Ana içeriğe atla
Ana Sayfa
01.06.2017

Ankara JİTEM Davası İzleme Raporu - 5 Mayıs 2017

<< TÜM HABERLER

1

Mahkeme: Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi 

Dosya No: 2014/163 

Celse No: 18 

Duruşma Tarihi: 05 Mayıs 2017 

İzleme Ekibi: Kezban Horasan Yıldız, Melike Polat 

Çizim: Bilge Emir

Duruşma Öncesi

Duruşma öncesi katılan ve sanık avukatları, mağdur yakınları, dava gözlemcileri ve basın mensupları mahkeme salonunun önünde hazır bulundular. Duruşmada tanık olarak dinlenecek dönemin Özel Kuvvetler komutanı Fevzi Türkeri´nin ise kendisine eşlik eden iki koruma ile birlikte salon önünde değil aşağı katta duruşmayı beklediği görüldü. Ayrı bir bekleme salonun tesis edilmemesi, duruşmaya katılımın az olduğu ve sanıkların duruşmalardan muaf tutulduğu bu dava özelinde herhangi bir soruna sebep olmasa da ülkemiz adalet sisteminin memnun ediciliği konusunda adalet binalarının fiziksel şartlarının da göz önünde bulundurulması ve mahkemelerin idari yönetiminin de gözlenmesi gerektiğini düşündürdü. Dosyaların raflara sığmayarak çuval ve poşetlere doldurularak yere atılmış şekilde derdest muhafaza edildiği ve tozlanmaya yüz tutmuş olduğu, davayı ön sırada izleyenlerin ayaklarının altında dahi dosyaların bulunduğu mahkeme salonunun görüntüsü de fiziksel şartların eksikliğine ilaveten ayrıca yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesinin korunamayacağı izlenimini oluşturdu.

Mahkeme heyetinde değişiklik olduğu gözlemlendi. Önceki celselerde Üye Hâkim olarak görev yapan Fatma Nilgün Kökçek’in Mahkeme Başkanı olarak duruşmaya çıktığı görüldü. Hâkim Kökçek, kendisinin geçici olarak Mahkeme Başkanlığı görevinde bulunduğunu, esas Mahkeme Başkanı olan hâkimin yakında emekli olacağı için duruşmaya çıkmadığını belirtti.

Duruşmaya hiçbir sanığın katılmadığı gözlemlenirken hazır bulunan sanık müdafileri ve katılan vekillerinin isimleri şöyle:

Sanık Mehmet Kemal Ağar müdafi Av. Abdulkadir Toluç, sanık Mehmet Korkut Eken müdafi Av. Gökhan Kılıç, sanık Ercan Ersoy müdafi Av. Kemal Güneş tevkilen Av. Muhyettin Çelik, sanık Lokman Külünk ve Ahmet Demirel müdafi Av. Tuncay Tarkın, sanık Semih Sueri müdafi Av. Berrin Tunç Körüoğlu, sanık Ziya Bandırmalıoğlu müdafi Av. Tülay Beker’e tevkilen Av. Gökçe Atabek, sanık Ayhan Çarkın müdafi Av. Osman Bilginç.

Katılan Raife Baskın vekili Av. Yusuf Alataş, katılanlar Hazal Cantürk ve Rumet Serhat vekili Av. Mehmet Celal Baykara yetkilendirmesi ile Av. Bihter Denizçi, katılanlar Tarık Ziya Ekinci, Sertaç Kâmil Ekinci vekili Av. Ruşen Ali Nergis, kendi adına asaleten, katılanlar adına vekâleten Av. Sertaç Kâmil Ekinci, katılanlar Sibel Yıldırım, Leyla Yıldırım, Gülcan Yıldırım, Berivan Yıldırım, Rıdvan Yıldırım vekili Av. Zahit Şeyhanoğulları, Sertaç Kâmil Ekinci müdafi Av. Nuray Özdoğan.

Duruşma salonunun izleyici kısmında ise iki basın mensubu, bir üniformalı polis memuru ve beş-altı izleyici hazır bulunuyordu.

