Ana içeriğe atla
Ana Sayfa
27.03.2024

Şili’de diktatörlüğün hafızasını geri kazanmak (2): Casa Memoria José Domingo Cañas

<< TÜM HABERLER

Söyleşi: Noémi Lévy-Aksu

Santiago’da bulunan Jose Domingo Cañas Hafıza Evi (Casa Memoria), 1974 ila 1978 yılları arasında Şili Milli İstihbarat Müdürlüğü tarafından Cuartel Ollagüe diye adlandırılan bir tutuklama, işkence ve infaz mekânı olarak kullanıldı. Bu merkezde işkence gören tutukluların büyük çoğunluğu Devrimci Sol Hareketi’nin üyeleriydi. Bina 2001 yılında yıkılsa da sivil girişimler aracıyla geri kazanılma süreci başarılı oldu ve bir hafıza ve aktivizm mekânı olarak tasarlanan Casa Memoria’nın kurulmasına yol açtı. 

Casa Memoria direktörü Marta Cisterna Flores.
Casa Memoria direktörü Marta Cisterna Flores.

7-13 Ocak 2024 tarihleri arasında Şili’nin başkenti Santiago’ya gerçekleştirdiğimiz saha ziyareti sırasında tanıştığımız Casa Memoria direktörü Marta Cisterna Flores ile yaptığımız bu görüşmede, mekânın geri kazanılması sürecini, Şili’deki resmi hafıza politikasının sınırları ve Casa Memoria’nın eğitim ve insan hakları alanındaki faaliyetlerini konuştuk.  

Santiago’da bulunan diğer tutuklama, işkence ve infaz mekânları gibi Casa Memoria Jose Domingo Cañas da hayatta kalanların ve aktivistlerin mücadelesiyle bir hafıza mekânına dönüştü. Bu geri kazanma sürecinin hedefleri ve önemi neydi? Bu süreç Casa Memoria’nın güncel çalışmalarını ne ölçüde etkiliyor?

Geri kazanma süreci yöre sakinleri tarafından başlatıldı ve amacı, yaşananların hafızasının silinmesini önlemekti. Bu mekânın yaşananları gözler önüne seren bir alan olmasını istiyorlardı çünkü kendileri de yaşananlara tanıktı.

Başlangıçta bu hedefle yola çıkıldığını söyleyebilirim ancak daha sonra bu, Şili’deki birçok farklı mekânın geri kazanılmasına yönelik daha geniş bir sürecin hedefleriyle iç içe geçti. Aynı dönemde Londres 38, Santa Lucía Kliniği ve Ulusal Stadyum gibi diğer mekânların geri kazanılması için de gösteriler, işgaller, girişimler düzenleniyordu. Bu farklı alanlarda aynı insanlarla bir araya geliyorduk: Örneğin Çarşamba günleri José Domingo Cañas’taydık, Perşembe Londres 38’in günüydü... Buralarda buluşan herkesin aynı hedeflere sahip olduğundan emin değilim. Ortak amaç bu mekânları geri kazanmak ve hafıza mekânlarına dönüştürmekti; ancak o günlerde hafıza mekânının ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyorduk. 

Bu sürecin güncel çalışmalarımızı ne ölçüde etkilediği sorusuna gelirsek: Öncelikle gerçekten de yerel halkın talebi yönünde bir hafıza mekânı haline geldik. Ayrıca, çalışmalarımızın büyük bir kısmı bölge halkını mekânla yakınlaştırmayı, komşularımızı çalışmalarımıza dâhil etmeyi ve onları da hafızalarını bizimle paylaşmaları için teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu açıdan hafıza mekânı aynı zamanda bir topluluk alanı olma özelliği taşıyor. 

Çalışmalarınızın çoğu Şili’deki mevcut siyasal ve sosyal meselelere odaklanıyor. Hafıza çalışmaları ile güncel aktivizm faaliyetleriniz arasında nasıl bir bağlantı var?

Hafıza mekânı olmadan bugünü anlayamayacağımızı düşünüyoruz. Hafıza mekânı, askeri darbeyle yok edilen siyasi tahayyülün yanı sıra hayalleri ve yeni bir dünya kurma idealini temsil ediyor. Mekânı, geçirdiği farklı aşamalar üzerinden okumak, mevcut siyasi-sosyal-ekonomik modelin kökenlerini de anlamamızı sağlıyor.

