt tarafına Soviet Special Camp No. 2 adıyla yeni bir kamp inşa ediliyor ve Sovyet birlikleri önce tutukladıkları Nasyonal Sosyalist Partinin yerel yöneticilerini, daha sonra ise Nazilerle ilişkisi olduğuna dair ihbar aldıkları diğer Almanları kampta tutmaya başlıyor. Dışarıyla iletişim kurmaları yasak olan 28.000 civarındaki mahkumla ilgili herhangi bir duruşma ya da Nazilerle ilişkisinin kesinleşmesine dair araştırma yapılmıyor. 28.000 mahkumdan yaklaşık 7.000’i açlık ve hastalık gibi nedenlerle ölüyor ve kamp alanında toplu mezarlara gömülüyor. Sovyetler kampı 1950’de Almanya Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşunun hemen ardından terk ediyor. Almanya Demokratik Cumhuriyeti 1958 yılında eski kampın olduğu yerde Buchenwald Ulusal Uyarı ve Anma Merkezi’ni açıyor. 1991 yılında Buchenwald yeniden düzenlenerek toplama kampı tarihine ilişkin birçok sergi açılıyor. Nazi toplama kampının alt tarafındaki Soviet Special Camp No. 2’nin bulunduğu alan da uzun tartışmalar sonucunda anmaya dahil ediliyor. Tespit edilen toplu mezarlar demir direklerle işaretleniyor ve ormanın ilerisinde düzlük bir alana kampta ölenlerinin yakınlarının haç ve mezar taşı koymasına izin veriliyor.