Duruşmadaki Gelişmeler

Duruşmaya 10 Şubat 2017 tarihli duruşmanın ara kararları gereğince gelen evrakların okunmasıyla başlandı. Buna göre;

Geçen celsenin 16 numaralı ara kararı gereğince; TBMM Başkanlığı’na yazı yazılarak; 2012 yılında “Ülkemizde Demokrasiye Müdahale Eden Tüm Darbe ve Muhtıralar ile Demokrasiyi İşlevsiz Kılan Diğer Bütün Girişim ve Süreçlerin Tüm Boyutları ile Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu”nun raporunda ifadelerine başvurulan kişilerin ifade tutanakları ile komisyon raporunun gönderilmesinin istendiği, Genel Sekreterlik tarafından CD halinde cevap verildiği, CD çözümünün yapıldığı görüldü.

İngiltere’de öldürüldüğü belirtilen Mehmet Kaygısız hakkında İngiliz adli makamlarınca yeniden soruşturma başlatıldığı katılan tarafından bildirilmiş,  buna ilişkin Times gazetesi belgesi sunulmuştu. Geçen celsenin 17 numaralı ara karar gereğince bu dosya ile alakalı olabileceği düşünüldüğünden Mehmet Kaygısız’ın öldürülmesine ilişkin İngiltere’de yürütülen soruşturmaya dair belgelerin birer suretinin temin edilerek Mahkeme’ye gönderilmesi, genelgeler uyarınca talimat evrakının tercümelerinin yaptırılması için Ankara Açık Cezaevi Tercüme Bürosu’na yazılan yazının cevabı gelmediğinden Adalet Bakanlığı Uluslararası Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılmadığı anlaşıldı.

Dinlenemeyen Tanıklar

Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller’in avukatı aracılığı ile gönderdiği dilekçe nedeniyle tanık olarak dinlenmesi gerçekleştirilemedi. Aile avukatı dilekçede müvekkillerinin, adı geçen şahısları hiçbir şekilde tanımadığını, tanıklığın devlet sırları içereceğinden katılan vekillerinin yazılı olarak ne istediklerini söylemesi halinde yazılı cevap verebileceklerini, üstelik müvekkili Tansu Çiller’in dönemin başbakanı olmasının tanık olarak dinlenmesi için bir gerekçe oluşturmayacağını ve bu talebin “abesle iştigal” olduğunu belirtti. Katılan avukatları asıl dilekçede geçen ifadelerin “abesle iştigal” olduğunu, bu tür ifadelerin nüfuz kullanılarak yazıldığını ve kendilerinin neden dinlenmek istendiğinin çok açık olduğunu, isimlerinin dava ile ilgili her yerde geçtiğini belirtti. Gazeteci Uğur Dündar’ın ve Susurluk Raporu’nda eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın ifadelerinde Çiller’lerin isimlerinin geçtiğini hatırlatan katılan avukatları, Tansu Çiller’in aslında sanık olması gerektiğini fakat zorla tanık sıfatına sokulduğunu söyledi. Tansu Çiller ilgili dava için şüpheliler arasında yer alırken “kovuşturmaya yer yok” kararı ile tanık olarak davaya dahil edilmişti.

Gazeteci Uğur Dündar, davanın 10. Duruşmasındaki tanıklığında Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir´in Ömer Lütfi Topal cinayetini araştıran ekiplerce sorguya alındığı ve bu sorgunun kayıt edildiğini, bu kayıtta ölüm listelerinden bahsedildiğini ve bu kayıttan gazeteci Emin Demirel’in de haberi olduğunu belirtmişti. Bu nedenle Emin Demirel´in tanık olarak dinlenmesi için SEGBİS sistemi ile İstanbul’daki Ağır Ceza Mahkemesi’ne bağlanıldı; fakat SEGBİS çağrısına yanıt alınamadığından tanık dinlenemedi. İlgili bağlantının kurulumu ile görevli olan kâtip, FETÖ davalarının yoğun olması nedeniyle çağrının meşgule atıldığını belirtti.

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi ile SEGBİS bağlantısının kurulumu çalışmaları esnasında ilgili mahkeme ile telefon görüşmesi yapan kâtip, tanık olarak dinlenmesi talep edilen Veli Küçük’ün istirahat raporu sunduğunu ve SEGBİS aracılığı ile tanık olarak dinlenmesi için hazır bulunmadığını öğrendiğini belirtti.