Öte yandan, bu mekânda işlenen ağır insan hakları ihlalleri, geçiş dönemi adaletinin temelini oluşturan “tekrarlanmama ilkesi” etrafında bir devlet politikası oluşturulmasına ön ayak olmalıydı. Ancak bu tekrarlanmama mümkün olmadı; halen geçmişteki insan hakları ihlalleri hakkında konuşamıyoruz, bu nedenle bugüne bu kadar bağlıyız. Şili’de hafıza mekânları gibi oldukça güçlü kanıtlar olmasına rağmen işkence pratiği halen sürüyor, hâlâ siyasi mahkûmlar var. Birkaç yıl önce ekonomik, sosyal ve kültürel hakları da dile getirmeye başladık çünkü José Domingo Cañas’ta tutsak edilen yoldaşlarımız sadece sivil ve siyasal haklar için değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve kültürel haklar için de mücadele veriyordu. Herkesin haklarından yararlanabildiği, eşitsizlik uçurumunun daraldığı yeni bir toplumsal düzen hayal ediyorlardı. 

Kısacası, bugüne bakmadan hafıza mekânından söz edemeyiz ve hafıza olmadan ilerleme kaydedemeyiz. Bizce hafıza mekânlarının en önemli katkılarından biri bu çünkü aksi takdirde bu mekânlar hüzünlü hikayelerin anlatıldığı, ölü müzelerden ibaret olurlar. Bu mekân bizce bir daha tekrarlanmama garantisine katkıda bulunmalı ve geçiş dönemi adaletine bağlılığı konusunda devleti sorgulamalı ki José Domingo Cañas’ta yaşananlar başka yerlerde tekrarlanmasın.

Şili devleti, geçiş dönemi adaleti sürecinde kendi sorumluluğunu tanıyarak bir hafıza politikası geliştirdi. Ancak devletin bu alanda yürüttüğü politikalara oldukça eleştirel yaklaştığınızı da biliyorum. Geri kazanma sürecinden günümüze devletin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüzde resmi hafıza politikasının kısıtları neler?

Uzunca bir süre Şili’de herhangi bir hafıza politikasının olmadığını ifade ettim. Şimdi ise Şili’de bir hafıza politikasının olduğunu kabul ediyorum ancak bunun kötü bir politika olduğunu da eklemeyi elzem görüyorum. Kapsamlı bir hafıza politikası geliştirmekten ziyade, geçiş dönemi adaleti süreciyle ilgili taleplere yönelik bazı adımlar atıldı.

Genel olarak baktığımızda Şili’deki hafızalaştırma sürecine ilişkin ilk adımın devletten değil, sivil toplumdan geldiğini söyleyebiliriz. Bu süreç; örgütler, hayatta kalanlar ve mağdur yakınları tarafından başlatıldı. Devletin sivil toplum girişimleri olmaksızın geri kazandırdığı hiçbir hafıza mekânı yok. Kayıt altına alınan 1132 mekândan sadece 100’den azı geri kazanılabildi ve bunların tamamı sivil toplum sayesinde geri kazanıldı. Bu mekânların çoğu yıkıldı ve devletin katkısı mülkiyetleri sivil toplum girişimlerine tahsis etmekle kaldı; bu girişimleri desteklemek için kayda değer bir ekonomik katkı, teknik destek veya uzman tavsiyesi sunulmadı.

Şili devleti tarafından desteklenen resmi hafızaya gelince, bu diktatörlüğün dehşetine dair bir hafıza ve geçiş dönemi adaleti süreciyle ilişkili bir tür zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. Hafıza ve İnsan Hakları Müzesi (MMDH), bu bağlamın bir ürünü ve ciddi sınırlılıkları bulunmakta. Müzenin dönemlendirmesinin 1988 yılında yapılan [Pinochet’ye karşı hayır oyu çıkan] referandumla bitmesi, demokrasiye geri dönüşe ilişkin resmi söylemi yansıtıyor. Ayrıca direniş süreçleri ve diktatörlüğe karşı yürütülen cephe mücadeleleri gibi insanları huzursuz eden hafızaları da yok sayıyor.

Bu anlamda bir başka örnek Santiago Mezarlığı’nda yer alan Gözaltına Alınanlar, Kaybedilenler ve Siyasi İnfaz Edilenler Anıtı (Memorial del Detenido Desaparecido y del Ejecutado Político). Mağdur yakınları, mağdurların isimlerinin, bulunmaları halinde kaybedilenlerin kalıntılarına ev sahipliği yapabilecek nişleri olan, büyük bir duvara yazılmasını talep etmişti. Ancak devlet yetkilileri, bu listeye çatışmalarda hayatını yitiren—ya da öyle olduğu iddia edilen—faillerin isimlerini de dahil etti. Bu, Arjantinlilerin “iki şeytan teorisi” olarak adlandırdıkları, siyasi aktivizm eylemlerini devlet terörü ile eşdeğer gören ilk hakikat komisyonu tarafından hazırlanan Rettig Raporu’nun mantığını izliyor. Yani failleri mağdurlarla aynı kefeye koyuyor ve Şili’deki siyasi hareketlerden teröristlermiş gibi bahsediyor. Bunu herkes bilmez ama bu duvarda halen faillerin isimleri yer alıyor. Kötü hafıza politikası derken bunu kastediyorum. 

