Roma filminin gerçek hikâyesi

Roma filminden bir kare, film hem acı yüklü bir ülke tarihi hem de bir ailenin dramatik öyküsünü ele alıyor.

Film hem acı yüklü bir ülke tarihi hem de bir ailenin dramatik öyküsünü ele alıyor.

Alfonso Cuarón’un, son derece kişisel ve çok beğenilen yeni filmi, Roma, yapımcısının çocukluğundaki, 1970’ler Meksiko şehrini titizlikle yeniden kurmak için hem sıradan hem de anıtsal önemdeki tarihi olayları -yarım bırakılmış kola şişelerinden siyasi çalkantılara- ele alıyor. İlk gösterimi Ağustos ayında 75. Uluslararası Venedik Film Festivali’nde yapılan ve Kasım’da sinemalarda oynamaya başladıktan kısa süre sonra 14 Aralık’ta Netflix’te yayınlanmaya başlayan film, şimdiden pek çok ödül aldı ve Golden Globe’dan gelen üç onayla beraber, pek çok yeni ödüle de aday gösterildi.

Film, Cleo’nun (Yalitza Aparicio) gözünden hikâyenin geçtiği zaman ve mekânı, gerçek tarihe büyük bir dikkat ve itinayla sinemaya aktarmış. Cleo hizmetçi olarak çalıştığı orta sınıf bir ailenin evinde yaşıyor, karakteri de 1961 doğumlu Cuarón’u büyütmeye gerçek hayatta yardımcı olan kişiden esinlenmiş. Aslında film o günlerin siyasi ve toplumsal olayları ile doğrudan ilgili değil, ama bunların hepsi bazen derinden, bazen incelikle, kimi zaman da kaçınılmaz olarak ve dramatik bir şekilde anlatımın içine sızıyor.

Cuaron gerçek hayattaki dadısı Liboria (Libo- filmde Cleo) Rodriguez ile. (Foto: Peter Hapak/Netflix)

Cuaron gerçek hayattaki dadısı Liboria (Libo- filmde Cleo) Rodriguez ile. (Foto: Peter Hapak/Netflix)

Roma’yı takdir etmek için dönemi bilmek şart olmasa da, Meksika yakın tarihini bilmeyenler sinemadan çıktıktan (veya duruma göre, Netflix’i kapattıktan) sonra olan bitene dair daha çok bilgi ihtiyacı hissedebilirler. Time dergisi, hikâyenin geçtiği toplumsal bağlamı daha iyi kavrayabilmek için 20. yüzyıl Meksika tarihi uzmanları ile görüşerek filmde geçen belli başlı siyasi ve sosyal akımları sordu.

Uçurumun kenarında bir ulus

20. yüzyılın büyük bölümünde Meksika otoriter bir rejim ile demokrasi arasındaki huzursuz kavşakta sıkışmış bir ülkeydi. 1970’lerde ülkeye egemen olan Kurumsal Devrimci Parti (PRI), 1929’daki kuruluşundan bu yana baskı, seçim hileleri, kayırma ve siyasi hamiliklerle iktidarını sürdürüyordu. Roma bu rejimin yarattığı gerilimlerin bardağı taşırmak üzere olduğu günlerde geçiyor.

Ülkenin kırsal alanında süregiden şiddet olağanlaşmıştı. PRI’nın miraslarından biri 1960’lar ve 1970’lerde kırsal alandaki ayaklanmalara karşı sürdürülen “Kirli Savaş”tı. 2006 yılında sızdırılan bir resmi rapora göre, Meksika hükümetine bağlı askerler silahlı ya da politik her muhalefeti bastırmak için katliam, ırza geçme, köy yakma gibi hunharca yöntemlere başvurmuştu.