Tanık olarak dinlenmesi talep edilen dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar da duruşmaya katılmadı.

Maktuller Adnan Yıldırım, Savaş Buldan ve Hacı Karay’ın kaçırılıp öldürülmesine ilişkin görgü tanığı Şevket Öztürk ile sanık Alper Tekdemir´in SEGBİS aracılığı ile “yüzleştirilmesini” planlayan mahkeme heyeti, Şevket Öztürk´ün hazır bulunması için Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazılması gereken yazının yazılmadığını, bu nedenle tanığın hazır bulunmadığını fark etti. Kaldı ki mahkeme heyeti karşılıklı iki ekrandan alınacak dijital görüntü ile yüzleştirmenin yapılma ihtimalini, yapılacaksa sağlıklı olup olmayacağını sorgulamadığı gibi, bu ekranlardan birinin iki senedir bozuk olduğunu ve kumanda almaya çalıştıklarını başka bir tanığın dinlenmesi için SEGBİS sistemine bağlanılması esnasında belirtti.  Katılan avukatları, yüzleştirmenin ekranlar aracılığı ile yapılma ihtimalinin neredeyse hiç olmadığı bu durumu eleştirerek “yüz yüzelik ilkesi” ne atıfta bulundu ve sanıkların ve tanıkların mahkemede bulundurulması gerektiğini, ortalama üçer ayda bir yapılan duruşmalara katılımın kimseye zorluk yaşatmayacağını ifade etti. Katılan vekillerinden Av. Yusuf Alataş; SEGBİS üzerinden yüzleştirme ve teşhis işlemlerinin yapılmasının hukuken mümkün olmadığını ifade etti. Her iki işlemin de yapılma usulünün Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda yer aldığını, teşhis işleminde yanılgıya düşmemek için görüntüsü birbirine benzeyen birden fazla kişinin yan yana durması gerektiğini ve birbirine benzeyen bu kişiler arasından doğru kişinin teşhis edilip edilemediğinin önemli olduğunu da ekleyen Av. Alataş, yalnızca tek bir kişinin getirilerek “Gördüğün/konuştuğun kişi bu mu?” denilmesinin hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Sanık Alper Tekdemir Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi´nde hazır bulunmasına rağmen SEGBIS bağlantısının yapılamaması nedeniyle dinlenemedi.

1

Tanık Fevzi Türkeri’nin İfadesi

Yargılama konusunu tam olarak bilmediğini, bu nedenle hangi konuda tanıklık yapacağını da bilmediğini söyleyerek ifadesine başlayan Fevzi Türkeri, sanıklardan yalnızca Mehmet Ağar’ı tanıdığını, başka kimseyi tanımadığını ifade etti. Mahkeme Başkanı, yargılama konusunun 19 kişinin faili meçhul cinayetlerle öldürülmesi olduğunu ifade etti ve cinayetlerin işlendiği dönemde görevinin ne olduğunu, cinayetlere ilişkin bilgisinin ya da görgüsünün olup olmadığını sordu. Bununla birlikte; Yaman Namlı´nın “Ölüm Listesi’ni onaylayanlardan biri de Fevzi Türkeri’ydi. Bunu bana Tarık Ümit söyledi,” şeklindeki beyanının kendisinin tanıklığına başvurulmasının gerekçelerinden biri olduğunu da ekledi.

Türkeri; 1993 yılında Dağ Komando Komutanı, 1994-1995 yıllarında Özel Kuvvetler Komutanı, 1996 ve sonrasında ise Genelkurmay’da görevli olduğunu ifade etti. Yargılama konusu faili meçhul cinayetlerle ilgili herhangi bir sanıkla görüşmediğini belirtti.

Katılan vekillerinden Av. Sertaç Ekinci, Fevzi Türkeri’ye Kutlu Savaş’ın “terörle mücadelede hukuk dışına çıkıldığını ve bu anlayışın sakat olduğunu” söylediğini hatırlatarak görev yaptığı süre için gözaltında kayıp vakasına tanık olup olmadığını sordu. Fevzi Türkeri bu soruya, yasadışı hiçbir olaya tanık olmadığını söyleyerek cevap verdi.