Bir başka sorun ise devletin yürüttüğü hafıza politikalarında neoliberal bir mantık benimsemesi; bazı mekânları dışarda tutarken diğerlerini de finansman için birbiriyle rekabete sokması. Fon verme kriterleri şeffaf değil ancak mekânlar arasında büyük kaynak eşitsizliklerinin mevcut olduğunu biliyoruz. Örneğin, Villa Grimaldi ve Londres 38’e kıyasla Jose Domingo Cañas çok daha az kaynak alıyor. 

Hafıza mekânları açısından Şili’nin birçok yere kıyasla daha ileride olduğunun farkındayım. Burada önemli bir toplumsal kazanım olduğunu görebiliyorum ama bu devleti eleştirmemize engel teşkil etmemeli. Örneğin, müfredatta diktatörlük dönemini de kapsayacak bir reform yapıldı ama Şili’deki öğretmenlerin insan hakları ya da hafıza pedagojisi konusunda yeterli bilgisi yok. Sağlık çalışanları için de aynı şey geçerli; insan hakları ve işkence konusunda özel eğitim almaları gerekiyor. Şu anda Şili’de siyasi tutuklamalara ve işkencelere maruz kalmış yaşlı bir nesil var ve onları tedavi eden profesyoneller, bu kişileri tedavi ederken benimsemeleri gereken yaklaşım konusunda yeterli donanıma sahip değiller. Mesela maruz kaldığı elektrik işkencesi nedeniyle dişçiye gidemeyen biriyle nasıl ilgileneceklerini bilemiyorlar.

Gençlerle de birçok çalışma yürütüyorsunuz. Şili’deki genç nesiller diktatörlüğe ne kadar hakimler? Gençlerin hafıza mekânınızla etkin bir etkileşimde olması için ne gibi yöntemler izliyorsunuz?

Gençlerin diktatörlüğe dair kapsamlı bir kavrayışa sahip olduğunu düşünmüyorum. Palacio de La Monedad’ın (İsp. “Darphane sarayı,” Şili Cumhuriyeti’nin başkanlık konutu) bombalanması gibi darbenin meşhur görüntülerini görmüşler ama diktatörlüğün farklı yönleri hakkında çok az şey biliyorlar. Ziyaretçilerimiz arasında öğretmenleri tarafından mekâna getirilen öğrencilerin sayısı çok fazla. Ertesi yıl daima tekrar geliyorlar çünkü yöntemimiz genç ziyaretçileri alanın tanıklık ettiği farklı anlara etkin bir şekilde dahil ederek günümüzle bağlantı kurmalarını sağlıyor.

Örneğin, 1960’lardan bahsederken o yılların gençlerini anlatıyoruz; giydikleri kıyafetleri, dinledikleri müzikleri gösteriyoruz ve kendi zevklerini soruyoruz. Devamında o dönemin gençlerinin hayallerine geçiyoruz ve genç ziyaretçilere kendi hayallerini soruyoruz. Anlatıyı bu gençlerin kaybedildiği noktaya kadar sürdürüyoruz. Diktatörlüğün bu gençlerin siyasi tahayyüllerini yok etmek istediğini anlamalarını istiyoruz. Ayrıca bu anıtta yer alan isimlerden birini seçmelerini ve seçtikleri kişinin çocukluğundan kaybedilişine kadar olan hikayesini keşfetmelerini sağlıyoruz.

2015 yılı civarında Gençlik, İnsan Hakları ve Hafıza adlı bir program da başlattık. Öğrencilerin yarısından fazlasının göçmen olduğu bir ortaokulla çalışmaya başladık. Okul; insan hakları, hafıza çalışmaları ve eleştirel pedagoji metodolojileri üzerine çalışmak amacıyla Şili Üniversitesi ile ortaklık kurdu. Okulun bir arada yaşama kuralları da değiştirildi ve öğretmenler, idari personel, öğrenciler ve öğrenci velileri gibi okulun farklı aktörlerinden oluşan bir İnsan Hakları Komitesi kurulmasını teşvik ettik. Program birkaç yıldır devam ediyor ancak yeterli kaynak olmadığından büyüyemedi. Bununla birlikte, yılda bir kez küçük çapta bir buluşma düzenliyor, farklı okullardan bir araya getirdiğimiz gençlerle üç gün boyunca Şili’nin bir bölgesinde kalarak hafıza turları ve tartışma oturumları düzenliyoruz. Burada amaç sadece hafıza pedagojisi üzerine çalışmak değil, aynı zamanda bu genç katılımcılara toplumlarını daha iyi anlamaları için araçlar sağlamak.