Roma Meksika’yı bu şiddetin toplumun her köşesine, hayatın her alanına sızmaya başladığı dönemiyle sinemaya aktarıyor. 1968 yılında gençlik hareketleri ABD ve dünyaya yayılırken, Meksiko şehri de baskılara karşı yaz boyunca süren sokak gösterilerine sahne olmuştu. Binlerce öğrenci 2 Ekim günü Meksiko şehrindeki Tlatelolco konut alanındaki Üç Kültür Meydanı’nda toplanmıştı. Miting sırasında çatılardan hükümet ordusunun keskin nişancıları ateş açtı. Ortama müthiş bir karmaşa hâkim olurken, meydanının kenarında bekleyen askerler de öğrenci kitlesine yaylım ateşi açtı, onlarca öğrencinin öldüğü olay tarihe Tlatelolco Katliamı olarak geçti.

Filmin basın toplantısında Cleo ve anne karakterleri ile birlikte yönetmen Cuaron.

Filmin basın toplantısında Cleo ve anne karakterleri ile birlikte yönetmen Cuaron.

Filmde yer alan olaylar 1968’in bu korkunç mirasının ardından geliyor. Aile hikâyesinin ayrıntıları ortaya çıkarken kentteki gerilim de giderek artıyor. Cleo’nun sevgilisi Fermin’in (Jorge Antonio Guerrero) gizli bir paramiliter güç için yüzlerce genç erkekle birlikte eğitim aldığını gördüğümüz sahnelerde Kurumsal Devrimci Parti afişleri ve posterlerine rastlıyoruz.

Bu siyasi gerilim, filmde, Meksika’yı kökünden sarsan başka bir olayla zirveye çıkıyor: Korpus Kristi Katliamı. Anlatımı, filmin en akılda kalıcı sahnelerinden birine dönüşen katliamda, 10 Haziran 1971’de hükümete yakın öğrenci örgütü olarak tanıtılan Halcones (şahinler) adlı paramiliter grup bıçaklar ve bambudan mızraklarla bir protestoya saldırarak onlarca göstericiyi öldürmüş ve çatışmanın etkisi bütün ülkeye yayılmıştı.

“Meksika devletinin Meksika halkı ile yaptığı anlaşmanın önemli bir parçası, şehirlerde şiddet olmayacağı idi” diye anlatıyor, Northwestern üniversitesinde Meksika siyaseti, kültürü ve şiddet konusunda uzman tarihçi, Paul Gillingham. “Şiddet kırsal alanda yaygın -ama bu gözden uzak, gönülden ıraktır ve doğal olarak, hükümetin sıkı kontrolündeki Meksika basını da bu imgeyi destekleyen haberler üretir” diye sürdürüyor sözlerini, “Ne var ki Korpus Kristi Katliamı ve öncülü Tlatelolco Katliamı bu temel kuralı yıkıp geçti.”

Kimileri 1968 ve 1971 katliamlarını, rejimin demokratik yaklaşımlarının, otoriter bir devletin vitrin süsleri olduğunun inkâr edilemez ifadesi olan kışkırtıcı olaylar olarak gördü.

“Bunlar pek çok genç için silahlı mücadeleden başka bir yol olmadığının teyidi oldu”, diyor El Colegio de México öğretim görevlisi ve Meksika’da demokratik araştırmalar yapmak üzere kurulan Fundar’ın Yönetim Kurulu Başkanı Sergio Aguayo. “[Hükümet] her yerde protestoları, kalkışmaları bastırdı ve siyasi nedenlerle zorla kaybettirilen insanlardan modern insan hakları hareketi ortaya çıktı ki, bu da siyasi sistemin meşruiyetini aşındırmakta çok önemli bir rol oynadı.”

Ne var ki Kurumsal Devrimci Parti iktidarının tamamen erozyona uğraması daha uzun yıllar sürecekti. Ancak 2000 yılına gelindiğinde Kurumsal Devrimci Parti’nin adayı, ülkenin 55. başkanı Vicente Fox tarafından yenilgiye uğratılabildi ve böylelikle partinin 71 yıllık egemenliği sona erdi.

Toprak Reformu: Kan ve Toprak

Roma filminin arka planında toprak kullanımı da konu ediliyor; tıpkı kırsal alandaki çatışmaların, kentlerde yaşayanların yaşamının kıyısında yer aldığı gibi. Filmde aile, seyahate çıktıklarında, arkadaşları olan toprak sahiplerinin, köpeklerini öldürdükleri anlaşılan kiracılarıyla kavgalı olduklarını keşfediyor.

