Srebrenitsa’dan 25 yıl sonra: İnkâr, soykırımın son aşaması

Soykırımdan sağ kurtulan biri babası ve iki kardeşinin mezarlarının olduğu Srebrenitsa anıtında dua ediyor. Fotoğraf: Dado Ruvić/Reuters

Söyleşi: Özgür Sevgi Göral

İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da yaşanan “en büyük katliam” olarak kabul edilen Srebrenitsa Soykırımı’nın üzerinden 25 yıl geçti. Anmaların yapıldığı 11 Temmuz’da, kimlik tespiti yapılan ve ailesinin onay verdiği 9 kişi daha Potoçari Anıt Mezarlığı’nda toprağa verildi. Hâlâ öldürülenlerin kemikleri bulunmaya, kimlik tespitleri yapılmaya devam edilse de, soykırımın inkârı aşırı sağın tekelinde olmaktan çıktı, ana akım bir tavır olmaya doğru ilerliyor. Srebrenitsa’nın ilk Sırp belediye başkanı Mladen Grujičić, geçen ay The Guardian gazetesine verdiği mülakatta, Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşananları soykırım olarak tanımlayan uluslararası mahkeme kararları için “Ne yazık ki, tüm bu mahkemeler Sırplara karşı önyargılıydı ve bu sadece bölünmeleri derinleştirdi” diyordu. Sırp siyasetçiler arasında soykırımı “üretilmiş bir efsane” olarak tanımlayanların sayısı da artıyor. 

Katliamların hemen ardından, 1996’da barış ve insan hakları aktivistleri tarafından kurulan Forum Civil Peace Service’in (forumZFD) Sırbistan direktörü Nataša Govedarica ile, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi tarafından “Avrupa’nın açık yarası” olarak tanımlanın soykırımın ardından geçen 25 yılda sürdürülen geçmişle yüzleşme ve hafızalaştırma çalışmalarının geldiği noktayı, inkar politikilarını, önlerindeki zorlukları ve şansları konuştuk.

Srebrenitsa Soykırımı’nın Yugoslavya savaşları bağlamındaki özel anlamı nedir? Soykırımı etnik temizlik ve şiddet tarihine nasıl yerleştirirsiniz?

Yugoslavya sonrası ülkelerdeki en sorunlu konulardan biri, şiddet dolu geçmişimizle yüzleşmek. Bu durum, uzak veya yakın tarihe ait olsun, savaşla ilgili tüm olayların yıldönümlerinde hissediliyor. Gerginlik hemen yükseliyor. Bölgedeki komşu ülkeler arasındaki ilişkilerin herhangi bir şekilde bozulması, ortak bir geçmişin farklı dönemlerini gündeme getiriyor. Şaşmaz biçimde aşırı duyguları ve tepkileri tetiklemeyi başarıyor. Bu da toplumun etkin bir şekilde sürekli tetikte ve herhangi bir noktada kaynamaya hazır olduğu izlenimini veriyor.

Sırp devletinin Srebrenitsa soykırımına karşı tutumu, ülkenin yakın zamandaki şiddet dolu geçmişine ve işlenen savaş suçlarına yol açan etnosantrik politikalara yaklaşımının bir göstergesi. Soykırım, “tüm suçların üzerinde bir suç” kabul edildiğinden, Srebrenica, savaş suçları ve etnik şiddet tarihinin en zor noktası. Sırp ulusunun bir bütün olarak suçlu olup olmadığına (sorumlu değil, suçlu!) karar vermek için bir başlangıç noktası. Bu ulus dünya tarihinde soykırımcı olarak hatırlanacak mı hatırlanmayacak mı? Bu tutum, Sırp siyasi eliti tarafından sahip çıkılan ve halk tarafından da yaygın olarak paylaşılan bir tutum. 

Srebrenitsa Soykırımı, uluslararası bir kuruluş olan ICTY (Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi) tarafından soykırım olarak tanımlandı. Balkan ülkelerinin yerel politikaları bağlamında böyle bir tanımlayıcı yapıya sahip olmanın sonuçları neler?

Katliamlar, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, Uluslararası Adalet Divanı ve Bosna-Hersek Eyalet Mahkemesi tarafından soykırım olarak tanımlanmış olsa da, bu tanım Sırp ve Bosnalı Sırp yetkililer tarafından şiddetle tartışılmakta. Bosna’daki Boşnak toplumu için ise, karşılaştırmanın ötesinde bir trajedi ve güçlü bir kimlik oluşturma bileşeni. Öte yandan Sırbistan, “ciddi bir suçun” meydana geldiğini kabul etti ve 2010’da katliamı kınayan bir deklarasyon ilan etti. Çünkü Batı ile daha yakın bağlar kurmak istiyordu. Ancak soykırım terimini kullanmaktan kaçındı. Kasım 2018’de, Sırbistan Başbakanı Ana Brnabiç, Deutsche Welle’nin ‘Çatışma Bölgesi’ isimli siyasi talk şovunda, 1995’teki Srebrenica katliamlarının bir soykırım eylemi olduğunu reddetti.

Aleksandar Vuciç (dönemin Sırbistan Başbakanı), katliamları soykırım olarak kınayan BM Güvenlik Konseyi kararının Rusya tarafından veto edilmesinin ardından artan siyasi gerginlikler ortasında, soykırımın 20. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen törene katıldı. Sırp Başbakanı etkinlikte Srebrenitsa kurbanları grubunun bir bölümü tarafından memnuniyetle karşılansa da, diğer yas tutanlar ona saldırmaya çalıştı ve törenden kovuldu. Yerel polis, fırlatılan birkaç nesnenin Vucic’in yüzüne denk geldiğini ve gözlüklerinin kırıldığını söyledi.

Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne ev sahipliği yapan bina, Lahey.

Medya ve halk, “İngiliz kararı ile Sırplara karşı dünya komplosu”, “Sırp Başbakanı’na Potoçari’deki Boşnaklar tarafından organize edilen suikast girişimi” anlatısına dönünce, bu olaylar dizisi, Sırbistan’da savaş suçlarıyla yüzleşme çabasında ciddi etki ve gerileme yarattı. Srebrenitsa Soykırımının tanınmasını ve bölgedeki gerçek uzlaşma şansını mayınladı. Sırbistan’daki durum sonraki yıllarda da pek değişmedi.

Soykırımın inkârı, aktivistler ve insan hakları savunucularının sürekli karşılaştığı büyük bir sorun. Srebrenitsa’nın tanınması ve reddedilmesi ile ilgili durum nasıl? Değişen tutumlar gözlemliyor musunuz? Balkan ülkeleri soykırımı resmi düzeyde nasıl ele alıyor?

Neden biz, insan hakları ve hafıza aktivistleri bu terimi kullanmakta ısrar ediyoruz? İnkarın soykırımın son aşaması olduğuna inanıyoruz ve kabul edilmedikçe hem ülkelerin hem Bosna’daki Sırplarla Boşnaklar’ın bireysel düzeyde çok katmanlı ilişkilerini bozacaktır. 

Sivil toplum, hükümetlerin veya hükümet kurumlarının aksine, tarihin resmi olarak onaylanmış, etnosantrik yorumlarına çok daha az bağlıdır. Bugüne kadar, özellikle Sırbistan’daki ve bölgedeki insan hakları örgütleri bu sürece etkin katıldı. Ancak bu STK’ların çalışmaları, baskın milliyetçi retorik ve yaygın bir kendi kendini mağdur etme eğilimi ile tehdit altında. 

Aynı zamanda, vatandaşların sivil topluma güvenini yeniden tesis etmek ve çok ihtiyaç duyulan gruplar arası empatiyi yaratmak için önemli bir potansiyel var. Bu nedenle, aktivistler, sanatçılar ve gazeteciler de dahil olmak üzere sivil toplum, geçmişle yüzleşilmesi ve bölgede sınır ötesi bağların yeniden tesis edilmesi, iyi ilişkiler kurulması için çalışmalı. 

Balkan deneyimi, geçiş döneminde bir hakikat komisyonu kurulmasını içermedi. Hakikat komisyonu kurulması, Srebrenitsa için bir alan açar mıydı? Bir de RECOM (Reconciliation Network) bağlamında hafızalaştırma amacıyla ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Yargı dışı bir organ olarak RECOM’un görevi, tüm savaş suçları ve savaşla ilgili diğer ciddi insan hakları ihlalleri hakkındaki gerçekleri tespit etmek, savaşla ilgili tüm kurbanları listelemek ve ölüm koşullarını belirlemek,  alıkonulma yerleri, yasadışı bir şekilde gözaltına alınan, işkence ve insanlık dışı muameleye maruz kalan kişiler hakkında veri toplamak ve kapsamlı envanterini hazırlamak, kayıpların akıbetiyle ilgili veri toplamak ve kurbanların ifadelerini ve diğer kişilerin savaşla ilgili vahşet hakkındaki ifadelerini düzenlemek. RECOM’un kuruluşunun ve çalışmalarının, Srebrenitsa davasında da en büyük sorunlardan biri olan “sayı oyunları”na, daha sonrasında da yeniden yaratma ve soykırım olumsuzlamasına son vereceğine gerçekten inanıyoruz. Her kurbanı kabul etmek, haysiyeti geri getirecek ve daha önce bu bölgede hiç bulunmayan anma uygulamaları yaratacaktır.

Soykırımı tanıma ve anma mücadelesinde sosyal medya nasıl bir rol oynuyor?

Siyasetçilerin yanı sıra medya, 1990’larda bölgenin gençleri arasındaki çatışmalar hakkında bilgiden mahrum kalınmasına katkıda bulundu. Uluslararası Af Örgütü’nün 2017/18 yıllık raporunda belirtildiği gibi, yetkililere ve hükümete yakın medyanın yaydığı kirli bilgi, geçiş dönemi adaleti aktivistleri ve bağımsız medya için toksik bir ortam yarattı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün 2017 küresel raporunda, savaş suçlularının yüceltilmesine meydan okuyan ve düşmanca bir ortamda insan hakları ihlallerini belgelemeye çalışan insan hakları aktivistlerinin hükümet yanlısı medya tarafından “hain”, “yabancı paralı askerler” olarak karalandığı belirtiliyor. Aynı raporda ayrıca “insan hakları aktivistlerine karşı çevrimiçi tehditlerin yaygın olduğu ve yetkililer tarafından nadiren soruşturulduğu” yer alıyor. 

Demostat araştırmasına göre, Sırbistan’daki insanların yüzde 40’ı Srebrenitsa Soykırımını ve sonuçlarını hiç duymamış.

Sosyal medyanın genç nesil üzerindeki etkisi, bu alanda özgürlük ve erişilebilirlik şansını artırarak oyun değiştirici rol oynayabilir. Bu yıl, kısmen Covid-19 kısıtlamaları nedeniyle, Soykırımı anmak ve tanınmasını savunmak için sosyal medya önemli bir platformdu. Bu uygulamaların daha fazla gelişmeye ihtiyacı var ancak umut verici.