
Bir Varoluş Mücadelesi: Türkiye’de Onur Yürüyüşleri ve Barışçıl Toplanma Hakkı Politika Belgesi, Hafıza Merkezi’nin Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü “Meydan: Toplanma Özgürlüğünü ve Kamusal Alanı Geri Kazanmak” projesi kapsamında Umut Rojda Yıldırım tarafından hazırlandı.
2018’den bu yana İnsan Hakları Örgüt ve Savunucularının Desteklenmesi alanında yürüttüğümüz çalışmaların bir parçası olan bu projede, Türkiye’de barışçıl toplanma özgürlüğünün önündeki yasal, siyasi ve idari engelleri analiz etmeyi ve kamusal alanları geri kazanma mücadelesine katkı sunmayı amaçlıyoruz. Bu kapsamda yayınladığımız politika belgelerinden ilki, toplanma özgürlüğüne dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İHAM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) içtihatlarından hareketle, Türkiye’de toplanma özgürlüğü hakkını fiilen kullanılamaz hale getiren yapısal sorunları görünür kılmayı amaçlıyordu. Serinin ikinci politika belgesinde ise Türkiye’de kamusal alandaki görünürlüğü en çok kısıtlanan gruplardan biri olan LGBTİ+’ların barışçıl toplanma hakkını kullanma mücadelesini ele alıyoruz.
Türkiye’nin birçok ilinde yıllardır LGBTİ+ Onur Yürüyüşleri ve Onur Haftaları düzenleniyor olsa da, 2015 yılından bu yana LGBTİ+’ların neredeyse tüm kamusal etkinlikleri yasaklanıyor. Ancak artan baskılara rağmen Türkiye LGBTİ+ hareketi hem sokakta haklarını kullanmaktan hem de yasaklara karşı savunuculuktan ve yaratıcı aktivizmden vazgeçmiyor. Bu belgede öncelikle Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin 1980’lerin sonundan günümüze kısa bir özeti veriliyor, ardından 2015’ten bu yana LGBTİ+ Onur Yürüyüşleri’ne getirilen yasaklamalar ışığında barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımı inceleniyor.
Bu belgenin hazırlık sürecinde devam eden Onur Yürüyüşü davaları, LGBTİ+’ları hedef alan yargı paketlerinin gündeme gelmesi, yasa tekliflerine konu olan LGBTİ+ karşıtı politikaların yargı paketlerinden çıkarılsa da fiili olarak uygulanmaya başlanması, LGBTİ+ hak haberciliğinin önemli mecralarından Kaosgl.org’a erişimin engellenmesi, son olarak İzmir’de Genç LGBTİ+ Derneği hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle kapatma kararı verilmesi ve dernek yöneticileri ile çalışanları hakkında ceza davası açılması gibi gelişmeler LGBTİ+'lara yönelik baskı ve müdahalelerin sürekliliğine işaret ediyor. Bu tablo aynı zamanda, 2015’ten bu yana süren yasaklama ve kriminalizasyon politikalarının bugün yeni eşiklere ulaştığını ve LGBTİ+ hakları açısından kritik bir döneme girildiğini de ortaya koyuyor.
► Yayını indirmek için tıklayın.
2000’ler öncesi: Tanınmayan ve Bilinmeyenden LGBTİ+ Hareketi Doğuyor
1960’lardan itibaren LGBTİ+’lar tiyatro, müzik mekanlarında ve seks işçiliğinde sınırlı bir görünürlük kazanmış olsa da, artan siyasal baskılar ve polis şiddeti, LGBTİ+’lar arasında politik farkındalığın gelişmesine ve Ankara, İzmir ve İstanbul’da ilk örgütlenme girişimlerinin görülmesine neden oldu. 1980 darbesi ise bu gelişmeleri duraklattı. Bu dönemde, bir yandan cinsiyet uyum süreci hukuki güvenceye kavuştu, bir yandan LGBTİ+’lar AIDS salgını bahane edilerek medya tarafından şeytanlaştırıldılar, ‘genel ahlak’ gerekçesiyle yapılan gözaltılar, işkenceler ve cinsel saldırılar sistematik hale geldi. 1990’lar ise LGBTİ+ hareketinin kurumsallaşmaya başladığı yıllar oldu.
2000’ler: İlk Onur Yürüyüşü ve Hareketin Kurumsallaşması
2000’li yılların, 1 Mayıs gösterilerine kendi pankartları ve grup kimlikleriyle katılmalarından dernekleşme süreçlerine Türkiye’de LGBTİ+ hareketinin görünürlük kazanması ve kurumsallaşmasında önemli bir yeri oldu. Ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreciyle başlayan reformlara rağmen, Kaos GL Dergi’nin toplatılması, derneklere açılan kapatma davaları gibi engellemeler de devam etti. Eryaman ve Esat semtlerinde trans kadınlara yönelik saldırılar ile Ahmet Yıldız’ın eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülmesi, bu dönemde LGBTİ+’lara yönelik şiddetin sürekliliğini ve bu şiddet karşısında işleyen cezasızlık mekanizmalarını ortaya koyan örneklerdi.
2010’lar: Kitleselleşen Mücadele, Gezi Direnişi ve İlk Yasaklar
2010’ların ilk yarısı, Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin siyasal etkisinin ve toplumsal meşruiyetinin arttığı, buna karşılık siyasal düzlemde ayrımcılığın ve hedef göstermenin de giderek yükseldiği bir dönem oldu. 2013’teki Gezi Direnişi’yle LGBTİ+ hareketi görünürlük kazandı, başkaca hareketlerle daha sıkı ilişkiler ve ittifaklar kurdu. Artan siyasal farkındalıkla birlikte çok sayıda LGBTİ+ örgütü kuruldu. Ancak 2015 İstanbul Onur Yürüyüşü’nün son dakikada yasaklanması, LGBTİ+ hareketinin en görünür ve güçlü olduğu dönemde uygulanan yasaklama pratiklerinin de başlangıcı oldu. Barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik saldırılar cezasızlık politikalarıyla birleşti, LGBTİ+’lara yönelik saldırı ve şiddet de bu dönemden itibaren yükselmeye başladı.