Toprak kavgalarının kökleri çok derinlere, onlarca yıl öncesinden kalma mülkiyet çatışmalarına gidiyor. 1900’lerde ve hatta daha da evvelden başlayarak büyük çiftlik sahipleri köylülerin toprağına el koydu ve köylüleri serfe dönüştürdü. Kurumsal Devrimci Parti’nin önemli vaatlerinden biri büyük çiftlikleri bölerek, toprağı gerçek sahiplerine vermek idi, ki bu uzun yıllar içinde ara sıra, ama düzensiz bir şekilde yapıldı.

20. yüzyıl boyunca Kurumsal Devrimci Parti halk desteğini bir oranda kendini toprak reformundan yana göstererek ve servet bölüşümünü yeniden düzenleyeceği iddiasıyla sağladı. Öte yandan parti iktidarında Meksika son derece fakir bir ülke olarak kalmaya devam etti. Halkın önemli bir kesimi için ise Meksiko şehrindeki katliamlar, hükümetin otoriter bir rejim kurmuş olduğunun ifşasıydı. Gillingham bunu, “1971 Korpus Kristi katliamı, 1968 katliamının bir teyidi, devrimci bir rejimin gayrimeşru bir rejime dönüşmesidir” diye yorumluyor.

20. yüzyılın ortasında toprak reformu, büyük bir nüfus patlamasının ortasında hayatta kalmaları için gerekli asgari toprağa dahi sahip olmayan kitleler için yarım yamalak tutulmuş bir sözdü. 1960’lara gelindiğinde bu sorun artık göz ardı edilemez hale gelmişti.

“Akıllardaki sadece Meksika devriminin idealleri değildi, Küba örneği de vardı”, diye anlatıyor Gillingham. Meksika’nın yakınındaki Küba’da Fidel Castro 1959’da etkili bir komünist devrim gerçekleştirmiş, Fulgencio Batista’nın otoriter hükümetini devirerek diğer fakir halkları da silahlanmaya teşvik etmişti. “Bunların sonucunda 1960’larda köylülerin toprak işgalleri ve radikalleşmelerinin yaygınlaştığını; buna karşılık orduların da köylü ayaklanmalarını bastırmak için harekete geçtiğini görüyoruz.”

Irksal Ayrımlar

Roma‘da her karşılaşmada ırk ve sınıf çatışması sessizce, dipten rol oynuyor. Meksikalı yerli halkların bir üyesi olan Cleo, hizmet ettiği beyaz aileyle televizyon seyrediyor, tatillere gidiyor ve görünüşte sınıf duvarlarının yıkıldığını sanıyorsunuz, ta ki onlara çay getirmesi istenene kadar.

Gillingham, “derinizin rengi bankadaki hesabınızın miktarını, hatta bir banka hesabınız olup olmadığını belirliyor” diyor ve ekliyor: “Meksika’daki en yoksul kırsal kesimler, aynı zamanda genel olarak Meksika’nın yerli halkları.”

Filmden bir sahnede yönetmen Cuaron ve ailesinin evinde çalışan bakıcı Cleo.

Filmden bir sahnede yönetmen Cuaron ve ailesinin evinde çalışan bakıcı Cleo.

Rejimin, endüstrileşmeyi teşvik için suni olarak mısır fiyatlarını düşük tutmasına toprak yoksulluğu da eklenince, yerli fakir halklar, kitleler halinde Meksika’daki büyük kentlere veya Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Roma filmindeki Cleo gibi Meksiko şehrine ve diğer kentlere gidenlerin çoğu ev hizmetlerinde çalıştı ve aynı zamanda, kendi ailelerinin ve diğer köylülerinin kentlere göçünde köprü vazifesi gördü.

Gillingham’a göre söz konusu göçlerin gerisinde yatan neden, Roma filmindeki Meksiko şehrinin toplumsal ve tarihsel dinamiğindeki itici gücün sürüklediği insan hikâyeleri ile hemen hemen aynı: “aslında zengin bir ülkedeki, apaçık, düpedüz, insanı çaresizliğe kaptıran korkunç yoksulluk.”

YAZAN: Alejandro De Le Garza