Tanık Nur İnuğur’un İfadesi

Geçen celse katılan vekillerinden Av. Zahit Şeyhanoğulları’nın talebi üzerine, tanık Doğan Özkan’ın ifadesinde, öldürülen eski MİT elemanı Tarık Ümit´le birlikte olduğu iddia edilen Nur İnuğur’un tanık olarak dinlenilmesine karar verilmişti.

Tanık Nur İnuğur’la bağlantı esnasında heyet başkanı salonda izleyiciye dönük olan ekranın bozuk olduğunu ve iki yıldır kumanda alınmaya çalışıldığını belirtti. Bu yüzden Tanık görüntü olmaksızın, yalnızca ses ile dinlenilmeye başlandı. Katılan vekilleri “Yalnızca ses ile tanık dinlenmesinin hukuka aykırı olduğunu, bunun telefon görüşmesinden farksız olduğunu, tanığın yüz yüze dinlenmesi gerektiğini, tanığın görüntüsünün, mimik ve jestlerinin ifadesiyle bütünlük arz ettiğini, tanığa soru sormanın tüm katılan ve sanık vekillerinin hakkı olduğunu bu nedenle ya tanığın huzurda dinlenmesi gerektiğini ya da SEGBİS düzeldiğinde yeniden çağırılarak dinlenmesi gerektiğini,” ifade etti. Sanık müdafileri de katılan vekillerinin beyanlarına iştirak ettiklerini ifade etti.

Bu beyanlar üzerine Mahkeme Başkanı, avukatların ve mahkeme kâtibinin önündeki monitörlerin yalnızca 1/10’unu kaplayan küçük bir ekrandan –uzaktan da olsa- tanığın görülebildiğini söyleyerek tanığın ifadesine başladı. Ancak belirttiğimiz gibi izleyiciler için konulmuş olan büyük ekran bozuk olduğu için izleyiciler tanığı göremedi.

Tanık Nur İnuğur ifadesine sanıklardan Korkut Eken’i tanıdığını; ancak faili meçhul cinayetlere ilişkin bilgisi olmadığını söyleyerek başladı. Tarık Ümit ile 1991-1994 yılları arasında iyi gitmeyen bir ilişki yaşadıklarını, bu süre zarfında birkaç kez ayrılıp barıştıklarını beyan eden İnuğur, Tarık Ümit kaybolmadan 6-7 ay önce kesin olarak ayrıldıklarını, ayrılıktan sonra yalnızca birkaç kez görüştüklerini; Tarık Ümit kaybolduktan sonra ifade vermesi için bir kere Ümit’in evine, bir kere de Maslak’taki Ordu Komutanlığı’na çağırıldığını söyledi. Tarık Ümit’in kaybolmadan önce kendisini bir kez evine çağırdığını, gittiğinde kapıyı bir başkasının açtığını, o sırada evde Tarık Ümit ile birlikte 4 kişinin olduğunu ekledi.

Katılanlar vekili Av. Ruşen Ali Nergis’in sorusu üzerine tanık, Tarık Ümit´in kendisine Antalya’da ÜMTAŞ isimli inşaat şirketi, Cihangir semtinde dükkânlarıolduğunu ve gıda ile ilgili bir şeyler yaptığını; ayrıca MİT ile ilişkisinin bittiğini ve ifşa olduğunu, sadece ara sıra MİT’ten arkadaşlarıyla görüştüğünü söylediğini ve kendisinin de Korkut Eken´i bu vasıtayla tanıdığını belirtti. Tanık ayrıca Ümit öldükten sonra kendisinin Ümit’in evine çağrılmasıyla ilgili olarak; “Ahmet isimli astsubay vardı, o çağırdı. Tarık’ı en son ne zaman gördün gibi sorular sordu. Maslak’taki Ordu Komutanlığı’nda da Ahmet Astsubay vardı, onunla beraber birkaç kişi daha vardı. Hepsi sivil görünümlüydü. 1995 yılının Mart ayında Maslak’taki Ordu Komutanlığı’na çağrıldım. Bana soru soranlar kimdi, ifade tutanağı tutuldu mu, soru soran kişilerin rütbeleri neydi hatırlamıyorum. Ben Komutan’la görüşmek istedim hem Tarık’ın akıbetini merak ediyordum hem de beni ne hakla buraya çağırdınız demek istiyordum. Komutan, oraya çağırdıkları için benden özür diledi. O konuştuğum komutanın sivil olup olmadığını hatırlamıyorum,” dedi.