Casa Memoria José Domingo Cañas
Casa Memoria önündeki bu 62 direk, diktatörlük döneminde binada öldürülen/kaybettirilen 62 kişinin simgeliyor.

Sizce hafıza mekânları, özellikle de Casa Memoria, adalet mücadelesine nasıl katkıda bulunuyor? 

Bu karmaşık bir mesele çünkü bence bu sadece bir niyet meselesi değil, aynı zamanda kaynak meselesi de. Casa Memoria José Domingo Cañas, kısıtlı kaynakları olsa da insan haklarını izleme yoluyla bir daha tekrarlanmamanın garanti altına alınmasına katkıda bulunmayı tercih etti: Şili’de insan haklarının durumuna dair gözlemde bulunuyor ve raporlar yayınlıyoruz. Nitekim kısa bir süre önce Şili’de sosyal ve siyasal hakların durumunu değerlendiren gölge raporumuzu Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne sunduk. Raporda, faillere uygulanan yarı zamanaşımı süresini ve adli davalarda ilerleme kaydedilmediğini vurguladık. Savunuculuk çalışmalarımız, cezasızlık durumuna ilişkin somut unsurlar ortaya koymak açısından oldukça faydalı. Verdiğimiz insan hakları eğitimleri de adalete bir katkı olarak görülebilir. Bir hafıza mekânı olarak siyasi bir misyonumuz olduğuna ve bugün adalet için verdiğimiz mücadelenin de tarihle ilişkili olduğuna inanıyoruz. 

Bunun yanı sıra, devlet tarafından başlatılan Ulusal Arama Planı’na dahil olan az sayıda hafıza mekânından biriyiz. Bölgede var olan diğer arama planlarından materyal temin ettik ve bu tür aramalarda öncü olan Guatemala’daki adli antropoloji ekibi gibi ilgili inisiyatiflerle bağlantılar kurduk. Ne var ki Ulusal Arama Planı’nın ismi aslında yanıltıcı. Arama planının resmi amacı, gözaltında kaybedilen kişilerin kaçırıldıkları andan kaybedildikleri ana kadar izledikleri yolu yeniden oluşturabilmek için farklı mekânlarda bulunan bilgileri merkezileştirmek. Başlıca talebimiz Silahlı Kuvvetler arşivleri üzerindeki gizliliği kaldırmayı öngören bir kararname, çünkü konuşması gereken insanlar çoktan konuştu. Eğer bu arşivler açılmazsa yoldaşlarımıza ne olduğunu nasıl bileceğiz?

Dolayısıyla, bu planın yeniden mağduriyet yaratacağından, kayıp yakınlarının yüksek beklentilerini karşılamayacağından endişe ediyoruz. En iyi ihtimalle merkezi bir veri tabanı oluşturulacak; ama bu kayıpların aranması ve bulunması anlamına gelmiyor. Diğer bir deyişle, Şili’nin kuzeyindeki yoldaşlar bir kemik bulma ihtimaliyle çölü aramaya devam edecekler. Alman yerleşimcilerin siyasi mahkumlara yönelik işkence, suikast ve kaybetme amaçlı diktatörlükle aktif işbirliği yaptığı, Şili’nin güneyinde bulunan eski Colonia Dignidad’da da hala aranması gereken yüzlerce hektar alan var. Bu bölgelerde sistemli bir arama çalışması başlatmazsanız, Ulusal Arama Planı’ndan nasıl bahsedebilirsiniz? Bu durumu çirkin ve sinir bozucu buluyorum. 


*Bu metin, orijinali Noémi Lévy-Aksu tarafından İspanyolca gerçekleştirilmiş mülakatın Türkçeye çevrilmiş ve düzenlenmiş halidir.

** Söyleşinin başında kullanılan görsel, José Domingo Cañas Hafıza Evi’nin bahçesinde bulunan bir mural. Çizimlerin yanında “Burada bedenler öldürüldü, ama fikirler değil” anlamına gelen bir yazı var.