“Dövdüler, Öldürmekle Tehdit Ettiler, ‘Yine Geleceğiz’ Diyerek Gittiler”

Bianet – Ayça Söylemez

Yaptıkları basın toplantısında Murat Sur ve Birdal Nakay, evlerinin civarından kaçırıldıklarını, saatlerce dövüldüklerini ve ellerinde telsiz olan kişilerce ölümle tehdit edildiklerini anlattı.

“Okmeydanı’ndaki evimin önünde gece 01:00 civarında sigara içiyordum. Bir erkek yaklaşarak ateş istedi. Tam çakmağımı çıkarıyordum ki 3-4 kişi üzerime atlayarak beni bir minibüse bindirdiler. Birinin elinde sopa vardı, sürekli vuruyorlardı. Polis olduklarını telsiz seslerinden anladım.”

Murat Sur, 11 Ekim gecesi yaşadıklarını böyle anlatıyor.

Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Günay Dağ ile birlikte Orhan Adli Apaydın Salonu’nda basın toplantısı düzenleyen Sur, kendisini araca bindirenlerin minibüsü boş bir araziye götürdüğünü, orada sabah sabaha kadar dövüldüğünü söyledi.

“Eylemleri benim düzenleyip düzenlemediğimi sordular, karnıma silah dayadılar. Hem dövdüler hem de hakaret ve küfürlere maruz kaldım. Sabah 05:00 civarında beni Okmeydanı’na yakın bir yolda hareket eden aracın içinden attılar, ’15 gün sonra yine geleceğiz’ diye bağırarak gittiler.”

Avukat Dağ, müvekkiliyle birlikte 15 Ekim’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

Suç duyurusunun ardından Adli Tıp Kurumu’nda muayene olan Sur, olayın üzerinden dört gün geçmiş olmasına rağmen vücudundaki morlukların ve darp izlerinin tespit edildiğini ve rapor aldığını söyledi.

Aynı günlerde, Birdal Nakay‘ın başına da benzer bir olay geldi. 9 Ekim’de Ümraniye’de bildiri dağıtan Nakay’ın yanına bir minibüs yaklaştı, içinden çıkan 6-7 kişi onu zorla araca bindirdi.

Çamlıca ormanına götürülen Nakay’ın elleri ve ayakları “domuz bağı” yöntemiyle bağlandı, beş saat boyunca dövüldü, küfür ve hakaretlere maruz kaldı.

Avukat Dağ, Nakay’ın ağzına susturucu takılı bir silah dayandığını, sivil polislerin “Seni burada gebertirsek kimsenin haberi olmaz” dediklerini aktardı.

Nakay da beş saatin sonunda, Çamlıca yolu üzerinde hareket halindeki araçtan atıldı. O da suç duyurusunda bulundu, sonuç bekliyor.

Avukat Dağ bu yöntemlerin 90’lı yıllardan tanıdık olduğunu, o dönemde infazların, gözaltında kaybetmelerin, faili meçhul cinayetlerin, işkencenin, asit kuyularına atmaların yaygın olduğunu belirtti.

“Bin operasyon yapmakla övünen Mehmet Ağar, ‘Bu operasyonların kararı MGK’da alındı’ diyerek, bu politikanın ‘derin devlet’ ya da ‘karanlık güçlerin’ değil bizzat devlet politikası olduğunu itiraf etmişti. Bunlar tarihin tozlu sayfaların kalmadı.”