Tanık İnuğur ayrıca, Av. Ruşen Ali Nergis’in sorusu üzerine Kıbrıs’ta First Merchant Bank isimli bir bankada Tarık Ümit ile ortak bir hesabı olduğunu ve Ümit´in kendisine “Kıbrıs’ta bir banka kuracağız ve sana da ufak bir hisse vereceğiz,” dediğini söyledi. Katılan avukatının Susurluk Raporu’nda bu bankanın yönetim kurulunda kendisinin de bulunduğunu belirtmesi üzerine tanık İnuğur, yalnızca imza attığını, Yönetim Kurulu üyesi olduğundan haberi olmadığını belirtti. Katılan avukatının, First Merchant Bank´ın ABD´nin yapmış olduğu araştırma sonucunda “Susurluk Çetesi” için 450 milyon dolar kara para akladığını, bu çeteyi finanse ettiğini ve bu nedenle kapatıldığı bilgisini aktarmasının ardından, tanık bundan haberi olmadığını ve şimdiye kadar bu banka ile ilgili hiç sorgulanmadığını ifade etti.

Katılan avukatlarından Av. Sertaç Ekinci söz alarak tanığa; direkt ret cevabı vermemesini, gerçekleri söylemesini, Tarık Ümit´in mizacının geveze olduğuna dair söylentilere istinaden, birlikte olduğu kişi olarak kendisinin çok şey bilebileceğini, çok önemli bir davada tanık olarak dinlendiği ve bu nedenle dikkatli cevap vermesi gerektiğini belirtti. İfadesinin başında “ticari ortaklığım yok” dedikten sonra “bankada hissem var” demesinin tutarsız olduğunu hatırlatarak soru sormaya başladı. Av. Ekinci“Tarık Ümit´in maktulleri öldürdüğü, işkence yaptığı ve bunu Kızıltoprak´taki evinde yaptığı, bu evde Nur isimli birinin olduğu” şeklinde gizli tanık beyanı olduğunu ve işkence esnasında o evde kendisinin de bulunup bulunmadığını sordu. Tanık İnuğur ise böyle bir olayın kesinlikle olmadığını, Tarık Ümit´in kendisine asla bilgi vermediğini ama Kızıltoprak´ta evi olduğunu söyledi.

Bunun ardından Mahkeme Başkanı tanığa kendisinin neden bir jandarma astsubay tarafından ifadesinin alındığını sorgulayıp sorgulamadığını, jandarmanın bu konuyu araştırmasının kendisine tuhaf gelip gelmediğini sordu. Tanık bunu hiç düşünmediğini, olay jandarma bölgesinde gerçekleştiği için sorgulamanın da jandarma tarafından yapılmış olabileceğini düşündüğünü söyledi.

Cumhuriyet Savcısı Yasemin Banu Aksoy tanığa günlük yaşantısında ne işle meşgul olduğunu sordu. Tanık, 1980’den beri reklamcılık yaptığını söyledi. Savcı; “Ticaretten anlıyorsunuz, bir bankaya ortak olduğunuz zaman bunun belirli birtakım getirileri ve götürülerinin olduğunu bilerek davranmış olmalısınız. Neye dayanarak bu bankaya yönetim kurulu üyesi oldunuz siz?” seklindeki sorusuna tanık; “Ben yalnızca hisse aldım diye biliyorum, Yönetim Kurulu üyesi olduğumu sizlerden duydum. Tek bir imza attım, bu imza ile Yönetim Kurulu üyeliği için Tarık’a vekâlet mi vermiş oldum bilemiyorum,” dedi.