2020’ler: Yükselen LGBTİ+ Karşıtlığı ve Yeni Mücadele Yolları
2020’lerin ilk yarısı LGBTİ+ hareketi için katlanarak artan ve sistematik bir hükümet politikası haline gelen LGBTİ+ karşıtlığıyla şekillendi. Pandemi sırasında Diyanet İşleri Başkanı’nın LGBTİ+’ları ‘salgının gerekçesi’ olarak gösteren fetvası, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden “eşcinselliği normalleştirdiği” gerekçesiyle çekilmesi, LGBTİ+ öğrencilerin ve kulüplerin hedef gösterilmesi, Tarlabaşı Toplum Merkezi ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na açılan kapatma davaları, LGBTİ+ aktivistlerin gözaltına alınması ve tutuklanması, KaosGL.org’a erişim engeli getirilmesi bu dönemde hükümetin LGBTİ+ karşıtı söylemlerinin yansımaları oldu. Yine bu dönemde “Büyük Aile Platformu” adı altında Saraçhane Meydanı’nda ilk defa LGBTİ+ ve toplumsal cinsiyet karşıtı bir miting düzenlendi. Hükümet; LGBTİ+ etkinliklerinin yasaklanmasının yanı sıra “ailenin korunması” adı altında hazırladığı resmi yazılar, politika belgeleri ve yasa teklifleriyle LGBTİ+’ları hedef aldı, hormonlara erişimi sınırladı, cinsiyet uyum süreçlerini zorlaştırdı.
Yaşanan bu endişe verici hak ihlalleri, hem LGBTİ+ haklarına hem de özel olarak barışçıl toplanma ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımına dair durumun kötüleştiği bir tabloya işaret ediyor. Buna rağmen LGBTİ+’lar mücadeleden vazgeçmiyor.
2003 - 2014: Nerdesin Aşkım? Burdayım Aşkım!
2003’te Lambdaistanbul’da örgütlenen LGBTİ+ aktivistleri, 1993’teki ilk Onur Yürüyüşü denemesinden 10 yıl sonra, İstiklal Caddesi’nde Türkiye LGBTİ+ hareketinin Onur Yürüyüşleri tarihini başlattı ve İstanbul’da İstiklal Caddesi LGBTİ+’lar için de bir direniş ve hafıza mekanlarından biri haline geldi. Lambdaistanbul’a açılan kapatma davası kapsamında yapılan kampanya sayesinde İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü 2007’de yaklaşık 1000 kişiye, 2008’de yaklaşık 2500 kişiye ulaştı. 2010’da İstanbul Trans Onur Haftası ve Trans Onur Yürüyüşü, LGBTİ+ Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü’nden bir hafta önceye gelecek şekilde örgütlenmeye başladı. Ankara’da da 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtı Gün KaosGL’nin öncülüğünde 2006’da kutlanmaya başladı.
Gezi Direnişi ise LGBTİ+ hareketi ile toplumsal muhalefetin ortaklığını görünür kılan yeni bir eşikti. 2013’te “Direniş” temasıyla düzenlenen yürüyüş, on binlerce kişinin katılımıyla o güne dek yapılmış en kitlesel Onur Yürüyüşü oldu. Bu süreçte Onur Yürüyüşleri İstanbul dışındaki birçok şehirde de yaygınlaştı. Böylece hareket hem coğrafi olarak genişledi hem de kendi politik gündemini yerelde de güçlü biçimde kurmaya başladı. 2014, İstanbul’da yaklaşık 90 bin kişinin katıldığı, bir öncekinden daha kalabalık, coşkulu ve kitlesel bir Onur Yürüyüşü’ne sahne oldu.
2015 - 2025: 10. Yılında Yasaklarla Bir Yürüyüşün Anatomisi
2015’e gelindiğinde son iki yılda giderek kitleselleşen ve farklı illere yayılan LGBTİ+ Onur Yürüyüşleri, 7 Haziran 2015 genel seçimleriyle birlikte AKP’nin ilk kez tek başına iktidarı kaybettiği ve Kürt sorunu bağlamında çözüm süreci ile çatışmasızlığın sona erdiği siyasal atmosferde yeni bir döneme girdi. “Normal” temasıyla düzenlenmek istenen İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, İstanbul Valiliği tarafından “Ramazan ayı” gerekçe gösterilerek yasaklandı, Taksim Meydanı ve Beyoğlu’nda toplanan kalabalık, polis ve TOMA’lar tarafından dağıtıldı. 12 yıl boyunca barışçıl toplanma özgürlüğünün bir örneği olarak düzenlenen ve daha önce de Ramazan ayına denk gelmiş Onur Yürüyüşü’nün bir anda “hukuka aykırı” ilan edilmesi, 2015’te başlayan saldırıların Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi iklimle ilişkisini ortaya koyuyor.
► Yayını indirmek için tıklayın.
Yasa koyuculara yönelik tavsiyeler:
Yasa uygulayıcılarına ve denetim makamlarına yönelik tavsiyeler:
► Yayını indirmek için tıklayın.

Bu belge "Meydan" projesi kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır. İçeriğin sorumluluğu Hafıza Merkezi’ne aittir ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.