Bunun üzerine katılan avukatlarından Av. Nuray Özdoğan söz alarak tanığa; “Hukuki yardım alabilecek kadar bilinçli bir insansınız. Yurtdışında banka kuruluyor ve siz sorgulamadan hisse alıyorsunuz. Tarık beyin her dediğini yapıyor muydunuz?”  diye sordu. Bunun ardından tanık, o hisseyi bilgisi olmadan aldığı, banka yönetiminde olup olmadığını bilmediği, sadece kuruluş aşamasında tek imza attığı gibi birbiriyle çelişen beyanlarda bulundu. Tanık, “Tarık Ümit’e güvenmediğinizi ve MİT’çi olduğu için evlenmek istemediğinizi daha önce söylediniz. Peki, nasıl güvenmediğiniz bir insanla banka kurdunuz?” seklinde sorulan soruya ise “Güvenmediğim, kuşkulanacağım bir şey gözümün önünde olmadı,” diye yanıt verdi.

Tarık Ümit´in MİT’ten ayrıldığını söylemesine rağmen kendisini dönemin MİT Başkanı Mehmet Eymür´le tanıştırmasında da bir çelişki olup olmadığının sorulması üzerine tanık; “Ben de Tarık’a sordum ama kendisi onların arkadaş olduğunu ve görüşmeye elbette ki devam edeceklerini söyledi,” dedi. Bu soruyla birlikte Tanık Nur İnuğur ‘un ifadesi sona erdi.

Sanık müdafileri ise tanığa soru sormayacaklarını beyan ettiler.

Avukatların Talepleri ve Savcının Mütalaası

Katılan vekillerinden Av. Ruşen Ali Nergis, tanık İnuğur ´un birçok şeyi sakladığını, birbiriyle çelişen, hayatın olağan akışına uymayan cevaplar verdiğini ve bunu her avukatın hissedebileceğini, ifadenin çok sağlıksız şekilde alındığını fakat tüm bunlara rağmen tanığın beyanlarının dosyaya büyük bir yenilik kattığını belirtti. Davada kronik bir sorun olduğunu, 3 yıl geçmesine rağmen celselerin boş geçtiğini, davanın 20´ye yakın kişinin öldürüldüğü toplumsal bir davadan çok basit bir mala zarar verme davası gibi görüldüğünü, dosyanın ağırlığı gereği yüz yüzelik ilkesine dikkat edilerek tanıkların huzurda dinlenilmesi, sanıkların mahkeme salonunda bulundurulması ve vareste kararlarının kaldırılması ve mahkemenin bir yalandan ibaret olmaması gerektiğini belirtti.

Ayrıca tanık İnuğur’un sorgulandığını söylediği Ordu Komutanlığı’nın hangisi olduğunun sorulması, sorgu tutanağının gönderilmesi, o dönemde komutanlıkta üst düzey görevlilerin kim olduğunun sorulması, bu kapsamda başka kişilerin sorgulanıp sorgulanmadığının öğrenilmesi talep edildi.

Savcı Yasemin Banu Aksoy“Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller´in huzurda tanık olarak dinlenilmesini, Maslak Ordu Komutanlığı’na yazı yazılarak tanık İnuğur’un sorgu tutanağının gönderilmesine karar verilmesi” şeklinde mütalaa verdi. Bu mütalaanın üzerine Mahkeme Başkanı, Savcı’ya “Çiller´in tanıklığının reddi yönünde mütalaa veriyorsunuz değil mi?” diye sordu.  Savcı; “Hayır, huzurda dinlenmesini talep ediyorum,” diye yineledi.

Savcının mütalaasının ardından Korkut Eken müdafii Av. Gökhan Kılıç; soruşturma esnasında müvekkilinin ifadesini alan savcının FETÖ/PDY soruşturması kapsamında tutuklu olduğunu, bu davanın FETÖ faaliyetleri kapsamında açıldığı kanaatinde olduklarını açıkladı.

Bu beyan üzerine katılan avukatlarından Av. Ruşen Ali Nergis, 15 Temmuz tarihinden sonra bu davada da FETÖ´den bahsedileceğini zaten tahmin ettiğini söyledi. Ama bu dava özelinde FETÖ bağlantısının asla olamayacağını, 90´lı yıllarda faili meçhul cinayetler işlendiğinde FETÖ´nün olmadığını, Susurluk Davası’yla bu cinayetlerin işlendiğinin kesinleştiğini, sanıkların siyasi görüşlerinin hangi doğrultuda olduğunun çok açık olduğu ve bu davanın FETÖ nedeniyle geri çekilmesine kesinlikle karşı olduklarını söyledi. Av. Nergis ayrıca bu davada aksine tüm sanıklar tutuklu iken savcının değiştiği ve sanıkların aylık olarak yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye edildikleri bilgisini hatırlattı.

Ara Kararlar

Mahkeme Başkanı kararlara geçmeden önce kendisinin bu mahkemeye geçici başkanlık ettiğini, asıl başkanın emekli olacak olması nedeniyle yeni başkan tayin edileceğini, yüzleştirme konusunda avukatların taleplerine katıldığını fakat yeni başkan gelene kadar bu kararı bir sonraki duruşmaya bırakmak istediğini belirtti. Bunun üzerine katılan avukatları Mahkeme Başkanı’na takdirin kendisinde olması gerektiğini söyledi. Sanık avukatları da yüzleşme konusunda katılan avukatlarla aynı düşüncede olduklarını ve sanık Alper Tekdemir´i bir sonraki duruşma huzurda hazır edeceklerini bildirdiler.  Bunun üzerine kararlara geçildi.

  • “Yeşil” kod adlı sanık Mahmut Yıldırım hakkında çıkarılan yakalama emrinin infazının beklenmesine,
  • Sanıkların duruşmada hazır edilmeleri yönündeki taleplerin ayrı ayrı reddine,
  • Tanık Ahmet Duran Alp’in SEGBİS yolu ile dinlenmesi için adresine talimat yazılmasına,
  • Gizli tanıklar “Emek” ve “Ayışığı”nın dinlenmesi yönündeki taleplerin diğer tanıklar dinlendikten sonra düşünülmesine,
  • Tanık Durmuş Fikri Sağlar’ın yeniden çağrı belgesi ile çağrılmasına,
  • Ergenekon Dosyası olarak bilinen ve numarası tespit edilemeyen dava dosyası içerisinde, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz’a sunulan Kutlu Savaş yönünden düzenlenen raporun tüm ekleri ile birlikte mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine,
  • Ankara Açık Cezaevi tercüme bürosuna gönderilen tercüme evraklarının dönüşünün beklenmesine, geldiğinde talimatın Adalet Bakanlığı Uluslararası Dış İlişkiler Müdürlüğü’ne gönderilmesine,
  • Tanık Emin Demirel’in dinlenmesi için yazılan talimat yazısının akıbetinin sorulmasına,
  • Tanık Veli Küçük’ün rahatsızlığı nedeniyle mahkemeye doktor raporu sunduğundan İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne duruşma günü bildirilerek tanığın SEGBİS ile duruşma günü hazır edilmesinin istenilmesine,
  • Tanık Ahmet Mesut Yılmaz hakkında yazılan talimat, talimat mahkemesince talep olmadığı halde iade edildiğinden yeniden tanık Ahmet Mesut Yılmaz’ın dinlenilmesi için İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi’ne ve ayrıca Beykoz Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat yazılmasına, tanığın SEGBİS ile dinlenmesi için hazır edilmesinin istenilmesine,
  • Bir kısım katılan vekillerinin sanıkların vareste tutulma kararlarının kaldırılması ve Ankara dışında olan tanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesi taleplerinin reddine,
  • Tanık Nur İnuğur, Tarık Ümit’in kaybolmasından sonra 1995 yılının Mart ayında Maslak’taki Ordu Komutanlığı’na gittiğini ve burada Ahmet Astsubay tarafından sorgulandığını ve ayrıca üst düzey görevliler ile görüştüğü ve beyanda bulunduğunu bildirdiğinden Genelkurmay Başkanlığı’na müzekkere yazılarak 1995 yılında Maslak’ta olduğu söylenen Ordu Komutanlığı’nın açık adının ve komuta kademesinde yer alan kişilerin açık adlarının ve adreslerinin Mahkeme’ye bildirilmesine ve ayrıca bu dönemde Ahmet Astsubay isimli istihbarat astsubayının ve üst düzey görevlilerin Tarık Ümit’in kaybolması ile ilgili soruşturma yapıp yapmadıklarının ve bu hususta soruşturma var ise tanık Nur İnuğur’un soruşturmaya yönelik beyanının alınıp alınmadığının sorulmasına, soruşturma var ise soruşturma evrakının tamamının mahkemeye gönderilmesinin istenilmesine,
  • Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller vekilleri tarafından katılan vekillerinin tanıkların hangi konularda tanıklık yapmalarını istediklerini yazılı olarak bildirmeleri halinde yazılı olarak bilgi verebilecekleri yönündeki taleplerinin Ceza Muhakemesi Kanunu’nda böyle bir usul olmadığından ve tanıkların bizzat mahkemece dinlenmesi gerektiğinden reddine, Tansu Çiller ve Özer Uçuran Çiller’in SEGBİS yolu ile dinlenmeleri için İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne talimat yazılmasına,
  • Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne talimat yazılarak sanık Alper Tekdemir ile Bolu Ağır Ceza Mahkemesi’ne talimat yazılarak Şevket Öztürk’ün SEGBİS üzerinden yüzleştirmelerine karar verilmiş ise de SEGBİS’deki arızalar ve ekrandan şahısların teşhisinin zorluğu göz önüne alınarak bu şekilde SEGBİS üzerinden yüzleştirme yapılması yönündeki ara karardan vazgeçilmesine,
  • Sanık Alper Tekdemir’in müdafii tarafından duruşma günü hazır edileceği bildirildiğinden tanık Şevket Öztürk’ün de duruşma günü hazır olması için yüzleştirme yapılmak üzere adına çağrı belgesi çıkarılmasına karar verildi.

Bir sonraki duruşma 15 Eylül 2017 Cuma günü saat 10:00´da ertelendi. Mahkeme Başkanı’nın, Cuma günleri çok yorgun olduklarını belirtere “Gelecek duruşma keşke Cuma değil de Pazartesi olsa” dediği duyuldu fakat bu isteğin gerçekleşmesi için Mahkeme Başkanı dahil kimsenin aksiyon almadığı gözlemlendi.

Diğer Gözlemler

Duruşmada, bir tanesinin iki yıldır çalışmadığı daha önceden bilinen 2 karşılıklı ekran ile tanık ve sanık yüzleştirmesi yapılmasının planlandığı, maktul sayılarının bazı durumlarda yanlış telaffuz edildiği, mahkeme başkanının değişecek olması nedeniyle karar alımlarında aksaklık yaşanabilme ihtimalinin olduğu, salonda teknik sorunlarla karşılaşılmadığı bir anın bile olmadığı, sanık avukatlarının hiç savunma yapmadıkları, sadece davayı FETÖ ile ilişkilendirmek için söz aldıklarının gözlenmesi; bu davanın muhakkak izlenmesi ve bunun devamlı olması gerektiğine dair inancı daha da pekiştirdi.

Ayrıca davanın cinsiyete dayalı bir söylem içerme ihtimaline karşı, duruşma esnasında tanık Nur İnuğur’un “Tarık Ümit´in ´nikâhsız eşi`” şeklinde tanıtılmasının not edilmesi gerekir. Bu söylemlerin tanıklığı kısıtlayabileceği, hatta tanığın Ümit´le hangi dönem aynı evde yaşadığının sorulması üzerine bu dönemde nişanlı olduklarını muhakkak belirtmesi bu söylemin bir ürünü olarak karşımıza çıktığı düşünüldü.


* Bu rapor, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Açık Toplum Vakfı tarafından desteklenen “Genç İnsan Hakları Savunucularının Cezasızlıkla Mücadele için Güçlendirilmesi” projesi kapsamında yargısal uygulamanın izlenmesi amacıyla Hakikat Adalet ve Hafıza Çalışmaları Derneği ve Şırnak Barosu’nun ortak yürüttüğü Dava İzleme çalışması kapsamında hazırlanmıştır.